Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

SAĞLIK KÖŞESİ

Uzun Süreli İlişkiniz Çıkmazda mı? Çözelim

Uzun Süreli İlişkiniz Çıkmazda mı? Çözelim

‘Uzatmalı’ sevgilisi olanlara uyarı niteliğinde bilgiler vermeyi borç biliyorum. Bir ilişkinin en büyük şansı, karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri bilmek ve onları bertaraf etmek için yollar arayacak olanağa sahip olmaktır. Aksi takdirde uzatmalara rağmen sıfır sıfır biten mutlu bir karşılaşma dışında bir şeyden söz etmek mümkün olmaz.  

Monotonluk; Kadın ve erkeğin birbirlerini tanıyacak uzunca vakitleri olması, tekrarlanan sosyal aktiviteler, birbirinin benzeri tartışmalar ve sürprizsiz sevişmeleri de beraberinde getirir. Işte biz buna monotonluk diyoruz. Aynı şeyleri yaparak ve bunların neticesinde aynı duygularda buluşarak birbirine daha fazla aşık olan çift bulmak neredeyse imkansızdır.

Alışkanlık; Sevgi ve aşkın yerini alışkanlığın alması, ayrılıkları daha da zorlaştırır. Oysa bazen ayrılmak gerçek bir gereklilik halini alır. Gereklilikleri yerine getirememekse ilişkiden ziyade kişinin kendisine zarar vermesi sonucunu doğurur. Sevdiklerimize alışmalıyız ama yalnızca alıştıklarımız sevdiklerimiz olmaktan uzaklaşmışsa bu ayrıma varacak kadar uyanık olmak gerek.

Sıkılma; Rutine binen, sürprizi, yeniliği kalmayan, adeta ezberlenen partner ve ilişkiler, insanı sıkmayı eninde sonunda başarır. Kaçınılmaz bir son gibidir normalliğe boğulmuş bir ilişkinin kalpte hareket yaratmaması. Uzun bir ilişkinin mutlu sona varması isteniyorsa sıkılma duygusunun beliriverdiği anlarda keskin dönüşler ve açılımlar yapmak şarttır.

Heyecan eksikliği; Heyecan market alışverişinde, TV izlerken ya da yemek yerken de mümkündür ancak bu sıradan anları heyecanla donatmak adeta sanat olduğundan daha basit bir ödev vermekte fayda var. ilişkinin ihtiyaç duyduğu heyecan dozunu yatak odasında almak. Çamaşırıyla, pozisyonuyla, dokunuşuyla, sözcükleriyle, rolleri ve talepleriyle heyecan yaratan partnerler, uzatmalı ilişkiyi diri tutar.

Evlilik baskısı; Sırasıyla yapılan tüm eylemlerden sonar nihai sonuç hedeflenmez mi? insan hayatının en belirgin nihai sonuçlarından biriyse evliliktir. Birbirini tanıyan, seven, sevişen, ortak yaşama alışan, çevrelerini paylaşan ve bunları defalarca farklı biçimlerde yapan çiftlerin önündeki adım evliliğe dönüşür. Taraflardan biri ve itiraf ediyorum genelde  kadın olanı, evlilik talebini bir yere kadar erteleyebilir. Sonumuz ne olacak sorusunun asıl anlamı ‘evlenmeyecek miyiz artık?‘dır. Ve bu soru sorulduktan sonar hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Ya tam gaz ileri ya da geri gidilecektir eninde sonunda.

Cinsellik; Cinsel açıdan iki büyük tehlike vardır uzun ilişkilerde. Birincisi; cinselliği yaşayamadan uzunca zaman bir arada kalmanın verdiği sabır tükenmesi ki bu genelde erkekte yaşanır. İkincisi ise cinselliğin yaşanması ve evliliğe cinsel açıdan heves kalmamasıdır. Yani beklenen bir dönüm noktası, farklı bir deneyim, büyük bir açılım yoksa ilişkinin seyrinin değişmesi, başka bir yöne evrilmesi gerekliliği düşünülmez. Düzenli cinsel yaşam, aşırı düzenli ve sistemliyse daha doğrusu rutine bindiyse ilişkiyi tatsız, renksiz ve kokusuz bir sıvıya dönüştürür.

