Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

BLOG

Çok Eşli! Az Aşklı Adam

Çok Eşli! Az Aşklı Adam

Geçtiğimiz haftalarda her platformda en çok konuştuğumuz konulardan biri çokeşlilikti. Ortalık bunu savunan, ne iş yaptığını henüz anlamadığımız ve daima bilgilendirme yaparak toplumu yanlış yönlendiren insanlarla dolu maalesef. Kendini bu durumu kabul etmek zorunda hisseden kadınlar, normalliğine inanıyor rolü oynayabiliyorlar. Bu da alt yapısı psikolojik olan bir sorun elbette. Ben bugün 12 Aralık 2007’de benimle paylaşılan bir mektubu sizinle paylaşmak istiyorum ve tüm kimlik bilgileri gizli kalmak koşuluyla bu danışanımın rızasını aldığımı da belirtmek isterim. Sanırım kadınlar açısından durumun vehametini de ortaya koyan bir örnek olacak. Bazı kısımlarını içerdiği özel bilgiler nedeniyle kestiğim mektubun en can alıcı yerlerini sunmaya çalıştım. Hiç ajite edilmemiş bir anlatı bu. Son derece net, şeffaf ve yaşanmış.

Danışanım gayrımenkul sektörünün devlerinden birinde yönetici olarak çalışan 38 yaşında bir kadındı. Şu anda 44 yaşında ve 4 yıllık zorlu sürecin, kabullenişin, ardından sarsılışın, onu takiben yıkılışın ve nihayetinde patlamanın ve tedavilerin, terapilerin sonrasında 1.5 yıl önce kendi işini kurdu.

Neyse ki hayat devam ediyor. Yazdıklarını kelimesi kelimesine size aktardıktan sonra yorum yapmayacağım. Düşünün ki bu, hayatı boyunca mürekkep yalamış bir kadın. Ve acısı nasıl can yakıcı olmuş, bu harbi nasıl anlatmış… Siz de tanıklık edin istedim. Örnekleri öyle çok çeşitle artırabiliriz ki…

♦ ♦ ♦

‘Ben de herkes gibi deli olmadığımı söyleyerek psikoloğa gitmeyi reddettim. Sahi deli olmak neydi? Yıllardır tanıdığını zannettiğin, sevdiğin, çocuklar verdiğin bir adamın başka bir hayatı daha olduğunu öğrenmek ve buna rağmen gitmemekten daha akıllıcadır belki de delilik. Bugün böyle bakıyorum.

Hayatım boyunca kazandığım paranın bir kısmını mutlaka bakımıma ayırdım. Botoxumu da yaptırdım masajımı da. Saçımın dibi görünmedi hiç ya da kokusuz girmedim yatağa. İltifatlarla geçen yıllarım oldu, gençliğimde ve orta kadınlığımda. Kocamın sadakatinden hiç şüphe duymadım. Tatillerimizi birlikte geçirdik, akşamları vaktinde evine geldi, çocuklarını coşkuyla sevdi. Göreceğimiz ülkeleri sıraya koymuştuk, yapmak istediklerimiz belliydi, tatmadığımız lezzet bırakmayacaktık. İki yabancı dil bilen ben, üç yabancı dil bilen kocam ve birbirimizin diline yabancı biz. Her şey yolundaydı.

♦ ♦ ♦

Ve ben bir gün öyle bir tesadüfler silsilesiyle kocamın beni aldattığını öğrendim ve o kadının bir gecelik bir kadın, bir sarhoşluğun sonucu, bir denemenin isteksizliği olduğuna öyle inandım ki bugün kendime acıyorum. Kocamın nerdeyse evliliğimizin başından beri birlikte olduğu kadın, onunla paylaştığı ortak hayata ait bir ev, 5 yaşında bir çocuk bana bir televizyon dizisi senaryosundan daha inandırıcı gelmedi. Bu bilgiyi bana ulaştıran insanı, hasetlikle, kötü niyetlilikle suçladım ve tabi yanıldım.

İnsan inanmak istemiyor. Hangi aralarda onunla görüşebildiğini, bir ev yaşantısında daracık vakitlerde onunla neler paylaşabildiğini, bir çocuk sahibi olacak cesareti nereden bulabildiğini anlamak çok zordu. Anlayamadım. Aslında anlamak istemedim. Ben kocamla bunu paylaşmak, yüzleşmek, hesaplaşmak işini çok sonraya bıraktım. Çünkü tek istediğim bu işi gitmeden çözmekti, yanında kalarak halletmek. Bunu kendime çok sonraları itiraf edecektim.

Öfke, kızgınlık, kırgınlık duymam sorularımın bitmesinden sonraydı. Önce onlarca soru. Durmadan sorular sordum kendime. Ve bulmak istediğim yanıtlar, asla böyle bir şeyin mümkün olmadığını kanıtlayan destekleyen yanıtlardı. Buna inanmak istiyordum. Tek aşkı olduğuma inanmak. Sonrasında başka bir merak aldı yerini. Kimdi bu kadın ve benden fazlası neydi? Bir sürü şeyin arasında gitmeyi düşünmüyordum, önceliklerim başkaydı. Bildiklerimi belli etmemek için deli gibi çaba harcıyor ve ne varsa içime atıyordum. Takip ettim ettirdim, kadını gördüm, çocuğu gördüm. Kadın benden genç, benden çirkin ve tarafsız bakıldığında bile son derece sıradandı. Bu defa da onda ne bulduğuna yormakla ağrıdı başım. Ama gitmeyi yine düşünmedim. Erkeklerin basit kadınlarda cinsel doyum aradığını düşünerek ve yine eşsizliğime inanmayı seçerek kendimi rahatlattım. Bu da epey kısa sürdü.

