Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

BLOG

Eylül Gelene Dek

Eylül Gelene Dek

2012 yılının aralık ayıydı. Hava güneşli ama çok soğuk. İstanbul, gerdanına bakmaya doyamadığım şehir, yine güzel. Koşturmacalı İstanbul günlerimden biri. Sabah Ankara’dan İstanbul’a uçup akşam aynı yolu yorgun ama mutlu kat edeceğim. Bir Cuma günü rutini. En keyif aldığım sohbetler, her Cuma günü Jess Molho ve Sena Keçeli’yle yapılıyor uzun zamandır, yine o sohbetlerden birinin sonrası. Yayından sonra uçağıma yetişme telaşım, hoşuma bile gidiyor artık. Alışmak böyle bir şey işte. Sevmekle birleşiyor.

Yayın boyu açık olan ve sürekli çağrı alan telefonumda, aynı numaradan yapılmış çok sayıda arama fark ediyorum. Doğum yapmak için sabırsızlanan karnı burnunda bir anne adayım olabilir, hemen dönmekte fayda var.

Karşıma çıkan ses ‘ohh be’ diyor, ama sesi tanımıyorum. ‘Gökçen Hanım, yayında hemen Ankara’ya döneceğinizi söylediniz ama sizi görmem gerek. N’olur biraz zaman ayıramaz mısınız?’

‘Kiminle görüşüyorum, sorun tam olarak nedir?’

‘Ben İlke, hastanız değilim. Tanışmadık hiç ama tanıyorum ben sizi. Evliliğim bitti bitecek, yalvarırım yardım edin, Ankara’ya gelemeyebilirim, lütfen görüşelim kısacık da olsa yeter.’

‘Sorun ne, söyleyin ne yapabileceğimize bakalım’

‘Galiba vajinismusum ben, doğru söyledim mi bilmiyorum ama boşanmak üzereyim, lütfen sizi göreyim’ . Ve ağlamaya başladı. Öylesine alışık olduğum bir çaresizlik ki bu…

‘Nerede oturuyorsunuz, hangi semtte yani?’

‘Ataşehir’deyim ben’

‘Ben Ayazağa’dan 10-15 dkya kadar yola çıkacağım, siz de Ataşehir’den çıkarsanız havaalanında buluşabiliriz sanırım. Ancak fazla zamanım yok, akşam bir operasyonum var, ona yetişmeliyim. Uçuşumu değiştiremeyeceğim. Size ancak böyle yardımcı olabilirim’

‘Tamam mutlaka geleceğim, çıkıyorum bile. Sizi orada beklerim.’  Sesindeki o çocuk sevinci de çok alışık olduğum bir şeydi neyse ki.

Alanda buluştuk İlke’yle. Ağlamamak için güçlükle tutuyordu kendini, titreyen sesiyle anlattı. Eşi kaptandı. İlk gece ilişkiye girememişlerdi ancak eşi anlayış göstermişti. Daha sonra 3 gece, 5 gece, 1 ay derken evliliklerinin 2. yılına girmişlerdi. Hala birlikte olamamışlardı ve evlilikleri artık bitme noktasındaydı.

İlke yalnız bir kadındı. İstanbul’da eşi ve kendisi dışında bir yakınları yoktu. Ve daha da kötüsü eşi de yoktu. Kaptandı. 3 ayda bir İzmit Gölcük’te karaya çıkıyor, İstanbul’daki evine geliyor ve yalnızca 10 gün kaldıktan sonra yeniden sefere çıkıyordu. Evliliğinin hiç tadı yoktu.

Yıllarca bize, uzun bir bekleyişin ardından vuslata erilmesiyle gelen cicim ayları ballandıra ballandıra anlatıldı. Odalarından çıkmayan ateşli genç aşıklar, hemen hepimizin hayallerini süsledi genç kızlığımızda. Onlardan olacaktık sevdiğimizle evlenip. Birlikte kurulan sofralar, el ele sarmaş dolaş izlenen filmler, evin dört bir yanında aniden gelen sevişmeler… Hepsi çok güzeldi, yaşanılasıydı elbette. İlke de severek evlenmişti, çok iyi bir kocası vardı, böyle söylüyordu, muhakkak öyleydi de şartlar onu zorluyordu.

Tazecik karısıyla ilişkiye giremiyor, evinde olduğu 10 günler de böylelikle tatsız tuzsuz gergin geçiyordu. Neden böyleydi İlke, neden olmuyordu? Yoksa karısı kendisini istemiyor muydu? Ne çok soru doğuyordu hiç hesapta yokken… İlişkileri kopma noktasına gelmişti artık, bağrış çağrışlar kavga kıyametler yerini sessizliğe bırakmıştı. Ve son gidişinde açıkça söylemişti kocası İlke’ye, izne geldiğinde olmazsa bu iş, boşanmaya kararlıydı. Başka yolu yoktu. Bu iş? Bu bir iş miydi peki…

İlke hak veriyordu kocasına. Çok bile dayanmıştı bu duruma. Hasta kabul ediyordu kendini de ne olduğunu bilmiyordu işte. Beni dinlemiş, sonra katıldığım yayınları takip edip nihayet bugün aramıştı. “Anlattığınızda acaba dedim, vajinismus muyum ben. Tam söylediğiniz gibi oluyor, çok istiyorum ama kaskatı oluyor oram, açılmıyor. Zorladık çok şey denedik, içtim, sarhoş oldum, öyle de denedik olmadı. Narkozla denememi önerdi bir arkadaşım ama korktum, yapamadım. Tedavisi var dediniz, nasıl olacak? Başlayalım o gelmeden çözebilir miyiz?”

