Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

BLOG

Hangi Derneğin Başkanıyım

Hangi Derneğin Başkanıyım

Annem de babam da öğretmendi. Bu geçmiş zaman eki de ne ola ki; hala öğretmenler. Zira öğretmenlik bitmez. Dillerindeki sözcükler, ceplerindekilerden azdı her zaman. Her yeni sözcükte hayrete düşer, bu kadar şeyi akıllarında nasıl tuttuklarını düşünürdüm küçükken. “Mütevellit” demişti babam bir keresinde mesela, ilk defa duyuşumdan olsa gerek çok etkileyici bulmuştum. Oysa bu zamana nazaran yaygındı o zaman “mütevellit” sözcüğü. Hala kullanırım babamın malı gibi, zira “mütevellit” babamın olsa bu kadar severdim.

Annemin “nazende” dediği o büyülü an, al işte yine çıkarmıştı en olmayacak yerde sihirli bohçasından yepyeni bir sözcük.Üstelik bana demişti saçlarımı tararken. Galiba her şeyi biliyorlardı. Dünyadaki her şeyi en çok onlar biliyordu. Asla sıkılmadığım bir evde büyüdüm ben. Her anın bir derse dönüştüğü ama bu derslerin asla avuçlarımıza tahta cetvelle vuran bir öğretmen sertliğinde geçmediği. Belki biraz sinsice bile eğitiliyorduk, kanımıza işleyen şeylerin o an farkında bile olmadan ama son yudumuna dek özümseyerek. 

Sofrada adap öğrenir farkına bile varmazdık mesela. Eksiklerimiz, tabağımıza konmazdı boğazımıza dursun diye, yanlışlarımız suya katık edilmezdi. Tatlı tatlı anlatırdı babam ağzının dolu olmadığı zamanlarda, bize neyin daha çok yakışacağını. Annem saçımızı okşamadan, elini omzumuza dokundurup bir hayal gibi sevmeden geçmezdi yanımızdan tabaklarımızı doldurmaya giderken. Çok zengin olduğumuza inanan bir yanım vardı. Bugün bakınca anlıyorum ki bu zenginliğin başka, paradan puldan daha büyük bir anlamı vardı.

♦ ♦ ♦ 

Sokakta oyun oynar eve döner şikayetlerimizi sıralar ve adeta şırıngayla vücüdumuza zerk edilen adaletten payımızı alırdık, haksızlığımız bizden asla saklanmazdı ve haklılığımızda zorba yanımız asla sıvazlanmazdı. Varlığı ve yokluğu, bir kuşun iki kanadı gibi görüyordum; öyle örneklemişti babam. Birini anlamazsan diğerinin kıymetini bilemezdin, bir diğerini anlamazsan diğeriyle baş edemezdin. Uçmak için ikisini de anlamak ve ikisine de çalışarak şükretmek gerekiyordu. Uzaklara ve yükseklere kanat çırpmak ancak emekle mümkündü ve ne kadar gidersen git, ailenden uzakta hissetmemen, hissettirmemen esastı.

♦ ♦ ♦ 

Gece yatıya bir yerde kaldığımda; bir akraba, bir arkadaş ki bunlar da belli sınırlar dahilindeydi ve bugün verdiğim çocuklarda cinsel eğitim başlığının bize çaktırılmadan tahtaya ilk yazıldığı zamanlardı; tavana bakar, daha saatler önce gördüğüm annemi ve babamı özlemenin hem tatlı hem de annemin o ansızın ortaya çıkan sözcüklerinden biri olan “kekre” tadını sindirmeye çalışırdım. Acı değildi onları özlemek. Çünkü bize kavuşmanın güzelliğini örnekleyen şiirler okurdu babam kış akşamları. Bizim evde saz çalınırdı. Ve sazın en iyi anlattığı şey kavuşmaktır bence. Kimileri ayrılık der ama biz kavuşmaların sazını dinlerdik evde. Babam, kavuşmaları, yere değen meyve dallarını, buz gibi keskin çeşme sularını ta dibimizdeymişçesine okur anlatır ve yeşil başlı gövel ördeği arkadaş sanmamızı sağlayacak kadar sıcak dolardı diline. Bizim evde her şey biraz türkü gibiydi.

