Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

BLOG

Kışı Yaza Çevirmek

Kışı Yaza Çevirmek

Ankara’nın kışı güzel olur, bilenler bilir. Serttir, çok serttir ama şefkatlidir. Ya da bana öyle gelir bilmiyorum. O sabah şefkatliydi. Dün gibi hatırlıyorum çünkü yeni yılın ikinci günüydü. İlk günü dinlenerek geçirmiştim, ta ki gece o telefonu alana dek. Ses telaşlıydı ve sanırım şefkate muhtaç. Telefondaki ses ertesi sabah en erken kaçta beni görmeye gelebileceğini soruyordu.

Ama ‘geleyim de beni görün’ diyordu. Birbirimizi görmek. İşte buydu olacak olan. Sesi gerçekten telaşlıydı ve önce onu sakinleştirdim. Hemen müdahale edilmesi gereken bir şey varsa, gebeliğiyle ilgiliyse gebelik takibini yapabilecek olan doktora ulaşamadıysa yardımcı olabileceğimi söyledim, hemen o anda yardımcı olabileceğimi. Hayır bir bebek beklemiyordu ve sesinden öyle anlaşılıyordu ki hayattan bir bebek de dahil hiçbir şey beklemiyordu. ‘Bir sorunum var önemli  çok acil n’olur söyleyin Gökçen Hanım sabah kaçta gelebilirim en erken’ dedi telaşlı ve giderek yalvarmaya dönüşen sesiyle. Ya da ertesi sabah öğrendiklerim bende sonradan o ana dair bu tür hisler oluşturdu, bilmiyorum. Sabah 9 için sözleştik.

Yardımcıma durumu bir smsle bildirdim ve bu acil durumu randevu defterime işlemesini söyledim.  O sabahın bendeki karşılığı şu anda bile şefkat, tuhaftır. Durumun vehametini Didem’in sesinden anlamıştım, evet adı Didem’di, fakat yine de onu karşımda görünce idrak ettim sanırım.

Genç ve güzeldi, bunu değiştirmeye, öylesine giyildiği, bir çırpıda üzerine geçiriverdiği  apaçık belli olan giysilerinin ve dağınık saçlarının gücü yetmemişti. Evet gerçekten çok güzeldi. 26 yaşındaydı ama sigara ve alkolü fazla tüketmekten olsa gerek sesine bir 5 yaş daha koyun.  

Safiş ve Tülay ile birlikte kapıda karşıladım onu. Öğlen 12’ye dek tek ziyaretçimiz oydu. Ayaküstü küçük ve rahatlatıcı bir sohbetin ardından ki sabrı ona bile anca yetmişti, odama aldım Didem’i. Oturduk kahvelerimizi söyledim ve sanırım bu davranışımı ‘şimdi kahvenin zamanı mı’ bakışlarıyla karşılamıştı. Oysa tam zamanıydı. Yaşını, öğrenimini, yaşadığı yeri sorarak yaptığım girizgah başarılı geçmişti. Sesi ve nefesi biraz daha düzene girince ‘seni dinliyorum Didem, bana güvenebileceğini söylemek isterim. Sanırım sen de bunu biliyorsun ki burdasın’ dedim. Cevap çok netti ‘tecavüz etti bana, insan kendi öz yeğenine, nasıl olur bu tecavüz etti hayvan, öldürmeliydim o zaman onu, ben öldürmeliydim’ sesi giderek hiddetleniyor ve küfürler de kaçırarak ağzından sürdürüyordu konuşmayı.

Bölerek müdahale ettim. Bu durumun ne zaman yaşandığını öğrenmek ve hukuki yollara başvurmak, gereken ne varsa yapmak adına başlattığım bu müdahale ’12 yaşımdaydım’la son buldu. Binlercesini duyduğum bu olay, beni o an sanki her zamankinden çok etkilemişti. Ağlamaya başladı. Sakinleşmesi için ona zaman verdim. Ki bu tercihi yani kendi haline bırakmak, sakinleştirmek, sarsmak, kendine getirmek gibi pek çok seçenek içinden o anda duruma en uygun olanı seçmek yalnızca bir uzmanın yapabileceği bir şeydir. Sakinleştiğinde durumu bütün detaylarıyla anlatmasını ve olayın bugünle olan bağını da anlatmasını istedim.