“Evet tipik bir vajinismus vakasına benziyor ama yine de jinekolojik muayene etmek de gerekir. Fiziksel bir sorun olma ihtimali de daima vardır. Eğer doktora gittiysen her şey yolundaysa vajinismus bu, tamamen psikolojik. Elbette çözebiliriz.”

“Ohh çok şükür, nasıl peki? Hemen başlayabilir miyiz? 1 haftası kaldı, gelecek. O zamana yetişir miyim?”

Vajinismusla ilgili çok yol kat ettik, çok hayat ve çok aile kurtardık ancak hala ulaşamadığımız nice haneler var işte, dağılmaya yüz tutmuş nice aileler, ruhen çökmüş nice kadınlar, cinselliği başkasında yaşamayı çare edinmiş nice adamlar… Daha fazlası lazım daima bize.

Bizi yetiştirirken terbiyemizle ilgilendiler en çok. Bacaklarımızı açarak oturmazsak her şey yolunda gidecek sandılar, ayıp dediler, vurdular, zorladılar, bacaklarımızı kapadık. Kapadık kapamasına da bilinçaltı da tam bir emirobur, hiç açamadık. Beyin doğru emredemeyince, beden de doğru getiremedi yerine. Açamadık bacaklarımızı.

İlke’nin durumuna tüy dikense, evlilik öncesi cinsel ilişki yaşanmadığından tenin uyuşma sürecinde ayrı kalınması. Herkeste aynı tezahür etmiyor şartlar ve getirdikleri. Belli ki o kocasının teniyle henüz tam olarak kaynaşamadı, alışma sürecinin sonuna gelir gibi olduktan sonra yeniden gitti adam ve her şey başa döndü. Uzun aralar tene hiçbir durumda yaramıyor, kim ne derse desin ten teni düzenli arıyor.

İlke’nin sevinci, vajinismus tedavisinin kesinlikle mümkün olduğunu ancak çiftlerin katılımının şart olduğunu duymasıyla sönüverdi. Kocası gelmezdi, gelse de kalamazdı, gidecekti, zaman dardı. Bir defalık böyle olamaz mı dediğinde aldığı yanıttan da hiç hoşlanmadı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Şu hayatta en sık tanıklık ettiğim şey, yine karşımdaydı.

Haftaya dedim, yine buluşuyoruz, bu defa bul bir bahane, eşini de getir. Ben ona bu sorunun kaynağını, senin mağduriyetini ve çözümünü anlatıp o buradayken terapiye başlamanız için ikna etmeyi deneyeceğim.

Sevinme desen değil, üzülme desen değil, bir garip karmaşa içinde son çare olarak gördüğü önerimi kabul etti İlke.

Sonraki hafta aynı gün bir restoranda buluştuk, eşi de kendisi gibi çok gençti, saygılı ve utangaç biraz, kısaca hoş beş derken konuya girdim. İlke’ye yüklendiği için üzgündü ama elinden de bir şey gelmiyordu. “Boşanmak zorundayım, çünkü çocuk istiyorum diyordu. Ben istemesem de ailem bekliyor, burada bile değilim, İlke’nin burnundan getirirler. Yalnız yaşamasına karşılar, ev ev üstünde olmaz deyip geçiştirdim, kabul etmedim ama bir de cinsel hayatımız olmadığını bilirlerse bize rahat vermezler. Bu iş hallolmalı.”

Alın işte, yine ‘iş’ oluvermişti.

Seviyorlardı birbirlerini ama maalesef evlilik bazen yalnızca iki insanın hayatının birleşmesi değildi. Önerim, izinlerini Ankara’da geçirmeleri ve seansa 5 gün üst üste gelmeleriydi, yeterli olacağını düşünüyordum.

Kaptan parlayıverdi:

“Ne!  Ankara mı! Olmaz doktor hanım. Ankara’da kalamayız, her şey kabul ama burda olsa?”

“Eğer genelde yaptığımız gibi seanslarımız birkaç gün arayla olsaydı olurdu ancak ben kadın doğum uzmanıyım ve Ankara’da doğmak için bekleyen bebeklerim var. Onları bırakıp İstanbul’da çalışmam mümkün değil. Bu nedenle sizin gelip 5 gün orada kalmanız gerekecek. Değmez mi dersin? Kesin çözüm için hayatınızın 5 günü gerek sadece… Düşünün derim. “

Beni arayacaklarını söyleyip gittiler. Beni aradılar ve geldiler.

Bebeğin adı Eylül, güzel bir günde doğdu. Daima öğreneceği bir hayata doğmuş olmasını umarak koydum adını.

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396