Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

BLOG

Her şey Kendi Yolunda

Her şey Kendi Yolunda

Herkesin yolu başka. Herkesin yolundaki diken başka, köprüsü başka, taşı başka. Her şey yolu yol yapıyor aslında. Kusursuz demek çoğumuza göre her şeyin yolunda olması demek. Kusursuz olmak demek bazılarımız için tek tutku. Her şeyin yolunda olması demek çoğumuz için her şeyin kusursuz olması demek.

Ya öyle mi? Her şeyin tam olması mı, yolunda olması?

Her şeyin yolunda olması, yüzleşmek demek oysa. Yüzleşmediklerimizin yolunu bilemeyiz, bizim yolumuzda mı değil mi bilemeyiz. Yüzleşmek, sonuç ne olursa olsun yolun haritası…

Aydın ve Nergis’i odamda beni beklerken buldum. Gülüşüyorlardı kendi aralarında. Aydın, ben odaya girer girmez Nergis’in üşüdüğünü ve odayı biraz ısıtıp ısıtamayacağımı sordu. Sıcak ortamı daha da ısıttıktan sonra oturdum ve konuşmaya başladık.

Aydın, özel bir eğitim kurumunun sahibi ve yönetim kurulu başkanı, Nergis ise Ekonomi bölümü mezunu bir ev hanımıydı. ‘Artık ev ekonomisi yapıyorum’ demişti, şen kahkahasının hemen ardından. Gülüşü sesli bir kadındı, ilgi bekleyen aheste hareketleri vardı. Sırtındaki yastığı düzeltmeye kalkışıyor ondan önce Aydın hallediyordu. Çantasını almak üzere uzanıyor, daha uzanmadan Aydın alıp uzatıyordu. Şımartıldığı, ilgi gördüğü belliydi. O da sıklıkla dokunuyordu ama kocasına. Yanağına, saçlarına, ellerine dokunuyordu küçük küçük dokunuşlar, tam da önerdiğimiz gibi.

Evliliklerini anlatmaya başladılar, bir şey sormama gerek kalmıyordu, anlatıyor da anlatıyorlardı. Bıraktım, dökülmelerini istedim. Aydın sürprizler yapmayı seven, iletişime çok önem veren, ince ruhlu eğlenceli bir adam, Nergis ise ‘kadın kadın’ diye tanımlayabileceğimiz türden bir kadın, zeki, becerikli ve sosyal bir ev hanımı. Her akşam okuma saatleri olan, 2 haftada 1 defa mutlaka uzak ya da yakın bir yerlere gidip yeni şeyler görmeyi seven bir çift, evlerinde misafir ağırlamayı çok seven ev sahipleri. Tek çocukları var, 7 yaşında bir erkek çocuğu. İkinciyi şimdilik düşünmüyorlar. Evde yardımcıları ve bakıcı olduğu halde çocuklarıyla kendileri ilgilenmeyi tercih ediyorlar. Sevişmeyi asla ihmal etmiyorlar, her ne olursa olsun yatakta kaliteli zaman geçirmeyi de en az ‘çocukla kaliteli zaman geçirme’ kadar önemsiyorlar. Anıları çok tatlı, keyifle dinletiyor.

Söz sırası bana geldiğinde bana düşenin ne olduğunu soruyorum, neden o an benimle o odada oturduklarını. Yanıt, almak isteyebileceğim türden ama yine de biraz düşündürücü.

Nergis, bir aile danışmanlarının olmasını istediğini, ilişkilerini daima bu kadar canlı tutmak ve doğru paylaşımlar yapmak adına düzenli olarak görüşmek istedikleri bir terapist arayışının sonunda bende karar kıldıklarını anlatıyor. Ne mutlu bana; çünkü bu araştırmayı sıkı tuttuklarından eminim.

Görüşmelerimiz bir düzen içinde başladı. Yatak odaları, sohbetimizin en renkli kısmıydı. Aydın, erkeklerin genel sorunu olan erken boşalmadan hiç nasibini almamıştı. Nergis’i mahvedecek kadar geç boşalıyordu. Nergis’in yataktaki içgüdüsel becerisi ise Aydın’ı yıllardır hayran bırakmaya devam ediyordu. Mutluluğu asla dışarıda aramamışlardı, seanslardan sonrası için yaptıkları planlar hariç. Ya uçağa yetişiyorlardı, ya sinema biletleri vardı, ya tiyatro. Eş dost sergisi, açılışı, keyifli akşam yemeği, çocuğun maçı derken dizilerdeki yaşamın mümkün olduğunu düşündürüyorlardı.

Seansa gelen diğer çiftlerin, tanışmaları halinde içten içe kıskanacakları bu çiftle görüşmelerimizin seyrine hiç müdahale etmedim. Övünmeyi biraz seviyorlardı, bıraktım övündüler. Detaylara fazla takılıyorlardı, bıraktım takıldılar. Geleceğini sezdiğim ve beklediğim bir gün vardı.

