Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

BLOG

Işığa Doğru

Işığa Doğru

Hikayelerin kendilerini doğurma biçimleri çok ilginç. Bambaşka pencerelerden bambaşka bahçelere bakıyorsunuz, hiç ummadığınız manzaralar görüyorsunuz, hiç ummadığınız kokular alıyorsunuz.

İnsanlar da kat kat oluyor ve sizin hangi kata dek inebileceğinizi bizzat kendileri ve bazen de tesadüfler belirliyor.

Bir jinekolog olarak her fırsatta öneminden bahsettiğim düzenli jinekolojik muayeneler konusunda örnek sayılabilecek biridir Işık. Hiç aksatmadan, adeta takvim tutarak gelir muayenesine. 6 ayda 1i kesindir de aralarda küçücük şikayetlerinde bile kapımızı çalar. Sağlığıyla ilgilidir. Bakımlıdır. Şıktır. Yalnızca sohbet etmeyi sevmez. Uzun cümleler kurmaz. Detaylı konuşmalar yapmaz. Nettir. Sizi yormaz, soru sormanıza fırsat bırakmaz. Randevularına sadık, programlı ama içe dönüktür. Kapıdan girer girmez telefonunu kapatır ve tam çıkarken açar. Her şeye apayrı bir vakit ayırdığı ve buna hiçbir kontrol mekanizması olmaksızın böyle saygı duyduğu, sadık kaldığı için hayran kalırsınız.

Jinekolojik muayeneleri cinsel yaşamının hareketli ancak sağlıklı olduğunu ortaya koyuyor. Binlerce çift tanımış da olsanız partnerini merak ediyorsunuz. Merak ediyordum elde değil.  Bahsi hiç geçmeyen  bir adam, yüzüksüz parmaklar, hoş bir kadın. Şanslı olabilecek bir adam, kim bilir nerde… Var mı yok mu…

Bir gün muayenede yalnız kalmak istedi. Hemşirem olan yardımcımdan bizi yalnız bırakmasını rica ettim. Cinsel organında yırtık, zedelenme ya da herhangi bir darp izi olup olmadığını öğrenmek istedi. Bunu yapabileceğimi fakat bir sorun varsa rapor almak üzere bir devlet kurumundan rapor almanın gerekeceğini, bunun için onu bir doktor arkadaşıma da yönlendirebileceğimi söyledim. Sert bir şekilde ‘benim bilmem yeterli’ dedi. Soru istemediği açıktı. Sormadım.

Tahmin ettiği gibi berelenmeler vardı ancak suça temel teşkil edecek derecede sayılmayabilirlerdi. Yorum yapmaktan kaçındım. Durumu açıkladım ve muayenenin sona erdiğini söyleyerek rutin bilgilere geçtim. Giyinip toparlandıktan sonra ‘odanıza geçebilir miyiz Gökçen Hanım’ dedi, geçtik.

O ana dek gözüme hep çok güçlü, resmi ve hoş görünmüştü. O gün ilk defa bacaklarını salladığını, dudaklarını ısırdığını ve sırtındaki minderi sürekli düzeltip koca koltuğa sığamadığını gördüm. Birer kahve söyledim ve ilk defa onun isteğiyle bir sohbete giriştik. Eşimi, çocuklarımı sordu, nerede doğduğumu büyüdüğümü, okuduğumu…  Sohbetimizin yönünü o belirliyordu, zaman kazanıyordu belki. İlişmedim. Nasıl rahat hissedecekse öyle olsun istedim. İlk buluşmanın büyüsünü bozmak istemeyen sevgili hassasiyeti sanki, meydanı ona verdim. Derin’le Kuzey’in fotoğraflarını görmek istedi, kendi yeğenlerinin fotoğraflarını gösterdi. Sadede gelmek bazen uzun sürüyor ama sonunda geldi. Küçük bir kız çocuğunun büyükmüş gibi davranmaya çalıştığını görür gibiydim.

-Gökçen Hanım, hayatımda biri yok. Birçok kişi var. Eskortum ben. Hayatımı böyle kazanıyorum.

İlk değildi, son olmayacaktı. Sakince karşıladım.

-Jinekolojik muayenelerinizi aksatmamanıza şimdi daha çok sevindim. İyi ki tedbirli davranıyorsunuz. Bundan sonra da böyle devam edelim lütfen.

Şaşırdı. Hem de baya şaşırdı. Ne bekliyordu ki küfürler savurup kovacak mıydım? Aşağılayacak mıydım onu? Nasıl yaparsın bunu mu diyecektim? Hayır. Hikayesini henüz bilmediğim ancak öğrenmek istediğim bir kadındı. Üstelik son derece güçlü bir kadındı. Bu merakımı katlıyor, bir kez olsun onu basit göstermeyen tavrına hayran bırakıyordu. Altını deşme isteğim bu defa terapist kimliğimden değil kadın kimliğimden kaynaklanıyordu, itiraf etmeliyim.

