Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

BLOG

Dostum Dostum

Dostum Dostum

Yatılı okulda okumanın en güzel yanı, paylaşmayı öğrenmektir. Böyle söyler Müdire Hanım her bayrak töreninde. Tarağını, ağdanı, kıyafetlerini, pedlerini, tokalarını, duygularını… Sevdiğin oğlan için sancı çekerken seni anlayan insanların olduğunu bilmektir. Bugün sana, yarın onlara olduğunu bilmesidir herkesin. Kavga etmektir. Olmayacaklar şeyler için, olmayacak biçimlerde. Gözüne bir iki kişiyi kestirip sevmemektir onları. Seni sevenlerin de onları sevmemesidir. Çocukça kavgalara tutuşmak, büyümüş gibi mahkemeler kurmaktır. Dünyayı, o çok yataklı binadan ibaret sanmak, yaşarken farkına varamadığınız bir lükstür aslında.

Geceleri tuvalete gitmeye korkardı Mine, o baskın tavrının tek kusuruydu bu sanki. Ya beni ya İnci’yi uyandırırdı mutlaka. Elimizde Karaköy’deki seyyar satıcılardan alınmış bir fener, kıkırdıyarak geçerdik koridorları. Gözlerimiz yarı açık yarı kapalı, şarkılar mırıldanırdık. İnci’nin annesi o yaz vefat etmişti, acısı taze ve sabrı şaşırtıcıydı. Annelerimizle ilgili anılarımız bir süreliğine rafa kalkmıştı. Yaşımızdan beklenmeyecek kadar olgun ve yine yaşımızdan beklenmeyecek kadar çocuktuk. Geceliğimin ucu, merdivenin topuzuna takılırdı ve haftada en az iki kere düşerdim, değişmez ve saçma bir rutin. Olmasına alıştığımız her şey bir parçamız gibiydi. Yadırgamazdık.

Mine’nin saçlarını kestirmek için izin isteyecektik ama modele karar vermek aylarımızı almıştı. Bendeniz’in saçları favorimizdi o yıl ama sanırım Müdire Hanımın dönüşte bizi görmemesi hayrımızaydı. İddialı sözlerine, giysilerine, saçlarına alışılmıştı aslında. Laf olsun diye uyarırlar ama tekrarının, Mine’nin karakterinin de bir parçası olduğunu bilirlerdi. İnci’nin saçları doğuştan kuaför eseriydi sanki, bukle bukle ve sapsarı. Bütün kızlar onu bir parça kıskanırdı. Göğüsleri hiçbir giysinin bastıramadığı kadar dik ve yuvarlak, kalçalarıysa yüzünden önce bakılacak kadar biçimliydi. Çok güzeldi İnci. Erkek öğretmenlerin ona yalnızca bir öğrenci gözüyle bakmadığına bahse girebilirdik. Ama yalındı. Kimseyi etkilemeye çalışmaz ve vücudunu bir şans gibi değerlendirmezdi. İstese fazladan notlar alabileceğini, biraz yakın davranmasını yeteceğini söylerlerdi hep. Hele de matematikçiye. Aldırış etmezdi  bu basit imalara, güler geçerdi. Hak ettiğinden fazlasını istediğini görmedim hiç. Benim aksime.

Mine, aşıktı. Yüzü çilek tarlası gibi sivilceli ve bakışları, kime neye olduğu anlaşılmayacak kadar rotasız uzun ince bir oğlan. Bir sınıf büyüktü bizden. Ama aklı geriden geliyordu bize kalırsa. Saçlarını kestirmeyi de dikkat çekmenin yeni bir yolu olarak görüyordu belki bizimki.  Ufak ufak konuşuyor, olur olmaz gülüşüyorlardı ama oğlanın gözleri hep bacak meme ekseninde. Sevmediğini ve sevmeyeceğini anlamıştık ama bazı gerçekleri avaz avaz bağırmanın faydasızlığı da gün gibi duruyordu karşımızda. Mine bu, dediği dedik, sevdiği sevdik.

Bir gece okulda saklanacağını ve karanlık iyice çöküp de yatakhanenin ışıkları kapanınca arka bahçedeki kulübede buluşacaklarını söyledi oğlan. Mine, dünden razı. Tüm gün başımızın etini yediği, tatlı telaşıyla bize eğlence çıkardığı ve çıkan bıyıklarını alması için hiç sevmediği bir kıza adeta yalvarmak zorunda kaldığı dün gibi hatırımda. Kesin öpüşürlerdi. Öpüşmeyi çok iyi bilmiyordu ama her şey gibi bunu da yapabileceğine olan inancı tamdı. Bıyıklı kızlarla öpüşmek, üst sınıflardaki oğlanların rüyalarına girecek şey değildi. Bacakları ağdalıydı ama bugün bile sevişmeyecek tüm kadınların yaptığı gibi yine de kontrol etti. Benim parfümümü sürecekti, kendi parfümü az kalmıştı ve iki parfümü karıştırmaktansa benim cici kız parfümümü tercih edecekti. Aynen böyle demişti. İnci’den saçlarına maşa yapmasını istedi. Saçlarını kestirme işini ertelediğine kahretti ve Bendeniz’in o yıl hit olan şarkısını dinlerken kalbi yerinden gitti.

