Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

BLOG

Kadına şiddet!

Kadına şiddet!

Kadına şiddeti yazmaktan usandım. Duymaktan ve tanık olmaktan da tabii. Hayır susmayın! Olsun ve halının altına süpürülsün istemiyorum ben. Yaşanmasın istiyorum artık. Bunca zorbalığın bizi hiçbir yere götürmediğini, güvensiz ve mutsuz bir topluma iyiden iyiye evrildiğimizi gerçekten göremiyor musunuz? Bu mesele, Ayşe’nin morluğundan, Fatma’nın akan kanından çok daha derin, çok daha acıklı. Fiziksel acılarımız, yaralarımız, berelerimiz zamana teslim. Elbet geçiyor. Ama toplumun kalbi kanıyor, içi çürüyor. Bunu zaman iyi edemez. Sustuğunuz şey, bir kadının itilip kakılmasından ziyade, sevgiye dair inancın ve insana dair güvenin kalıcı olarak kırılıp yok olması. Sustuğunuz şey, bizi insan olmaktan uzaklaştıran bir canavar. Öfkemiz, yeryüzünü kapladı. Hayatın bütün hırsını kendimizden daha güçsüz olandan çıkarıyor, adına çoğu zaman “sevgi” diyoruz. Kadınlar ve çocuklar, erkeklerin olduramadıkları, kendilerini yeterli göremedikleri bir hayatın acısını çekiyorlar. Bu reva mı? Bu bizi bitiriyor. Kadınıyla, erkeğiyle toplumu bitiriyor.

Şiddetin nedenini sorar olduk. Herhangi bir neden haklı çıkarabilirmiş gibi. İhanet mesela, haklı bir gerekçe olarak kabul görür oldu. Bir şey yanlışsa, yürümüyorsa, bir taraf haksızlığa uğruyor, hak etmediği bir muamele görüyorsa yoluna gidecek, “bitti” diyecek, bu kadar basit. İhanet asla şiddetin gerekçesi olamaz. Birine zarar vererek olmuşları olmamış edemezsiniz. Kimseyi dayakla terbiye edemezsiniz. Dahası haddiniz de değil. Ahlak, namus... bunlar yalnızca sahibinin sorumlu olabileceği şeyler. Bunu anlamaktan gerçekten mi bu kadar aciziz? Gerçekten kendimizi ispatlamak için intikama ihtiyacımız var mı? Başkasından intikam alan, kendi dünyasına çamur bulaştırmıyor mu en çok?

Gelelim günümüz gündemine. Adlı adınca bahsedelim; Sıla gibi güçlü bir kadının bile şiddete uğradığı hayatta bize neler olmaz? İşte kanı beynime sıçratan o kara mizah cümlesi. Sıla “bile” bir kadın değil. Sıla da bir kadın. Erkekler, tıpkı diğer kadınlara yaptıkları gibi onu da kaba kuvvetle susturmak, olduğundan daha zayıf kılmak istiyorlar. Boyun eğsin, düşünmesin, konuşmasın, itaat etsin ve çemberden çıkmasın istiyorlar. Kaçamasın kurtulamasın, aşk dedikleri bu ahırda bağlansın kalsın istiyorlar. Hayır beyler, aşk sizin sandığınız gibi bir ahır değil. Aşkta kimseyi bağlayamazsınız.

Gerçek aşk susturmak, sindirmek, korkutmak istemez. Gerçekten aşık olan yüreklendirir, dinler, anlar ve öğrenir. Öğretir de aynı zamanda. Dayatmadan, istendiği ölçüde. Bir kadını bir hayvanla eşdeğer görmenin yürekleri burkması yeni değil ve bu ülkede hayvanın gördüğü eziyet de yüreklerin kaldıracağı gibi değil. Gerçek sevgi, her şeyedir. Varlığa ve varlığın kutsallığına en çok. Ahmet Kural olmak yetmez. İnsanlık için değerli olmak istiyorsanız insanca yaşamaya ve sevmeye inanacaksınız!

Toplum çürüyor. Birbirine, tüm kötü davranışların akabinde “reis” diyen erkeklerin bir yere ait olma, kendini ispatlama çabasıyla çürüyor. “Boşuna dövmemiştir” diyen kadınların şuursuzluğuyla çürüyor. “Bir kereden bir şey olmaz” diyen tanıkların dile kolaylığıyla çürüyor. Siz, şiddetten medet umanlar, şiddete kılıf bulanlar; bir toplumun kalbini ve geleceğini çürütüyorsunuz. Çocuklarına sevgi aşılama ihtimalini öldürüyorsunuz. Kadına yönelik şiddeti anlamaya çalışmayın. Anlatmaya çalışın. Anlatarak bitirebiliriz. Hayır diyerek, kınayarak, karşısında durarak. Ve tabii hukuki haklarımızı bilerek, arayarak. Aranmasına vesile olarak.

Şiddetin ne denli geniş olabileceğini anlatın. Fiziksel olmadığında da şiddet olabileceğini anlatın. Ve ne olur şiddet karşısında susmamayı öğütleyin. Susana “ben buradayım” deyin. Burada kalın. Yanında kalın. Kadının yanında duran,nesillerin yanındadır.

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396