Ağrı’nın bir köyünde gelmişti bu iş başına. Öz amcası tarafından tecavüze uğramış, önce korkmuş, amcası bu olayın üzerinden 6 gün geçtikten sonra bir iş kazasında ölünce de söylemesinin mümkün olmadığına inanınca, yükünün altında ezilecek gibi olup köyünden kaçmıştı. 3 abisi ve 1 kız kardeşi vardı. ‘Belki de anlatsam inanır bana sahip çıkarlardı ama ben kendimden iğrendim. Günahtır ölmüş bir adamı ağzıma almak diye düşündüm, bir gece yarısı kaçtım’ diyordu. 12 yaşında bir kız için son derece tehlikeli olan bu yolculuk çok büyük bir şansın eseri, yine zorluklarla fakat başına daha büyük bir bela açılmadan son bulmuştu. Köydeki eski öğretmeninin yazdığı mektup zarflarından birini yanına alıp aramış bulmuş ve ona sığınmıştı. Öğretmeni aileyle arasında köprü oluşturarak onu okutması için izin vermelerini istemiş ve bu izni koparmayı başarmıştı.

Sonrasında öğretmeninin desteğiyle vakıflarca okutulmuş, üniversiteden mezun olmuş ve öğretmeni de vefat edince kendi yolunda yürümeye koyulmuştu. Ailesiyle bağı zayıflayarak kopmuş ve bir yabancıya dönüşmüştü. Köyüne hiç gitmemişti. Travma bunca yıla rağmen tazeydi. Eğitimine büyük özen göstermiş, özel üniversitelerden birine araştırma görevlisi olarak kabul edilmiş ve orada tanıştığı bir meslektaşıyla nişanlanmıştı Didem. İşte hikayenin buradan sonrası bana gelme sebebi, bundan sonrası kendini kaybetme sebebi. Nişanlısına yıllar önce başına gelenleri anlatmamış ve bir sohbet arasında geçen ‘bakireyim’ cümlesini değiştirme fırsatını yakalamamış ve kendi inancınca kaçırmıştı. Şimdi onu bu telaşa salan ve dahası bütün ilişkilerinin bitmesine neden olan cinsel ilişki korkusunun boyutlarından korkar olmuştu.

Nişanlısı onun 26 yaşına dek bakire kalmak istemesini anlayışla karşılamış ve bunun sonucunda bekaretini vereceği erkek olarak seçmesinden büyük mutluluk duymuştu. Ya şimdi ne olacaktı! Böyle diyordu Didem. ‘Ya şimdi ne olacak!’. Kızlık zarının dikilebildiğini duymuştu ve üniversitede hamile bir meslektaşının gebelik takibi için ve sonrasında da cinsel isteksizlik terapisi için bana geldiğini duymuştu. O güveniyorsa Didem de güvenirdi. Çaresizliği gördüm gözlerinde. Okuduğu okullar, üzerine çok sağlam bastığı ayaklar alıp götürememişti bunu. 26 yaşında genç bir kız, yıllar önceki acımasız bir saldırının etkisiyle 14 yıl sonra karşımda yaprak gibi titriyordu. Kendi yöntemlerimle sakinleştirdim onu. Yaptığı harika şeylerden söz ettim. Hikayenin içinde takdir ettiğim her şey için şefkatimle ve uzman gözümle ödüllendirdim. İçimden tam da öyle gelmişti. Önündeki seçeneklerden söz etmeliydim ona. Kızlık zarını diktirebilirdi ve daha rahat edecekse bunu seçebilirdi evet ama yaşadığı travmanın 14 yıl sonra onu bu hale getirmesine bakılırsa daha köklü bir çözüme ihtiyacı vardı. Bunu anlatmalıydım.

Gerçeği başka bir yalanla nişanlısından saklayabilirdi, sevdiği adamla arasına geçmişin girmesine engel olabilirdi, onun dokunuşlarında yeniden ve yeniden ürperme, korkma riskini göze alabilirdi, bu sürpriz dolu paketi açabilirdi. Ya da nişanlısına durumu anlatabilir ve onu bana birlikte gelmeye ikna edebilirdi. O zaman nişanlısına üzüntüsünü, sevgisini, beklediği anlayışı, şefkati ve bilmesi gerektiği kadarıyla gerçekleri anlatarak aralarındaki yalan duvarını kaldırabilirdi, onunla kaybettiği ailesinin çok daha güzelini kurabilirdi.