♦ ♦ ♦ 

Annemle babam tartıştığında, gözlerimin önünden birbirlerini ne çok sevdiklerini hatırlatan kareler geçirmeye çalışarak gözlerim dolu dolu beklerdim odamızda. Oysa bilirdim, küs kalamazlardı. Benim gözümdeki yaş aşağı düşmeden meyve soymuş olurdu annem babama ve babam bir türkünün dizelerini, anneme şiir etmiş olurdu dünya meselelerinin önemsizliğini anımsatırcasına. Türkü türkü severim ben bu yüzden kocamı, çocuklarımı. Ayrılıkların kavuşması gibi, dargınlıkların barışması gibi. Bizim okulda bu vardı.

♦ ♦ ♦ 

Bir eli verirken öbür eli bile görmüyor olacak ki çok yoksul bir tanıdığımızın bebeği için ağlamış ve babama “Bizde var, birazını versek ne olur sanki?” diye bağırmıştım. “Düşünemedim, haklısın. Yarın kardeşine kendi ellerinle verirsin.” demişti babam, onu tanımadan yaptığım belki de o ilk hayırda. İşin aslını öğrendiğimde duyduğum utanma ama hayranlık duygusuna bir sözcük daha eklenmişti işte durduk yere “namütenahi”. “Babacığım bu güzel sözcükleri sen mi uyduruyorsun o güzel aklınla?”.

♦ ♦ ♦ 

Birinin gıybeti yapılırken çayının son yudumunu hızlıca içip mutfağın yolunu tutan ve orada oyalandıkça oyalanan, odaya dönünce de arkadaşlarına gözleriyle “bitti mi?” diyen, incitmeden ayıplayan annemin, herkesin dünyasına nasıl saygıyla baktığını ve kapının eşiğini, içeri çağrılmadıkça asla geçmediğini bu gözlerimle gördüm. Bazen aksini yapmak istesem de doğrusunun o olduğunu hep bildim ve ufak taşkınlıklarım, annemin kızı olmayı sevdiğimi düşününce sakinledi. O an orada olmayan birini konuşmayı, yargılamayı ve ayıplamayı bıraktım. Bıraktığım yaşta kanadım. Ve o an annemin kollarında küçük bir kadındım. Saçlarım okşandı, gururum da beraber.

♦ ♦ ♦ 

Annem ve babam öğretmendi, bizim ev bir okuldu. Onları hep başka çocuklarla paylaştım. Bir sürü okula gittim ama her zaman en güzel okul yuvamdı. Sobada kestane kokusu olan okul, annemin salçalı makarnasının tadının bir başka olduğu okul ve babamın ozanlara hep selam durduğu okul. Kardeşimin biraz haylazlık yaptığı ama çocukluğuna doymasına asla mani olunmayan okul. Okul gibi okul.

♦ ♦ ♦ 

Gökçen, yaşın kemale erdi zaar. İçlenip yazdıklarına bakınca içini çekip daha da yazasın geliyor, kalem titremese yapacaksın. Evet kalem, her zaman kalem. Bilgisayarlara inat kalem. Kağıt, kitap kokusu. Ağaçlar beni bağışlasın ama ille de yazmak ister bu parmaklar. Geçenlerde bahsediyordum, eskiden ölümler koymuyordu, sıradan bir haber gibi alıyor ve çok lazım gelirse üzülmüş gibi sessiz duruyorduk. Ama sonra ölüm anne ve babalarımıza geçti, dedeler ve ninelerimizden. Ve sonra dostlarımıza, arkadaşlarımıza. Anladım ki ne anı namına kar kaldıysa yanımıza, unutmamak için daha çok anımsamalı insan. Çünkü ölüm, mezarlarımıza su döken çocukların gizlemeye çalıştıkları ama pek de beceremedikleri sevinçle açılan bir ekmek kapısı bazıları için. Çünkü ölüm, bize doğmaktan çok daha yakın. Ve çünkü Gökçen, “bolahenk” günleri geride bırakmaya yüz tutan yaşınla kavgan, yuvandan daha sıcak.

♦ ♦ ♦ 

Üzdüysem affola ama bunları daha iyi yaşamak için yazdım ve hatırlattım kendime. Çünkü Gökçen de “anne ve babasını dünyanın en harikulade varlıkları olarak görenler derneği eş başkanı”. Arayın ve “seviyorum” deyin. Elinizde çiçeklerle gidin ve verdikleri her şey için teşekkür edin. Sonra bir sese, bir elin sıcaklığına muhtaç, asarsınız derneğin kapısına ceketinizi. Bir çay söylersiniz yıllarca demli.

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396