Sohbetlerimiz onların sorunsuz giden evliliği ve ufak öneriler üzerinden ilerliyordu. Biraz renk katmak için bazı çalışmalar yapmayı önerdim, şaşırtıcı uyumları yine devreye girdi ve hemen kabul ettiler. Bu defa işin rengi başkaydı. Güzellikleri madde madde saymaya kalkarsanız binleri bulmanız mümkündü belki ancak olumsuzlukları madde madde saydığınızda ilk üç hayatınızı değiştirebilirdi.

Kendi kusurlarınızı yazın dedim, şaşırdılar. Eşiniz okumayacak, yalnızca ben okuyacağım. Kendinizde değiştirmek istediğiniz şeyleri, başka türlü olsaydı daha iyi olurdu dediğiniz şeyleri, kadı kızında da bu kadar kusur olur bende de var dediğiniz şeyleri… Yazın dedim. Konuşmak yoktu. Odayı terk edecektim ve onlar bunu sessizce yapacaklardı. Süreleri 15 dakikaydı. Uzun uzadıya düşünmek için yeterli bir süre. Çünkü insan kendini tanırdı, tanıdığını belli etmese de tanırdı.

Listelerin kabarık olmayacağını biliyordum. Ağızlarından olumsuz tek cümle çıkmamıştı. Elbette bugün de çıkarken zorlanacaktı. Olsun, başlangıç başlangıçtır.

15 dakika sonra döndüğümde Aydın’ın listesinde 2 madde, Nergis’in listesinde 3 madde vardı.

Fazla spesifik şeylerdi ve asla ilişkileriyle ilgili değildi. Aydın, iş yaşamındaki mükemmeliyetçiliğinden ve girişimlerde bulunurken tadında bırakamadığından dem vuran şeylerden söz etmişti. Nergis’in kendisiyle ilgili şikayeti ise arkadaşları için gereğinden fazla iyilik yapması, her şeyi çekip çevirmenin ona kalmasıydı. Kusurlarında, kendilerinde şikayetçi oldukları şeylerde bile üstünlükleri göze çarpıyordu. Başkalarının olmak istediği kişiden şikayet ediyor gibilerdi. Başlamıştık, devamı gelecekti.

Bir iki seans sonra rotası hiç değişmeyen sohbetlere yine bir oyunla ara verdiğimde renkleri attı. Bu defa birbirlerini değerlendireceklerdi. Karakterle ilgili 1, iş ve evle ilgili 1, sosyal yaşamda 1, evlilikle ilgili 1 madde yazmak zorundaydılar. Pek hoşlanmadılar ancak yine olgundular, gülerek karşıladılar, zorlanacakları besbelliydi. Bu defa süreleri yarım saatti ve konuşmak yoktu yine.

Yarım saat sonra döndüğümde maddelerin evlilikle ilgili olanı ortada yoktu. Diğer yazılanlar da pek çok kişiye göre ‘ne var ki bunda, ne güzel işte’ denebilecek türden şeylerdi. Yine onlar okumayacaktı, ben okuduğumda hiçbir şey görmedim ve hiçbir şey görmeyişimde çok şey gördüm. Üzerine gitmekte artık açıkça fayda vardı.

Aradan biraz zaman geçti. Bu zamanda da örnek bir çift olmayı sürdürmüşlerdi. Ödün vermedikleri mutlulukları parmak ısırtıcıydı.

Bir sonraki oyunumuz yalnızca evlilikle ilgili olacaktı. Ben de onlar da bu evlilikle ilgili 3 olumlu 3 olumsuz değerlendirme yapacaktık. Detaylara girmek, spesifik olaylar anlatmak yoktu. Şundan çok memnunum, şundan değilim, şu harika ama bu can sıkıcı diyeceklerdi. Net olacaktık, ben de onlar da. Ben onların yazdıklarını kendimde saklı tutacaktım. Onlar benim yazdıklarımı okuyacak ve üstüne konuşmayacaklardı. Düşünmek serbestti, düşüneceklerdi.

Süreleri yarım saatti ama daha uzun süre dönmedim, döndüğümde el ele oturmuşlardı, kağıtları hazırdı, konuşup gülüşüyorlardı. Yarım saat dolduktan sonra konuşmaya başlamışlardı, ‘sözünüzden çıkmadık yani’ dediler, güldük konuştuk biraz daha. Benden onlara kendi yazdıklarımı vermemi beklediler. Hazırdı ancak vermedim. Üzerinde hiç değişiklik yapmadan ve sizinkileri okuduktan sonra, bir dahaki seansta vereceğim dedim. Sarmaş dolaş çıkıp gittiler yine.