Mecburiyet; ‘Bu saatten sonar her şeye baştan başlayamam’ duygusunun tehlikesi düşündüğünüzden çok daha büyük. İnsan yaşadığı sürece hiçbir şey için geç değil ama uzun yıllarını birbirleri için harcamış ve iki kişilik bir dünya kurmuş çiftler maalesef çoğunlukla birbirlerini arzulamıyor olsalar bile bir ruh haline saplanıp kalırlar. Kimsenin kimseye mecbur olmadığı gerçeği, özellikle de birbirlerine uzun süreyle cinsel partner olmuş kişilerde göz ardı ediliyor. Kadının, birlikte olduğu erkekten başka bir seçenekle, geçmişi açıklayarak baştan başlaması çoğu zaman zul gibi görülüyor. Peki yaşananlara değiyorsa bile yaşanmayanlara değer mi?

Birikmeler; Birbirlerini kanıksamış kişiler, kavga ve gürültüye de doyuyorlar. Faydası olmayacağına inandıkları sözleri, hiç söylemeden yutmayı alışkanlık haline getiriyorlar. Günü kurtarmak için sustukları her türlü kırılma, darılma, içlenme, kızma halini biriktirip ilişkilerini uzun vadede çıkmaza sokuyorlar. Hiçbir birikim gizli kalmaz, malum. Eninde sonunda küçük bir kıvılcımla patlayan birikimler, kişiler şanslıysa evlenmeden yerle bir olur Evlendikten sonar yaşananlar ise uzun ilişkilerden sonra kısacık süren evliliklerin de açıklaması haline gelir. Kimse biriktirmek istemez ancak herkes köşeye biraz olsun koyar.

Dış müdahaleler; Ailelerle tanışılması, arkadaşların ortaklaşması, iş çevrelerine hakimiyet darken eş dost akraba müdahaleleri için odak noktası olan çiftler, epey zorlanırlar. Her kavganın bir barıştıranı, her kıvılcımın bir parlatanı, her iyi günün bir felaket tellalı oluşur zamanla. Bunu vazife bilen insanlar vardır hayatta, kendi ilişkisi dışında herkesin ilişkisine dahil olmayı. İşte onlardan biri denk gelirse, çiftlerin vay haline.

Yıpranma; Hayat müşterektir elbette ama kimse tek kişilik bedeni ve ruhuyla iki kişilik sorumluluk için biçilmiş kaftan değildir. Hele de ortada evlilik yok ve sonu görünmeyen bir yol varsa. Eninde sonunda ‘bunlara ne için katlanıyorum’ ya da ‘tüm bu güzellikleri taçlandıracak neyim var ki’ duyguları da işin içine girer. Yukarıda saydığım her şeyin bir parça bile olsa vuku bulduğu bir ilişkiyi hayal edebiliyor musunuz? Yıpranmanın kaçınılmaz olduğunu anlamak nasıl da kolay…

Tüm ilişkilerin evlilikle son bulması gerekmez. Yolun doğru olmadığı duygusundan emin olduğunda tek adım dahi atmamak en doğrusudur. Hayat garip bir şeydir zaten; size uzun bir ilişkinin veremediğini bir ilk görüşte aşk verebilir, hem de günler içinde. Ya da uzun ve kıymetli ilişkiniz sizi bir masal kahramanı da yapabilir en mutlu sonla. Olasılıklar, ilişkilerin kaderidir. Onları doğru değerlendirip yolunu belirlemekse kişilerin aşka ve ilişkiye olan kabiliyetleri.

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396