Kimya bölümü mezunuydu. Eğitimine dair bir iş yapmayı hiç düşünmemişti. Sahne sanatları okumak isterken babası tarafından kimya okumaya zorlanmıştı. Başarılı eğitim döneminin ardından bir süre oradan oraya savrulmuş, önce ilgi duyup içine girince sevemediği işler yapmış, daha sonra İstanbul’a giderek bir spor merkezinin misafir ilişkileri sorumlusu olarak yüksek maaşla işe başlamıştı. Alımlı kadınların tercih edildiği bu işten kendisine rahatlıkla yetecek kadar para kazanırken hatrı sayılır kişilerle, ünlü isimlerle, politikacı çocuklarıyla, ünlü iş adamlarıyla tanışmıştı. Evli bir iş adamına aşık olana dek her şey yolunda gitmiş ancak ilişki ortaya dökülünce büyük sorunlar yaşamıştı. Hayatımın en kötü 2 yılı diye özetliyordu şimdi o yılları. Daha sonra üniversite okuduğu şehre geri dönmeyi burada kendi işini kurmayı düşünmüştü, belki bir spor merkezi, belki bir güzellik salonu.

Hayatının dönüm noktasının ne olduğunu merak ediyorsunuz değil mi? O ‘İstanbul’da tanıştığım bir playboyla Ankara’da karşılaşmak hayatımı değiştirdi. Sonra kürek çekmeyi bıraktım, sulara attım kendimi’ diyor. Sulara atmak kendini, arınmanın en güzel biçiminde savrulmak ne garip değil mi…

Sesinin tonu değişip de kendini ve kontrolünü kaybettiğini, bundan mutsuz olduğunu fark ettiğimde sohbeti sonlandırmak istedim ve onu bir seansa davet ettim. Sözleştik ama belki de artık hiç gelmez diyordum, kendini ilk defa bu kadar bırakmıştı, utanmış, yenik hissetmiş de olabilirdi. Olmadı. Geldi.

Bu birliktelik, düzenli bir ilişki değildi, olmasını ikisi de istememişti. Işık şöyle diyordu;

‘Hiçbir şey istemiyordum, kandırılmış değildim. Bunu ben seçtim, bana bu sunuldu, kabul ettim. Özgür olmak ama yanımda birini bulmak istiyordum. Bana uyar dedim.’  Buna bir kazan-kazan ilişkisi olarak bakıyordu. Pahalı hediyeler, lüks oteller, iyi yemekler derken tanıştığı adamların sayısının arttığından, tek gecelik ilişkilerin onda maddi bir beklenti içine girmeksizin alışkanlık yaptığından ve bu yaşamdan hoşnut olduğundan söz etti. Maddi durumu yerindeydi, İstanbul’da kardeşine bir tekstil markasının franchise şubesini açmıştı, herkes onun bu şekilde geçindiğini ya da zengin bir sevgilisi olduğunu düşünüyordu. Oysa o bir eskort kızdı. Hayatından memnundu. Bunu seçmişti. Kendi deyimiyle hem özgür kalmıştı hem de yanında birini bulmuştu.

Cahil biri değildi. Cinsel yollarla bulaşan tüm hastalıklara hakimdi. Korunma yollarını dikkatle uyguluyor, sağlığını tehlikeye atmıyordu. Sohbetlerimizin birinde bile bundan ötürü mutsuz olduğunu hissetmedim. İnanması güç evet ama o böyle mutluydu. Seçme şansı vardı, kimseye bağımlı değildi, işinin sıklığını kendisi belirliyordu, kendine zaman ayırıyordu, herkes gibi yaşıyordu.

Baktığınızda giyiminden kuşamından anlamıyordunuz ne iş yaptığını, ya da konuşmasından tavrından erotik bir mesaj almıyordunuz. Makyajı ele vermiyordu onu, o söylemedikçe fikir sahibi olamıyordunuz. Bu sık rastlanan bir şey değil evet ama rastlandığında itiraf etmeliyim ki şaşkınlıkla birlikte hayranlık uyandıran bir şey.

Bedeniyle ruhunun hesaplaşmasını tamamlamıştı Işık. Bize düşen yalnızca ihtiyacı oldukça ve izin verdiğince elinden tutmaktı.

Ona bu kitapta kendisinden bahsetmek istediğimi söylediğimde ismini vermememi, onun yerine ‘Işık’ ismini kullanmamı istediğini söyledi. Işık, yine kontrol altına almıştı her şeyi. Yine kararını vermişti, seçimini taçlandırmıştı. Bu Işık’ın hikayesiydi, ta kendisinin.

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396