Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

BLOG

Çocuklara Cinsel Eğitim Vermeye Ne Zaman Başlamalı?

Çocuklara Cinsel Eğitim Vermeye Ne Zaman Başlamalı?

Cinsel eğitim süreci, çocuğun yetişme sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu süreç üç aşamada ele alınabilir ki son zamanlarda cinsel suçların artışıyla bu aşamaların sayısında artış olması gerekliliği de göze çarpmaya başlamıştır. Okul öncesi dönem, okul dönemi ve ergenlik döneminde farklı biçimlerde sürmesi gereken cinsel eğitimin, toplumdaki cinsel bilgi eksikliği nedeniyle yetişkinlikte dahi sürmesi gerektiğini yaşayarak öğreniyoruz.

Cinsel eğitim bir defalık değildir. Farklı dönemlerde, farklı kişiliklerce, farklı sorularla yeni ve farklı bilgi ihtiyacını doğurur.

Çocuğun cinsel sorular sorması son derece olağandır. Ebeveynler bu konuda paniğe kapılmamalıdırlar. Çünkü çocuk, cinselliği onlar gibi algılamaz, hazdan erotizmden uzak bir cinsellik sorguları vardır. Çocuk, daha ziyade kendini, cinsiyetini ve bunun etrafında dönen dünyayı algılamaya çalışır ve soruları masumdur.

Cinsel sorular karşısında panik yaşanmasının nedeni, ebeveynlerin çocuğa cinsel pozisyonları, sevişme türlerini, orgazmı anlatmak zorunda kalacaklarını düşünmeleridir. Oysa çocuk çok daha yalın ve gerekli bilgilerin, yaşına göre detayların peşindedir. Bu sınırdan taşmaya başladığında da bu baskı yöntemiyle değil yine öğreticilikle durdurulmalıdır. Bu konudaki öğretiler, cinselliğin zamanla sindirilecek bir şey olduğunun aşılanmasıdır.

Cinsel eğitim, çocuk soru sorduğunda başlar!

En doğru zaman budur. Sorduğu soruları geçiştirmemek, ses tonumuzu değiştirmeden, ekstra mimikler yapmadan, yüz ifademizi sade ve her zamanki gibi tutarak, son derece normal bir şeyden söz ettiğimizi ve dilediği yerde yeniden dahil olabileceğini hissettirerek konuşmak gerekir. Ebeveyn, cevabını bilmediği soruların yanıtlarını ‘bunun cevabını bilmiyorum ama en kısa zamanda öğrenecek ve seninle paylaşacağım.’ demek en doğrusudur. Ve bunu ciddiye almak önemlidir.

Cinsel eğitimde çocuğa hayvanlardan bitkilerden örnekler vermek doğru değildir. O insandır ve merak ettiği şey kendi cinsidir. Kafasını karıştırmayacak kadar direkt yanıtlar gerekir. Çocuğun soru sorduğu yer uygunsuzsa ‘bu özel bir konu. Bunu seninle baş başa ve daha uygun bir zamanda konuşalım’ denmelidir. Ayrıca sorunun muhatabı, çocuğu annesine, babasına, öğretmenine ya da başka birine yönlendirmeden belli ölçülerde yanıtlamalıdır. Bu konunun gizemine dair kuşku oluşmasını da engeller ve güven duygusu verir.  Ayrıca çocuk büyük rahatlıklar soruyor dahi olsa, içten içe utanç duyuyor olabilir. Bu nedenle ‘bunu, senin yaşındayken ben de sormuştum’ ya da ‘senden bu soruyu bekliyodum, tabi konuşalım’ demek yerinde olacaktır.

Cinsel eğitimin en önemli noktalarından biri de cinsel organlarımızın vajina ve penis olduğunu söylemek, onlara başka isimler takmamaktır. Bu açıklık her iki organa da daha sonraki yıllarda başka anlamlar yüklenmesini engeller ki sık karşılaşılan sorunlardan biri de böylece daha başlamadan sonlandırılmış olur.

Bazı çocuklar, cinsel soruları hiç sormazlar ve anne babalar bunun iyi bir şey olduğunu, çocuklarını ahlaklı yetiştirmelerinin bir sonucu olduğunu düşünürler. Oysa sebep, ilgi azlığı, ebeveyni kendine uzak bulmak ve özel olduğu sanılan bir konuyu paylaşacak kadar güven duymamak ya da zaten başka kaynaklardan doğruluğundan asla emin olamayacağımız bilgiler ediniyor olmak olabilir.