-Didem seçeneklerin var, asla çaresiz değilsin. Hayatının nasıl sürmesi gerektiğine karar vereceksin hepsi bu.

-Hayatımın onunla sürmesini istiyorum yalancıyım diyemem diyemem bırakır giderse ölürüm nasıl anlatırım asla yalandı diyemem.

Ağlıyordu Didem, mütemadiyen yeni bir çığlıkla ağlıyordu. Kendi kendine konuşuyordu, baştan alıp ağlıyordu. Sakinleşip duruyordu. Sonra yeniden… Uzun uzun konuştuk. Nişanlısı hakkında anlattıklarına bakılırsa bir uzman olarak onu bu gerçeğe alıştırma sürecinde yardımıma ihtiyacı vardı, hayır kötü biri değildi. Sadece dürüstlük konusunda taşıması gereken hassasiyeti taşıyordu. Dahası Didem, nişanlısı olsun olmasın o tecavüzün izlerini silmek için mutlaka ama mutlaka destek almalıydı. Ve birden dedi ki;

-Çocuğumuz bile olur, kimselere bırakmayız onu!

Bunu öyle ansızın, öyle içten söylemişti ki nişanlısını alıp geleceğinden emin oldum. Ve de öyle oldu. Uzun süren bu seansın ardından nişanlısı Okan’ı da getirmek üzere ayrıldı. Ona açıklama işini burada terapi esnasında yapacaktı. Bir cinsel terapiste gittiğini açıklayacak, kendisine de ihtiyacı olduğunu söyleyecek, Okan’ı bu kapıdan içeri sokacaktı. Önceki akşamki genç kız da bu sabahki genç kız da değildi kapıdan çıkarken, güçlenmişti. O gün sıklıkla Didem’i düşündüğümü hatırlıyorum. Bir doğuma girmiştim. Bebeği elime aldığımda kulağıma sesi doldu ‘Çocuğumuz bile olur, kimselere bırakmayız onu’. Kimselere bırakılmamalıydı çocuklar, çocuklarımız… İğrenç düşüncelerle yıpratılmadan büyümeli ve mutlu bireyler olmalıydılar.

Didem randevu aldı 2 gün sonrasına ve Okan’la geldiler tam da konuştuğumuz saatte. Okan şaşkındı, bu cinsel terapi de nerden çıkmıştı, Didem’in neyi vardı, neden buradalardı, çok mu kötüydü durum… Düşünüyordu. Sevdiği kadını düşünüyor kaygılanıyordu. Biraz sohbetin ardından ilk olarak ben girdim söze:

-Didem’le onun bazı sorunlarını aşması için çalışmaya başlamıştık ki senin yardımın olursa her şeyin çok daha kolay çözülebileceği konusunda ikna ettim Didem’i. Çünkü bazen her şey çok karmaşık ama bir o kadar da kolaydır, çözmek istenirse.

Okan telaşlandı, sadede gelmemi isteyen sesiyle:

-Noldu Didem’e korkuyor mu bu mu mesele? İlişkiye girmekten yani korkuyor musun hayatım? Dedi Didem’e dönerek.

Ağlamaya başladı Didem. ‘Tecavüz tecavüz’ dediği anlaşılıyordu sadece. Okan’ın nasıl ayağa fırladığını çok net hatırlıyorum.

-Kim kim yaptı bunu sana? Sana mı yaptılar nerde oldu bu anlat Didem anlat ne yaptı sana kim yaptı! İyi misin sevgilim iyi misin Didem iyi misin?

İyi misin? Duymak güzeldi bunu. Sevdiği kadının iyi olup olmadığıyla ilgilenmesi, önceliği buna vermiş olması. Ve sıklıkla tonu sürekli değişen sesiyle tekrarlıyordu soruyu.

-İyiyim. Anlatacağım. diyebildi Didem. Ve yeniden ağlamaya başlayıp ‘Anlatın Doktor’ diyene kadar onları izleyip aklımda notlar tutmuş, ikisinin de istemeleri halinde terapinin nasıl sürdürüleceğine dair bir yol haritası çıkarmaya başlamıştım.