♦ ♦ ♦

Aradan geçen 4 ayda olanlar Türk filmlerini aratmaz. Kadınla yüz yüze geldim, çocuğun kreşine gittim, kocamla yüzleştim, sonunda patladım kavgalar ettim. Oysa asla kavga etmem sanıyordum. Yıllarca ‘aldatılırsam kimseyle muhattap olmaz çeker giderim, ben ayakları yere basan bir kadınım’ demiştim. Havada uçuşan eşyalar, can yakmalar… Adam pişman değildi. İnanamıyordum ama değildi. ‘Onlar da ailem’ dedi bana. ‘Evlilik beklentisi yok, biz zaten evli gibiyiz. Ona karşı sorumluluklarım var, senden daha çok sevdiğimden değil, daha az sevmediğimden birlikteyim. Boşanmak istiyorsan boşanırız ama onunla da evlenmem.’ Boşanmak istemiyordum. Zamanı geri döndürmek istiyordum. Tabi yapamazdım. Bir de baktım ki durumu normalleştirmek için hazırım. Kendimce argümanlar hazırlıyorum. İkimizi de kırmıyor ki diyorum, çocuklar var ortada. 3 çocuk da babalı ve mutlu büyümeli. Benim yanımda diğer evin bahsi edilmiyor ki. Diğer kadınla kıyaslanmıyorum ki. Adamın hayatı eskisi gibi sürüyor, fark yok ki! Çocuklarım farkında değil ki, üzülmüyorlar ki… Oysa farkına varmaları ve üzülmeleri çok kısa sürdü. Diğer kadının çocuğuna ilik gerekecek ve benimkiler mi verecekti? Dizilerdeki senaryolar benim de başıma gelebilirdi ve nitekim gelmişti. Binlerce saçma düşünce. Hepsi kendi içinde anlamlı.

♦ ♦ ♦

Aldattım kendimi, aldatmışım. Şimdi anlıyorum. Bu ilaçların, bu terapilerin, bu sığınmaların, bu sinir krizlerinin ardından anlıyorum. Son 2 yılımın hastane odalarında geçişinden sonra anlıyorum. Hiç normal değildi. Asla olamazdı. Fakat ben ayaklarım yere çok sağlam bassa da gidemiyordum. İyiyim diyordum, güçlüyüm diyordum. İntihara teşebbüsümde bile duymasınlar diye harcadığım çabayı düşünüyorum ve kendime acıyorum. En başından beri sarsılmıyormuş gibi yaparak sadece kendimi kandırıyordum. İnanılmaz acılar, kuşkular, gurur ve hayal kırıklıkları içindeydim ve belli etmemek, dik durmak gerekliliği yüzünden başka bir insana dönüşmüştüm. Onu elde tutmak için ekstra çaba harcıyor ve bundan ekstra sıkıntı duyuyordum. Diğer kadından fazla sevilmek amacım oluvermişti ama belli etmiyordum. Çocuklarımı yokluğumla sınamaya kalktım. Normal değildi hiçbir şey ve normal olmayan normalleşmiyordu sen ne kadar istersen. Sonunda patladım ve şu an bile bahsetmekten imtina ettiğim zor bir süreç yaşadım. Evimden barkımdan koptum. Hayatımdan koptum. Sonunda kendime döndüm ve o adamı o kadına bıraktım. İtiraz eden olmadı, ne garip. Oysa ben, gittiğimde yer yerinden oynar sanıyordum. Sahte ilgi sözcükleri ve olgunluk ifadeleriyle hasta odama taşınıp duran kokusuz sahte çiçekler. O hastane odasından ve başıma yıkık dünyamdan ya hayatta bir kadın olarak çıkacaktım ya da kendim ve çocuklarım için yaşayan bir kadın olarak. Yaşamayı seçtim, akıl sağlığım ve beden sağlığımla.

♦ ♦ ♦

Şimdi bekar bir kadın olarak, kendime dışarıdan bakıyorum. Önce acımak, sonra gururlanmak geliyor içimden. Çünkü hiçbir zaman bırakmayabilirdim kendimi kandırmayı. Bu savaştan sağ çıkacak kadın yok. Sağmış gibi yapabilirsiniz ama kocanızı bile isteye paylaşıp ‘ben iyiyim umrumda değil’ diyemezsiniz. Şimdi kendimi umursuyorum ve umutluyum. Kavramsal karşılığı çokeşlilik bu durumun. Böyle açıklıyor uzmanlar. Bense çok eşli az aşklı bir adamın mutsuz karısıydım diyorum kendimi tanımlarken. ”

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396