Bugün cinsel suçların önemli bir kısmının nedeninin cinsel eğitim eksikliği olduğu düşünülürse, şüphesiz ki yanlış bilgi, eksik bilgiden daha tehlikelidir.

Cinsel eğitimin herhangi bir döneminde ya da daima, çocuğu azarlamak, ahlaksız yönelimlerle suçlamak, sorduğu şeyin ayıplığına ikna etmek, ileride cinsel işlev bozukluklarına da yol açabilir ki cinsel işlev bozukluğu terapilerinde çocukluğuna inilen bireylerde sık rastlanan bir durumdur.

Cinsel eğitimin bir başka önemi ise, özellikle de ergenlikte ruhsal değişimleriyle baş etmeye çalışan çocuğun bir de cinsel değişimleriyle kavgaya tutuşması ihtimalidir. Bedenini tanımakta, onunla barışmakta güçlük çeken çocuk, derinlere büyük ruhsal sorunlar gizler.

Özellikle ergenlikteki cinsel eğitimde adet olan kızı tokatlamak, adet görmeye ‘kirlenmek’ demek ya da erkeklerin rüyalanmasını ayıplamak gelecekte çok yüksek ihtimalle tedavi gerektirecek sorunlara yol açacaktır. Bunlardan kaçınmak, kanamaların, rüyalanmaların doğal olduğunu, nedenlerini anlatmak, cinsel eğitimin önemli bir parçasıdır.

Toplum olarak bazı konularda ortamız yok. Sorulan soruları geçiştirmede ustalaşmışken hiç sorulmayan şeyleri çocukların yanında konuşmak gibi bir rahatlığımız da mevcut. Örneğin kadınlar dinlemediği zannedilen çocukların yanında ilk gece korkularını, kürtajlarını, doğumda çektiği acıyı çok sık konuşur ve bunları çocukların bilinçaltına, ileride tatsız biçimde su yüzüne çıkmak üzere gömerler.

Örnek vermek gerekirse, doğumunu soran çocuğa, onu dünyaya getirirken biraz acı çektiğini ama onu kucağına alır almaz hepsini unuttuğunu ve sağlıklı mutlu bir biçimde yaşamlarına daha kalabalık bir aile olarak devam ettiklerini, bunu herkesin yaşadığını anlatmak gerekir.

Cinsel eğitimde yapılması gerekenlerin yanında yapılmaması gerekenler de vardır. Örneğin 3 yaşını geçtikten sonra kız çocuklarını anneleri, erkek çocuklarını babaları yıkamalıdır. Çünkü birbirinin cinsel organını ulu orta görmek, çocuğun cinselliğe bakışını sığlaştırıp mahremiyet duygusundan uzaklaştırabilir.

Anne babalar, mahremiyetten uzaklaştıkça uygar olabildiklerini düşünürlerse yanılırlar. Uygarlık, mahremiyetin doğru anlatılmasıdır.

Çocuklar, özellikle cinsel gelişimleri sürerken anne ve babanın yatak odasına kapı çalmadan girilmeyeceğini öğrenmeli, ‘anne ve babanın özel odası’na girerken izin almak gerektiği çocuğa kızmadan ayıplamadan anlatılmalıdır. Buna uyum sağlayabilmesi için ebeveynler de çocuğun odasına girerken kapı tıklatmalı ve özel alanına saygı duyduklarını göstermelidirler.

Çocukların anne babayla birlikte, aynı odada yatması olabildiğince kısa tutulmalıdır. Çünkü cinsel içerikli sözcükler ve eylemler, çocuğun tanık olması gereken şeyler değildir. Anne babası arasındaki sevgi sözcükleri ve küçük dokunuşlar, üremeyle ilgili doğru bilgi verildiği takdirde çocuk için yeterince anlamlı olacaktır.

Ayrıca kız ve erkek çocukların odaları da çok gecikmeden ayrılmalıdır ki cinselliğe ilgi duyarken soruları ve cevapları birbirlerinde aramasınlar.

