Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

BLOG

Nefret Başlı Başına Suç Değil mi Zaten!

Nefret Başlı Başına Suç Değil mi Zaten!

Son zamanlarda sosyal platformlarda sıklıkla karşılaştığımız kınama, önleme, mücadele etme çalışmalarının nefret suçlarıyla ilintili olması ve bu suçların giderek artması, baş edilemez hale gelmesi ne kadar üzücü. Çalışmalar adına son derece umutlu olduğumu da söylemeliyim.

Nefret suçu şöyle tanımlanıyor; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi önyargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlar. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler nefret grubu olarak adlandırılırlar. Bu suçları engellemeye ve suç işleyenleri cezalandırmaya yönelik düzenlenmiş yasalara ise nefret yasası denir.

Ne böyle bir tanım olsaydı ne de böyle bir yasaya ihtiyaç duyulsaydı keşke. Çok derin bir konu bu, bin bir türlü boyutu var, etkenleri ve değişkenleri bol, anlaşılması çaba ister.

Ama bir insandan nefret etmenin, onu hedef seçmenin yanlışlığı çok kolay anlaşılır bir şey. Siyasetten, hukuktan, sosyolojiden anlamanıza gerek yok. Şöyle bakın; siz birini öteki kabul ediyorsanız siz de o kişi için ötekisiniz demektir. Haydi öyleyse birbirimizi öldürelim! Çok acı. Yaşananlar tam olarak böyle çünkü. Şiddetin azı çoğu olmaz, hepsi bir. Herhangi birini ‘öteki’ kabul etmek, dışlamak, onun daha az hakka sahip olduğuna inanmak çok büyük bir yanlışlık. Ve biz, insanoğlu, aklıyla kalbini birleştirmede en usta canlı, bunu nasıl görmeyiz!

Kişisel düşüncelerimiz dnalarımız kadar farklı, aynı oluşumların içindekiler bile birbirinden ayrı. Katılmak, onaylamak, anlamak zorunda değiliz ama söylemlerimize pek tabi dikkat etmek zorundayız. Birini ırkından, dininden, cinsiyetinden, cinsel tercihinden dolayı "yok edilmeyi hak eden kişi" olarak görmek ve dahası başkalarına da işaret etmek ne büyük bir gaflet…

Söz gelimi; eşcinselleri sevmek, bu yönelimi onaylamak zorunda değilsiniz, Müslümanlar Yahudileri, Yahudiler Müslümanları, Türkler Kürtleri, Kürtler Türkleri sevmek zorunda değil. Bunlar sadece örnek, hiçbir grup bir başka grubu sevmek zorunda değil ve de hiçbir insan bir başka insanı. Fakat hepimiz birbirimizin can güvenliğinden, refahından mesuluz. Aynı göğün altında yaşıyorsak o göğü kendi üstümüze doğru çekiştirip duramayız. Bize düşen havayı temiz kılıp aynı oranda sağlıklı solumak. Bu gök hepimizin.

Türk toplumu duyarlıdır aslında. "Gel ne olursan ol geli" duyarak ve duyumsayarak yetiştik, bu fikrin güzelliğinin farkında fakat hayata geçirme konusunda daima tereddütteyiz. Oysa çok kolay. Birbirimize zarar vermekten çok daha kolay.

Eskiler anlatırlar duymuşsunuzdur, Güneydoğu’da Müslümanlar Süryani komşularıyla yakın dostluklar içinde yaşarlarmış, Büyükada yerlileri anlatır, Müslümanlar Hristyanlara Paskalya’da, Hristyanlar Müslümanlara Ramazan’da iftarlarda eşlik ederlermiş. Ben sıklıkla dinlediğim bu yaşanmışlıklardan büyük keyif alırım.

Eşcinsel olduğu için darp edilen çok sayıda insan öyküsü duyuyoruz, bana terapi için gelen danışanlarım arasında da bunlara örnekler var. Dinlerken bir insan olarak mutlaka bir parça utanç duyuyorum. Sizden olmayana zarar vermek anlaşılır bir şey değil çünkü. Onaylasanız da onaylamasanız da. Onun hayat hikayesini bilmiyorsunuz değil mi? Onların da aileleri var. Onun annesinin içi sizin annenizden daha az sızlamıyor yavrusu zarar gördüğünde. Ya da küçücük bir projeyi patronunuza beğendiremediğiniz için bile karalar bağlarken, o kendi hayatının projesini çizme biçiminden dolayı cezalandırılıyor ve hayat denen en ciddi işin dışına atılıyor, yaşadığı travmayı tahayyül edebiliyor musunuz?

Erkeği düşünün, sırf gücü daha fazla diye gücü az olan kadına ve çocuğa zarar veren erkekleri ama. Buna ses çıkarmadığınız, görmezden geldiğiniz sürece o tehlikenin kendi kız kardeşinize, kuzeninize, annenize, sevdiğiniz komşunuza geldiğini ulaştığını var sayın, çünkü öyle olacaktır. Hoş gördüğünüz için pişman olacağınız gündür o gün. Pişmanlık kötü, keşke demek kötü, suçluluk hissi kötü. Siz, sizden olmayanı kucaklayabildiğiniz ölçüde insansınız, hepimiz için böyle. 

Herhangi bir haksızlığa uğrayan kişi, karşıt gördüğünüz taraftaysa ‘iyi oldu az bile’ demek niye? Biz böyle mi kaybettik objektifliğimizi, bu kadar mı kaybettik, üzücü... Ben gelişkin toplumların, birbirlerinin haklarına saygı duymayı geçtim, birbirlerinin haklarını koruyan insanlardan oluşabildiğine inananlardanım. Size dokunmayan yılanın bin yıl yaşayacağı bir toplumda o yılan sizi de sokar ya günün birinde, işte o misal. Hele bir de sevmediğiniz ve maalesef nefretle andığınız taraftaysa yılan, bir de motive mi ediyorsunuz zehirini iyice akıtsın diye? Sorasım geliyor insanlığımız,inançlarımız, kültürümüz nerde? Olsun, umutluyum. İnsalık kendine uyanacaktır.

Çocuklarınızı, yakınlarınızı doğru biçimde telkinlerle inandığınız yolda tutmaya çabalayabilirsiniz ama fikirlerinizi kamusal alanlarda, toplumsal platformlarda nefret saçarak paylaşıp bireyleri ya da grupları hedef gösteremez, onlara zarar vermek için uğraşamazsınız.Bu her şeyden önce vicdani bir mesele. İnsani bir mesele. Empati yetisi kazanmak bu toplumun başlıca amacı olmalı ve hatta tüm toplumların. Nefret suçu diye adlandırılan suçlara zemin hazırlamak, ortaklık etmek, faili olmak çok kolay. Ama insanca yaşamaktan ve yaşatmaktan daha kolay değil. Biraz hoşgörü, biraz empati, biraz insan sevgisi, hepsi bu. Bunu başarabilecek hissiyatı da dini öğretinizde, ailenizde, ideolojinizde ve tabiatınızda bulabilirsiniz, yeter ki bulmak isteyin. Çünkü çocuklarımıza pek çok şeyle birlikte tehlikesiz ve ne olurlarsa olsunlar kendilerini güvende hissedebilecekleri bir dünya bırakmalıyız, bu bizim görevimiz.

Nefret suçu mu? Nefretin kendisi bile suç gibi geliyor kulağa.

Sevgiyle...

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396