Akşam yemeğini nasıl yedik anlamadık. Gözü saatte, aklı o uzun oğlanda, ilk buluşmaların olağan telaşında zaman onun için çok yavaş geçti. Hepimiz yataklarımıza girdiğimizde ışıklar sönmüştü çoktan, yarım saatten az bir süre vardı büyük buluşma için. O hepimizden cesur bir kızdı, bekarete de namusa da inanmıyordu. Daha lisedeyken tanımadığı bir oğlanla yapacak değildi o işi ama olursa biraz daha ilerde bu çocukla olacağına inanıyordu nedense. Boyu uzun olanların şeylerinin de uzun olduğunu açık seçik fotoğraflar yayımlayan bir gazeteden öğrenmişti.

Onu tuvalete götürür gibi kalkacak ve yemekhanenin arka kapısından dışarı çıkarıp yerimize dönecektik. Nöbetçiler nöbet tutmaz uyurdu, hiç zor olmayacağını biliyor yine de kalp çarpıntımıza engel olamıyorduk. Daha önce ruh çağırmak ya da dedikodu yapmak için defalarca çıkmıştık yatakhaneden bahçeye ama yine de korkuyorduk bu defa. Mine’nin al aldı yanakları. Oğlanı pek sevmiyorduk ama yerinde olmak istiyorduk yine de.

O akşam ilk gerçek öpücüğünü alacak ve kendinden büyük bir oğlanın sevgilisi olacaktı. Ben de İnci de bundan sonra evlilik hayalleri dinleyecektik anlamıştık ama mutlu olsundu, razıydık. Mine kapıdan çıkarken döndü ve şöyle dedi bize: ‘Dönünce hepsini anlatırım, şans dileyin bana’. Ona şans diledik ve dönmesini bekledik.

Sabaha karşı uyandığımda yatıyordu yerinde. Geldiğinde bizi uyandırmamış ve yatağına girivermişti. Birden içime bir öküzün oturduğunu hatırlıyorum. Kötü geçmişti demek ki. Oğlanı aptal buldu kesin, böyle düşünmüştüm. Mine, neşeliydi, zekiydi, hazırcevap ve iddialıydı. Aptal bir oğlana uzun şeyi için tav olacak türden değildi. Gülümsedim ve uyudum sonra. Ne de olsa sabah anlatırdı. Dert edilecek bir şey de yoktu hani, biraz çıkar sonra bir bahane bulur ayrılırdı. Sabah hızlı hızlı konuşur ve detayları yavaşça geçmesi için yalvartırdı bizi, emindim. Deliydi.

Uyandığımda İnci’yi başucumda buldum. Şaşkın ve tedirgindi: ‘Mine hiç konuşmuyor, sen bir şey biliyor musun?’ dedi bana. Mine, hiç konuşmadı bir daha. Uzunca bir süre hiç konuşmadı. Matematikten konuştu, yazılı notlarından, yaz tatilinde yapacaklarından, babasının almak istediği arabadan, kuzeninin düğününden, kantinde satılan bozuk sosisliden, her şeyden konuştu ama o geceden konuşmadı uzun süre. Çocuğa sormaya yelteniyor ama onu normal buluyorduk. Mine’ye göz ucuyla dahi bakmıyor, o gece yarısı buluşması hiç olmamış gibi davranıyordu. Yalnız olsam tüm bunların benim gördüğüm bir rüya olduğuna yemin edebilirdim.

İçine kapandı Mine. Fark ettirmeden ama bizden gizleyemeden yine de. Hafta sonu izinleri giderek azaldı ve tuvalete giderken bizi  uyandırmadı bir daha. Türlü bahaneyle uzaklaştı evinden. Annesi ve babası görmeye geliyordu o gitmeyince. Onlara derslerinin ağırlaştığını, zaten yol gidip gelmekten bıktığını söylüyor ve tüm yazı Zonguldak’ta onlarla geçireceğini hatırlatıyordu. Sanırım buna herkes inandı.