Cinsel suçlar ve cinsel eğitim ilişkisi, biz uzmanların üzerinde durduğu bir konu. Burada cinsel eğitimin bir parçası olarak çocuğa başkalarının yanında soyunmaması ve yabancı birine kendini elletmemesi gerektiği konusunda bilgi vermek gerekir. Kendi bedeninin mahremiyetine sahip çıkmalıdır. Ayrıca pedofili, maalesef bu ülkede son yıllarda canımızı yakan sorunlardan biri. Dolayısıyla da çocuğa gereksiz biçimde temassal yakınlık gösteren yabancılardan sakınmak gerekir. Ayrıca çocuğun bir yabancıya dair kaygıları varsa bunlar göz ardı edilmemelidir. Hatırlatmak isterim ki pek çok çocuk tacize uğradığı konusunda açık sinyaller verse de aileleri tarafından ciddiye alınmamakta. Çocuklardan gelen sorular :

Okul öncesi dönemde;

-Cinsel organının ne işe yaradığını sorar. Buna ‘gözümüz görmeye, kulağımız duymaya, penis/vajina da çiş yapmaya yarar.’

-Memelerin niye var olduğunu sorar. ‘neden benim memem var ya da neden benim memem yok’ der. Uygun cevap ‘anneler bebek doğurdukları için memeleri vardır. Buradan gelen sütle bebeklerini beslerler. Sen bebekken ben de seni öyle besledim ve büyüdün’

-‘Ben nasıl oldum’ diye sorar.  Çocuğa öncelikle bir hamile kadın gösterilerek bebeğin anne karnında büyüdüğü, annenin karnında bebek için sıcacık bir yerin bulunduğu, bu özel yerin bir cep gibi olduğu veya bebeğin anne karnındaki özel torbada korunduğu anlatılmalıdır. Bebeğin önceleri bir mercimek tanesi kadar küçük olduğu, dokuz ay boyunca giderek büyüdüğü, o büyüdükçe annenin karnının büyüdüğü, nihayet belli bir boy ve ağırlığa geldikten sonra annenin karnının alt tarafında bulunan bir delikten, doktor veya ebe tarafında dışarı çıkarıldığı açıklanmalıdır. Çocukların bir kısmı bebeğin, annenin göbek deliğinden çıktığını düşünürken, bir kısmı da annenin karnının yarıldığını, annesinin kesildiğini zanneder, öncelikle annesini kesecekler korkusundan çocuk kurtarılmalı, uygun açıklama ile rahatlatılmalıdır. Genelde abla veya ağabey pozisyonundaki çocuğa hamileliği ve doğumu anlatmak, annesinin hamileliğine tanık olmamış bir çocuğa anlatmaktan daha kolaydır.

Çocuk biraz daha büyükse ve kadınla erkek arasındaki ilişkinin farkına varmaya başlamışsa, anne ve babası ne yapmış da kendisi olmuş diye sorguluyorsa ‘Ben ve annen/baban birbirimizi çok sevdik. İkimizin tohumlarını birleştirdik ve ortaya çıkan yeni tohum bir bebeğe dönüştü. Hem bana hem anne/babana benzeyen bu bebek sensin.  ve ikimize de benzeyen sen, karnımdaki kesede büyüdün, iyice büyüyünce de bir doktor seni o keseden çıkardı, dünyaya gelmiş oldun.’ gibi bir cevap yeterli olacaktır. Yanıtlarınızı, kendi sözcüklerinizi bu minvalde seçerek vermenizi önerebilirim.

Okul öncesi dönemde kız ve erkekler, pipilerinin neden olduğunu ya da olmadığını, sünnetin ne olduğunu, kızların ‘ora’larının da kesilip kesilmediğini sorarlar. Burada yapılması gereken temel şey, kız ve erkek bedenindeki farklardan söz etmektir. Kız çocuklarının ayakta çiş yapma merakı, erkek çocuklarının kızlarının cinsel organının da kesilmesi ısrarı ancak böyle sonlandırılabilir.

Çocuklara, kızlarda göğüslerin büyümesi, kalçaların şekillenmesi, tüylenme, adet görme gibi değişmelerin olacağı, erkeklerde de sesin kalınlaşması, cinsel organın büyümesi, kıllanma gibi değişimlerin olacağı, bunların hormonal gelişmeye bağlı olduğu anlatılmalı, ergenlik döneminde karşı cinse ilgi duymanın doğal olduğu açıklanmalıdır. Böylece ergenin bedenindeki değişiklerden ötürü kaygılanması, kendisini anormal zannederek bunalıma düşmesi önlenmelidir. Ergenlik dönemine ulaştıklarında da gençlerin, beden sağlığı, temizlik, hijyen konularında soru sormaları teşvik edilmelidir.

