Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

BLOG

Hoşça Kal Diyememek

Hoşça Kal Diyememek

En çok ne zaman yoruldum ve ilk ne zaman pes eder gibi oldum hatırlamıyorum. 8 yaşındaki oğluma annesinin bizi terk ettiğini anlatmaya çalıştığım zaman mı, 4 yaşındaki kızımın annesinin göğsündeki kokuyu ararken hayatımızdan gelip geçen tüm kadınları kokladığını fark ettiğim zaman mı… Bakkal, komşu, hala, hiç ayırt etmeksizin ve vazgeçmeksizin aradığı hem de. O kokuyu bir daha duyup duyamayacağını bilmediğimi söyleyemezdim ve vazgeçmesini de isteyemezdim üstelik. Yalnızca 9 yaşında olan bir çocuğu, feleğin çemberinden geçmişlerle aynı olgunluğa itmek ister miydim peki? İstemezdim elbette. Çok yoruldum ve pes eder gibi oldum. Alıp başımı gitmek, kendimi çocuklarımla birlikte yok etmek ve durmaksızın ah etmek istedim. Ama sabahı bekledim sonra; her gecenin sabahını, aydınlıkla geleceğini düşünerek bekledim.

Başka bir adama aşık olmuş. Öyle yazıyordu mektubunda. Durdum ve saydım, ben kan bağım olmayan 14 kadın tanıyordum toplamda, Allah’ın selamından fazla kelam ettiğim. İş arkadaşlarım, çocuklarımın arkadaşlarının anneleri ve bir de karımın en yakın iki arkadaşı. Ha bir de terzisi var, etti 15. Ben yalnızca 15 kadın tanırken, o benden başka birine aşık olmuştu. Benim birine aşık olmamın 1/15 ihtimal dahilinde olduğunu düşünün yani, benden başka birine aşık olmak için yaratılmış gibi geldi böyle düşününce. Neyse… İstediği hayatı ve aşkı yaşamasaymış çok kızarmış kendine ve anlamış ki insanın kendinden başka dostu yokmuş. İnsan ancak kendisini mutlu ederse tutunabilirmiş yaşama; sanırım bunca zaman bizimle mutlu olduğunu sanmam büyük hataymış. Ve onu anlayacağımı bildiğini, buna inanmak istediğini, genç yaşta aldığı evlilik ve çocuk sorumluluğundan bunaldığını, artık kendisi için yaşayacağını ve çocuklara ondan çok daha iyi bakacağımdan emin olduğunu yazmış. Ne büyük şans! İnsanın çocuklarına bakmaktan ve onları sevgiyle büyütmekten başka ne gibi bir seçeneği olabilir ki benden olmasın! Elbette bakarım ve elbette yıldızlara sararak büyütürüm onları. Işıklarıyla kamaşırım. Karanlıkta kalsın o!

Severek evlendiğim ve dahası 28’inde evlendiğim kadın, genç yaşında evlilik ve çocuk sorumluluğu almaktan bahsediyor. Ve çocuklarımız birer kaza değilken üstelik. Hiçbir çocuğun kaza olmadığına inanan ben, yazgımız konusunda onu ikna etmeye uğraşacak değilim! Onu bilmem ama ben, hayatımı, sevgimi çoğaltarak sürdürmek ve sevdiğim kadınla en büyük ortak noktamı inşa etmek istediğim için sahip oldum çocuklarıma. Bana sahip olsunlar istediğim için. Daha annelerinin karnında yer edinmeden hayallerim vardı onlar için. Mesleklerine, hobilerine, kaşlarına, gözlerine dair. Üstelik hayallerimin ne kadarının gerçeğe dönüşeceğiyle hiç ilgilenmedim. Ne olmak istiyorlarsa olurlar ve Allah nasıl istiyorlarsa öyle görünürler dedim, evlat değil mi akılsızca severim onları, delirir gibi. Onaylayan başı, omzumdan sonsuza dek eksildi şimdi. Bizi terk etti.

Kimi sevmiş acaba, nasıl birini.. Çocuklarından daha önemli biri olduğuna göre bir yerlerin Tanrısı olmalı! Gözü kararıp suç işleyenlerin pişmanlıkları sahici gelir bana, birini öldürenlerin mesela. Ama gözü dönüp terk edenlerinki öyle değil asla. Çünkü terk etmek her şeyden önce, bunu daha önce defalarca düşünmüş olmayı gerektirir. Çünkü sevdiğin birinden ayrı kalmak, düşünülmeden karar verilecek şey değil. Ve zannım o ki; benim ne zaman düşünürsem düşüneyim vazgeçeceğim bir şey, hiçbir zaman düşünmedim ama öyle olurdu eminim. Bizi terk etmeyi düşünmüştü, planlamıştı, bizi aldatmıştı. Bununla yaşamayı başaran biri her şeyle yaşamayı başarır şimdi. Özlemek ona kar yanığı gibi gelir eminim. Zamansız ve gereksiz… Kendimi, onu ve çocuklarımı terk etmeye hazırlanırken düşünemiyorum ben mesela. Tek bir çorabını bile atlamadan, yazlık ve kışlıklarının tek bir parçasını bile ardında bırakmadan ama çocuklarına anı olsun diye küpelerini ve gelin tacını bırakan bir kadınla geçirdiğim hayata inanamıyorum.

Rica etmiş, çocuklarının onu kötü anımsamasına izin vermememi. Annenizin gitmesi gerekiyordu dersin demiş, olmaz mı… Olur ya, olmaz mı! Kim anlamaz ki iki küçük çocuğunu ardında bırakarak başka bir adamla giden kadını! Olur tabi, gitmesi gerekiyordu çünkü başka bir adamı hepimizden fazla sevmiş, olamaz mı! Yazık ki kıyamıyorum onlara, yazık ki nasıl biri olduğundan söz edemiyorum! Yazık ki onlara yetememekten korktuğum için gizlice ağlıyorum yatağımda, bir kendi yerime bir de senin.

Bırakmayacağım onları. Bir gün bile, eskisinden daha az sevmeyeceğim. Bir gün bile anneleri gittiği için dünyalarının eksik kaldığını hissettirmeyeceğim, mümkün değil evet ama en aza indirgeyeceğim kırılgan kanatlarının sancısını. Ondan söz etmeyeceğim iyi ve kötü, annenizin gitmesi gerekiyormuş diyeceğim. Çok mühim işleri varmış, yaşı 38, ruhu pismiş! Demeyeceğim sonuncusunu. O kötü diye kötülük etmeyeceğim ben. Annelikten istifa edip daha iyi bir iş bulmasına sevindim, dilerim kazancı bol olsun!

Bizi terk etti. Nasıl bakacağımı bilmediğim ama zamanla öğrendiğim iki çocuğumuzu ve beni hayallerinin dışına itti. Başka bir hayatı seçti, bizim nerede ve nasıl kurulduğunu bilmediğimiz bir hayatı. Bizden ilelebet eksildi. Olsun, tamamlarız biz birbirimizi. Yaralarımızı sararız itinayla, temaslarımızı sahici kılarız daima. Onu unuturuz.

2 yıl önce gitti. Hayat zor ama imkansız değil. Çocuklarım var ve onlar var oldukça hiçbir veda son değil.

Söyleyememiştim; HOŞÇA KAL!

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396