Aramızdaki mesafe asla konuşulmuyor ama giderek büyüyordu. Tüm gününü eskisi gibi bizimle geçiriyor ama o geceden de o uzun oğlandan da söz etmiyordu. Nefret ediyorduk ondan ama gidip soracağımızı söylediğimizde:‘Beni küçük düşürürsünüz, olmadı.’ diyordu. Neyin olmadığını tahmin ediyorduk ama yanılıyorduk işte. Olan olmuştu.

O gece uğursuz çocuk yalnız karşılamamıştı Mine’yi. İki arkadaşıyla birlikteydi kulübede. Önce şaşırmış Mine ama sonra gideceklerini düşünüp ellerini sıkmış tanışmış onlarla. ‘Yenge’ demişler ve hoşuna bile gitmiş normal şartlarda alaturka bulduğu bu sözcük. Demek ki sevgilisi oldum demiş, demek ki beni düşünüyormuş benim gibi o da. Yanılmış. İki çocuk çıkınca dışarı sohbete koyulmuşlar, sevdikleri filmler, şarkılar, çocuklukları, biz, ailesi, dersleri, hedefleri… Sonra sarılmış oğlan ve saçlarını öpmüş, dudaklarına indiğinde kim bilir nasıl attı kalbi dostumun, kim bilir nasıl da en güzel anı sandı hayatının. Çocuk bacaklarını okşamaya başladığında içinin ürperdiğini hisseder gibiyim. Ilık bir sevinç yayılmıştır tarifsiz bir duygu illiğinden kemiğine. Sonra elini tutmuş çocuk, öpmüş dudaklarına götürüp ve sonra … ‘Hisset.’ demiş ‘Bak nasıl da kuduruyor sana’.

Zaman kavramı yitirince anlamını, çırılçıplak kalmış ikisi de. Utanmış Mine beli biraz kalın diye. Bel oyuğu olmadığı için hep biraz öfkelendiği annesini hatırlamıştır eminim yine. Çocuk içine boşalmak yerine, dışarıyı seçince rahatlamış Mine. Henüz tam olarak bilmiyor çocuğun nasıl olacağını ya da engelleneceğini. Düşünceli bulmuş sevdiği oğlanı. Ama sonra…

Yatılı okulda olmanın en güzel yanı, paylaşmayı öğrenmektir. Hiç sesini çıkaramadan, hayatında ilk ve son defa o kadar kırılarak almış içine diğer iki oğlanı da. Ses etmemiş, bağırıp yardım isteyememiş, debelenememiş hiç. Tırnaklarını geçirmiş istemsiz ama bundan zevk aldıklarını fark etmiş. Bizi özlemiş o an, eski küçük korkularını. Bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ama yeni de kalmayacağını. Ruhunun diplerinden çekilmiş saçları. Saçlarından nefret etmiş.

Aylar süren sessizliği çözülür olmuştu. Eski neşesi yerine geliyor sanmıştık. Habersizdik, aptaldık belki. Bu kadarını düşünememiştik. İnsan zaten bu kadarını düşünememeli. Yedi ay sonra bir gece yarısı gitti. Marttı. Önceki gece ilk defa tuvalete gülüşerek gitmiştik ve kestirmekten vazgeçtiği saçlarıyla uğraşmıştık o sabah ilk iş. Kahvaltıda sıcak çay içme yarışı yapmıştık yine. Ve gizlice giydiği çorabım için yalandan itişmiştik. Omuzlarımıza dolanmıştı kollarımız ve aptal bir şarkıyla yol almıştık bahçede. O uzun oğlanın bakışını görmezden gelmiştik. Sonunda her şey eskisi gibi oluyordu, sevinçliydik.

O gece yarısı gitti. Veda mektubu, her şeyi açıklıyor ve her şeyi susmamızı istiyordu bizden. Hatırasının temiz kalmasını istiyordu. Bu son isteğiydi. Kirletemeyecekler beni demişti, ben sizin tanıdığınız Mine’yim. ‘Benim için tuvalete birlikte gidin’.  Birkaç gün sonra uzak bir sahile vurdu cesedi. Bulunduğunda tanıdığımız Mine’ydi, tertemiz ve hepimizden canlı. Dünyaya inanmış ve yanılmış dünyada.

Son isteğini yerine getirdik. Sustuk bildiğimiz her şeyi. O çocuk, gitti. Onu bekleyen bir gelecek vardı ve ona gitti, izin verdik. Aynı yataklarda yattık, tuvalet için birlikte kalktık. Başka insanlar olduk ama aynıymış gibi davrandık. Unutmadık.

Bugün yaşım otuz dokuz. Pişmanlığım büyük benden. Okulun bahçesine kendi rızasıyla gömdüğüm o kız, benim dostumdu. Mezarı içimde, çiçeği soluk.

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396