Annenin yaptığı bu açıklamalar genelde iki-dört yaş çocuğunu tatmin etmek için yeterlidir. Cinsiyet farkını kavradıktan sonra çocuk, bu sefer de kardeşinin veya kendisinin nasıl oluştuğunu, kardeşi yoksa bebeğin anne karnında nasıl durduğunu, anne karnından nasıl çıktığını öğrenmek için soru sormaya başlar. Doğum ile ilgili ayrıntıları merak eden çocuğa, yaşına uygun bir biçimde ve anlayabileceği bir dille, fetüsün büyüme aşamalarından, bebeğin anne karnındaki pozisyonundan, onu koruyan tabakadan, anne göbeği ile bebeğin göbeği arasındaki kordondan, bunun işlevinden, bebeğin anne rahminden çıkarken özel deliğin genişleyerek başının geçmesine nasıl imkân sağladığından söz edilebilir. Bazı çocuklar yüzeysel bilgilerle yetinirken, bazıları hamile kadının karnına dokunarak bebeğin hareketlerini izlemek isterler. Bu çocuklara annenin karnına dokunma, fetüsün hareketlerini izleme, emzirilen bir bebeği seyretme fırsatı verilmelidir. Merakları dindirilemeyen çocuklara, hamilelik aşamaları ve doğum olayı fotoğraflarla veya şemalarla somut bir biçimde gösterilmelidir.

Açıklamalar bir defa yapılınca bitmez. Çocuk büyüdükçe, sorularına daha kapsamlı yanıtlar almak isteyebilir. yanıtlarımız küçük bir çocuğu tatmin etse de, altı yaş dolaylarındaki bir çocuk için yeterli olmayabilir. Çocuk, bebeğin oluşumunda babanın işlevini sorarsa, ona, bebeğin oluşumu için gerekli tohumlardan birinin anne, diğerinin baba tarafından sağlandığı anlatılmalıdır. Bu anlatım çocuğun merakını bir süre için tatmin etse de dokuz - on yaşındaki çocuğun tekrar soru sormasını engelleyemez. Büyüdükçe bir çocuğa, daha önceki yıllarda kendisine anlatılmış olan tohumun ne olduğunu, üremenin nasıl gerçekleştiği, sperm ve yumurta kavramları, döllenme olayı anlatılmalıdır. Bütün soruları cevaplandırılmış olan çocuğun artık bu konuda soru sormadığı, sorularının başka alanlara kaydığı dikkati çeker.

Bir yanda çocuklar annelerine cinsiyetle ilgili sorular sorarken, öte yandan aileler uzmanlara çocuklarının cinsel gelişimi hakkında soru sorarlar. Bu sorular arasında mastürbasyonun oldukça önemli bir yer tuttuğu görülür. "Oğlumun uykuya giderken cinsel organıyla oynaması normal mi?", "Kızımın televizyon izlerken yere yüzükoyun yatarak halıya sürtünmesi doğal mı", "Çocuğumun kendi kendini uyarmasını engellemek için ne yapmalıyım?", "Çocuğumun mastürbasyon yapması bir anormallik işareti midir?" gibi sorular annelerin bu konudaki huzursuzluklarını yansıtan sorulardır.

Küçük çocuğun cinsel organıyla oynaması, kendi kendini uyarması, bundan zevk alması, engellendiğinde tepki göstermesi, çevrenin uyarılarına rağmen bu davranışı tekrarlaması son derece doğaldır. Uzmanlara göre mastürbasyon, erkeklerde daha çok görülmekle birlikte, kız çocuklarda da erkek çocuklarda da sıklıkla görülen bir davranıştır. Cinsel organını keşfeden çocuk, organıyla oynamaya başlar, oynadıkça bundan zevk aldığını fark eder, zevk aldıkça da bu hareketini tekrar eder. Çocuk bu hareketini farklı şekillerde sürdürür, bazen eliyle oynar, bazen yatağına sürtünür, bazen bacaklarının arasına sıkıştırdığı yastık veya oyuncakla devam ettirir. Bu hareketinin bazen çok kısa sürdüğü, bazen de uzun sürdüğü, çocuğun terlediği ve soluk soluğa kaldığı gözlenir. Çocuğun bu hareketi bazen odasında yapayalnızken yaptığı, bazen de aile bireylerinin yanında veya arkadaşlarının arasında iken yaptığı, oynarken, televizyon izlerken, masal dinlerken tekrarladığı görülür. Mastürbasyon yapan çocuk azarlanmamalı, korkutulmamalı, tehdit edilmemeli, bu davranışından ötürü cezalandırılmamalıdır.