Durumu, hem Didem’e o anları yeniden yaşatmadan, hem onun takdir edilecek yönlerine vurgu yaparak, hem Okan’a desteğinin ne denli önemli olduğunun sinyallerini vererek, hem de Didem’in başvurduğu yalanın insan psikolojisi açısından gerekçelerini açıklayarak anlattım Okan’a. Boş boş bakıyordu. Bir Didem’e bir bana. Sonra gitti birden üstüne kapanarak sarıldı ve kısa bir süre sonra şiddetle sarsmaya başladı ‘nasıl anlatmazsın bana nasıl saklarsın, bakire olmandan daha önemli bir şey yok mu sence, ben böyle bir adam mıyım’ diye sitem ede ede. İkisi birden oturmuş, susmuş, gözlerini bir noktaya dikmiş, sakinleşmiş ve hatta gereğinden fazla sakinleşmiş adeta tepkisizleşmiş kalmışlardı. O net sorunun zamanı gelmişti :

-Okan, bugün burada ikiniz için yapılabilecekler ama daha çok Didem için yapabilecekler için yanınızdayım. Çünkü yaşadıkları şu an senin yaşadıklarından daha büyük ve kesinlikte terapi almadan aşılabilecek gibi görünmüyor. Benim uzman olarak, senin de bundan sonra hayatını paylaşmak için can attığı adam olarak destek olmamız halinde her şeyi zamanla yoluna koyabiliriz. Elbette senin de sevdiğin kadınla aranda geçen bu tatsız durumun da tamiri gerekecektir. Burada vermen gereken karar, Didem’in yanında olup olmayacağın. Çünkü bu kapıdan çıkıp gitmek ve bu yükü almak istemez, ilişkide aradıklarını bulamadığını söyleyerek her şeyi sonlandırmak istersen Didem’in yine de yaşadıklarından dolayı bizden destek alması gerekecek. Ama sen gidersen senin gidişin bu süreci yavaşlatabilecek ve senin gidişinin onda yarattığı etkileri de azaltmak gerekecek. Bunun için seni suçlayamayız. Zor durumda olduğun aşikar. Ve bu kararı hemen vermek zorunda değilsiniz. Didem iyileşmeye, hayatına seninle devam etmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazır. Geçmişten alınan derslerle geleceğinizi kurmak isterseniz başlayalım derim. Dilediğin kadar zamanın var. İyice düşünmen ve bu yola çıkmaya ne kadar istekli ve kararlı olduğunu bilmen gerekir. Seni suçlayamayız çünkü sen de kendince son derece haklısın. Birbirinizi hak ettiğinizi düşünerek kararınızı beklediğimi söylemek isterim. Didem sen Okan olsa da olmasa da beni görmeye devam edeceksin öyle değil mi?

Didem Okan’a bakıyordu hayran, yalvaran ve mahçup gözlerle, yanıtladı:

-Bunlardan kurtulmak istiyorum. Kabuslarımdan, tabularımdan, korkularımdan, bütün bu pisliklerden arınmak istiyorum. Ne olursa olsun Gökçen Hanım, ne olursa olsun! Öleceğimi sanıyorum. Bastırıyordum artık bastıramıyorum. Okan da olsun, bağışlasın istiyorum. Sevgilim çaresizim.

O gün o kapıdan hiçbir şey söylemeden önce Okan, sonra da ağlayarak Didem çıktı. Okan, 1 saat sonra tek başına geri dönüp Didem’den ayrı da terapi seanslarına katılıp bu durumu sindirmesi için ayrıca destek alıp alamayacağını sordu. ‘Elbette’ dedim. Ve ekledi ‘Didem’le de geleceğim, hazır olunca konuşacağım onunla. Siz yanında olacaksınız değil mi yanımızda yani. Siz kendiniz ama?’

O gün duyduğum en güzel soru değildi, o konuşmanın içindeki en güzel soru da değildi. Ama şu an düşündüğümde anlıyorum ki o soru bana bu işi yapmamın güzelliğini anlatan, bir aile kurmayı, kurmuşken sürdürmeyi ve daha da önemlisi mutlu bireyler olmayı sağlamama sebep olan her şeye şükretmemi sağlayan cümleydi. Bir birey olarak o an mutluydum. ‘Evet dedim ben bizzat ve gerektiğinde ekibimin geri kalanıyla yanınızda olacağım.’  Umut güzel şey, umut verebilmek çok daha güzel şey.

Okan’la Didem’in çocukları, güzel kızları şu anda 2 yaşında. Bir yerlerde küçük ve mutlu bir ailem var. Beni unutmayan ve kendilerini unutturmayan. Mutlu sonlarda mesleğimle var olmak güzel şey, gerçekten kutlu şey. 

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396