Bir sonraki seansta zoraki gülümsüyorlardı, aralarında belli belirsiz bir gerginlik vardı ancak bir kavgaya karışılmadığı da ortadaydı. Neyiniz var dediğimde afalladılar. Savunma hazırdı, uykusuzdular, çocuğa şu olmuştu, bilmem nereleri ağrıyordu, o bu şu… Beklediğim şeyler.

Bundan sonrası sezilerimi doğruluyordu.

  • Yazdıklarınız üzerine düşündünüz değil mi?
  • Zorlandık yazarken, zaten önemsiz şeylerdi. Ama ödevimizi yaptık, değil mi?
  • Önemsiz şeyler miydi? Kime göre önemsiz mesela? Aydın’ın yazdıkları Nergis için, Nergis’in yazdıkları Aydın için mi önemsizdi?

Yoksa Aydın’ın yazdıkları bizzat kendisi için, Nergis’inkiler de keza öyle mi?

Anlamaz gözlerle baktılar ve Aydın, benim yazdıklarımı görmek istedi.

Yazdıklarımı verdim ve tekli görüşmelerle savunmalarını yapabileceklerini, her şeyin aramızda kalacağını söyledim.

İstemediler, gizli saklıları yoktu ki onların.

Kağıdı verdim. Listem onları şaşırtmıştı. Boştu.

“Çok düşündüm ancak bana anlattıklarınız, size imrenmemden ve seansa gelen diğer çiftlere örnek göstermemden başka bir işe yaramadı. Biraz daha düşünür bir liste oluştururum diye geçen seans geçiştirdim, bir işe yaramadı.”

“Gerçekten mi!” diye tepkisini gösterdi Nergis, hayalkırıklığına uğramış gibiydi ve bu tepkiyi istemeden vermişti. Sessizce geri çekildi hemen.

Birkaç saniye süren sessizlikten sonra ‘peki bizim yazdıklarımız üzerine konuşmayacak mıyız hiç?’ dedi. Aydın kararsız görünüyordu, bir şey talep etmek istemiyor ancak merak da ediyordu.

‘İsterseniz konuşuruz elbette’ dedim. Cevap verecek gibi görünmüyorlardı, çekimser tavırlar, ne diyeceğini bilemez haller… Bütün düğümü çözecek soruyu sordum:

-Kavga etmek ister miydiniz? Birbirinizi deli gibi sevdiğiniz, harika bir çocuk yetiştirdiğiniz, mutlu sevişmeler yaşadığınız halde kavga etmek ister miydiniz? Olmayacak kıskançlıklar nedeniyle, aynı anda farklı şeyler yapmak istediğiniz için, gözünüzün üstünde kaşınız var diye… Her şey olabilir nedeni. Kavga sonrası, tartışma diyelim hadi, sonrasında seviştiniz mi hiç?

‘Hayır’ dedi ikisi de. Kağıda yazılanlar yavaş yavaş ortaya dökülmeye başlamıştı işte. Elbette vardı mutsuzlukları. Ve onları yutmayı nasıl olduysa gereksiz biçimde fazla fazla öğrenmişlerdi. Kavgaları olmuyordu, küskünlükleri, nazları tuzları olmuyordu.

Sıkılmışlardı.

Seansları akışına bıraktım. Ağır ağır ilerledik. Ve sonunda emin oldum. Sıkıldıkları için gelmişlerdi bana. Yenilik arıyorlardı. Aynı çevrelerde aynı mükemmel hayatı yaşıyor, her şeyden memnun oluyor, hiç söylenmiyor, başarılı ve keyifli bir yaşam sürüyorlardı. Birbirlerinden sıkılmışlardı, hiçbir şey yapmak zorunda olmamaktan, güçlükleri unutmaktan, mücadele etmemekten sıkılmışlardı. Birbirlerini tolere etmeyi yaşamın temeli haline getirmekten sıkılmışlardı, birbirlerini oldukları gibi sıkılmanın dibine vurmuşlardı.

Açıldılar. Birbirlerine açıldılar. Bana açılmalarından çok daha önemliydi bu.

Çocuklarını yetiştirmekten, yataktaki fantezilerine dek pek çok konuda fikir ayrılıkları vardı artık. Bundan keyif aldıklarını görüyordum, bu çarpışma üzerlerindeki ölü toprağını kaldırmıştı adeta.

Kavga sonrası sevişmeleri de başladığına göre kabuklarına çekilmeleri yakındı. Kısa bir süre sonra, rutin seanslarımız sona ermişti. Amerikan filmlerindeki aileler gibi olmaktan kurtulmuşlardı, kendileri olmuşlardı sonunda. Yine aşkla bakıyorlardı, yine kıskandırıyorlardı, ama bir görevmiş gibi yaptıkları şeylerden yavaş yavaş kurtuluyorlardı. İçtimaya çıkacak gibi yaşamaktan usanmışlardı, haklılardı.

İşte şimdi her şey yolundaydı. Çünkü bu defa kendi yolundaydı, onların yolundaydı. Yol, onlarındı.

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396