Anne veya baba bu konudaki endişesini veya kızgınlığını çocuğa fark ettirmemeli, telaşını çocuğa yansıtmamalı, kötü veya ayıp bir şey yaptığı duygusunu çocukta uyandırmamalı, bunu yapmaması için çocuğu sürekli olarak uyarmamalıdır. Çocuk küçük ise, aile bunu görmemezlikten gelmeli, çocuğun dikkatini başka tarafa yönlendirmeli, zihnini ve ellerini cazip etkinliklerle meşgul etmeli, oyunlarına katılmalıdır. Çocuk büyük ise, anne veya baba çocukla mastürbasyon olayını konuşmalı, ona gerekli açıklamaları yapmalıdır. Araştırma bulgularına göre, ilgi bekleyen, ihmal edildiğini zanneden, hayal kırıklığına uğrayan küçüklerde mastürbasyona daha sık rastlanır. O halde mastürbasyon yapan çocuklara, mastürbasyon yaptıkları sırada değil de, günlük yaşamlarında, ihtiyaç duydukları ilgiyi göstermek, şefkat ve sevgi vermek, duygusal ihtiyaçlarını karşılamak yerinde olacaktır.

Cinsel eğitimde en büyük yanlış ‘ayıp!’ sözcüğüyle engelleme ve savuşturmaktır!

Diğer bir yanlış, cinsel eğitimle sex eğitiminin karıştırılmasıdır.

Eğitimciler öğrencilerinin cinsel gelişimle ilgili bütün sorularını cevaplandırmakla nasıl yükümlü iseler, anne babalar da çocuklarının cinsiyetle ilgili sorularını cevaplandırmakla görevlidirler.

Cinsel eğitimin çocuklara kimin tarafından verilmesi gerektiği sürekli tartışılmıştır. Cinsel eğitim öncelikle ailede başlatılmalı, okulda devam ederek pekiştirilmelidir. Çocuğa cinsel eğitim konusunda okul öncesi dönemde iyi bir eğitim verilmişse, ilkokul dönemini daha sakin geçirecektir. Ama hala bazı konuları gizliden gizliye merak etmektedir. Cinsel eğitim konusunda çok detaylı bilgiler vermeye gerek yoktur. Çocuk soru sordu diye tüm bilgileri ona aktarmak bir daha soru sormasını önlemek yanlış bir yaklaşımdır. Yaş dönemine göre verilen detay farkı olmalıdır. Küçük yaş döneminde anlatılanlar yalınken yaş büyüdükçe daha fazla detaya girilebilir.

Çocuk toplumda, tvde karşına çıkan kendisine göre normal olmayan yani çocuk zihnince cinsel anormallikleri ve anormal kimseleri ilgiyle karşılar ve merakı büyük olur. Ailenin yaklaşımına göre onlara özenecek ya da onları dışlayacaktır. Burada yapılması gereken en önemli şey, farklı seçim ve yönelimleri bulunan insanlar olabildiğini, herkesin aynı olmadığını ama herkesin kendisiyle ilgilenmesi gerektiğini ve onların kimseye yarar ya da zararının bulunmadığını anlatmak uygun olacaktır.

Boşanmış ailelerin çocuklarında ise; cinsel eğitim boşluğunu doldurma konusunda hassas olunması şarttır. Kız çocuğunun yakınında güvenebileceği bir kadın yakını, erkek çocuğunun yakınında ise güvenebileceği bir erkek yakını bulunmalıdır. 

Tv izlerken erotik sahnelerde kanal değiştirmek ise zamanla gereksiz bir reflekse dönüşebilir. Dolayısıyla anne baba izlenecek kanal ve programları seçerken titiz davranmalı, seçilmişlerin içindeki bazı küçük sahneleri olduğu gibi izlemelidirler. Ani engellemeler ve kaçışlar, merakı büyütebilir.

OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396