Diva KadınOP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN0312 417 1788MENÜ

KADIN DOĞUM UZMANI

Kadın Doğum Uzmanı olarak Ankara’da sizlere; Kızlık zarı dikimi, vajinusmus, gebelik, jinekolojik muayeneler, genital bölge estetiği, kürtaj vs. son teknoloji ile sağlıklı, güvenilir, hijyenik şartlarda ve ağrısız olarak hizmet verir.
Kadın Doğum Uzmanı

Ankara 'da kadın doğum uzmanı olarak başlıca verdiğim hizmetler

Vajinusmus: Kadının vajinal kaslarının istem dışı olarak kasılmasıdır. Tedaviye karar verdiğiniz zaman eşinizle beraber başvurmanız başarının ilk anahtarıdır. Vajinusmusu asla ertelemeyin. Birçok faktör vajinusmusun sebebi olabilir. Siz değerli danışanlarımıza gelin vajinusmusun kişisel bir problem değil, toplumsal bir problem olduğunu ve bu durumun cinsel terapi ile %100 çözülebildiği hakkında bilgiler verelim.

Kızlak zarı dikimi: Kızlık zarı dikimi yani hymenin tamirinde önemli olan nokta bir sonraki cinsel ilişkiniz esnasında, kanamanın tekrardan olmasını sağlamaktır, yani önemli olan kanamadır. Bozulmuş ya da yırtılmış olan kızlık zarının dikimi cerrahi müdahale ile mümkün olup, kadın doğum uzmanı Ankara’da kalıcı ve geçici dediğimiz iki farklı yöntemle dikimi mümkündür. Özellikle, ülkemizde halen toplumsal bir olay olup, bazı çevrelerce de namus meselesi olduğundan, işlenen cinayetler ile sonuçlanan ölümlere karşı bu konuda doktorun güvenirliliği ve başarısı çok önemlidir.

KürtajKürtaj istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması için, yasal süre çerçevesinde, gebeliğin 10. uncu haftasına kadar yapılan bir tahliye işlemidir. Eşler bu kararı vermişse, kendini rahat hissedeceği ve güvenebileceği, bir kadın doğum uzmanına Ankara’ya müracaat ederek, kürtaj işlemini bu hekim tarafından hastane ortamında yaptırması daha doğru bir karar olacaktır.

Genital estetik: Genital bölge ile ilgili karşılaşılan müdahalelerin tümünü kapsar. Genelde, cinsel olarak değil, bu bölgede oluşan enfeksiyonlara, sarkmalara ya da idrar problemlerine karşı günümüzde kadınların en çok rağbet ettiği işlemler arasındadır. Özellikle, labioplasti dediğimiz iç dudak küçültülmesi, doğum sonrası vajinadaki genişlemelerin düzeltilmesi, kadının kendine güveninin gelmesi ve cinsel hayatının düzene girmesi açısından önemli yeri işgal etmektedir. Bir diğer hususta, kadın doğum uzmanı Ankara’da doktorun tecrübesi ve bu problemleri ortadan kaldırma yeteneği sayesinde hastaların memnuniyeti bu aşamada önemlidir.

Gebelik: Hamileliğinizin başından itibaren, anne adayında ve bebekte ay ay ortaya çıkan değişiklikler, şikayetler ve yapılması gerekenler, kadın doğum uzmanı Ankara’da gebeliğinizin ve bebeğinizin sağlıklı gelişimi açısından ultrason muayenesi eşliğinde gebeliğinizde oluşabilecek birtakım problemlere karşı önceden tedbirler alınabilmektedir. Ayrıca, bebeğinizin doğmadan önceki fotoğrafları cd ye alınarak gebelik takibine renk katılmaktadır.

Diğer taraftan, kadının hiçbir rahatsızlığı olmasa dahi, yılda bir kez de olsa kontrol amaçlı jinekolojik muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir. Bu sayede, hastalıkların erken tanısı açısından, özellikle pap-smear testi ve tetkiklerle birlikte, problemlere çözüm aranabilmektedir.

Kadın doğum uzmanı jinekolojik muayeneyi nasıl yapar?

Kadınların önemli bir kısmı jinekolojik muayene ‘nin öneminden haberdardır fakat utanma, heyecan, korku gibi duygular nedeniyle ihmal ederler. Düzenli olarak yapılan jinekolojik muayene eğer varsa hastalıkların erken teşhisine neden olur ve bu da tedavi sürecinin çok daha verimli geçmesini sağlar.

Jinekolojik muayene ile rahim, rahim ağzı, yumurtalık ve vajen kanserleri çok erken safhalardayken tespit edilebilir. Yine rahim ağzı bölgesindeki enfeksiyonlar henüz bir yaraya yol açmadan teşhis ve tedavi edilebilir.

Yılda bir jinekolojik muayene: Cinsel olarak aktif her kadının hiçbir jinekolojik şikayeti olmasa da düzenli olarak yılda en az bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi şarttır. Genç kızlarsa, kadınlık sürecine girmeden önce en az 1 kere, genital organlarının gelişimi ve adet düzenlerinin takibi açısından mutlaka jinekolojik muayeneye tabi olmalıdırlar.

Jinekolojik muayenede öncelikle kadının dış genital organları gözle incelenir. Bu sırada dış dudaklarda, kitleler ve sert dokular varsa akıntının rengi, görünümü, kızarıklık ve şişlik olup olmadığına bakılır. Daha sonra vajen ve rahim ağzına spekulum denen aletle gözle bakılarak incelenir. Bu esnada vajen ve serviksteki çeşitli lezyonlar, yaralar, kitleler ve varsa akıntı direkt bakılarak incelenir. Lezyonlardan smear denen sürüntü veya icap ediyorsa biyopsi (parça) alınır. Akıntı varsa bundan kültür alınabilir ve direkt mikroskopta incelenebilir. Vajen ön ve arka tarafında sarkma olup olmadığı idrar torbasının ve “Üretra” denilen idrar yapılan kanalın durumuna bakılır. İdrar kaçırma olup olmadığı tespit edilir.

En son elle muayene yapılır. Bu muayenede bir elimiz (genellikle sağ) işaret ve orta parmaklar vajende diğer el ise karında basınç uygulayarak iç genital organlar değerlendirilir. Kist, miyom, batında yapışık kitleler hissedilmeye çalışılır. Hassasiyet olup olmadığına bakılır.

Kadın doğum uzmanına başvurulması gereken durumlar

  • Kötü koku, kaşıntı, kızarıklık, renkli akıntı varsa,
  • Vücudun normalin üzerinde tüylenmesi, erkek tipi kıllanma halleri ve memelerden süt ya da benzeri sıvı gelmesi hallerinde,
  • Adetler düzensiz sık ya da seyrek, kanama miktarı çok fazla ya da çok azsa, adet dışı kanama varsa,
  • Korunulmadığı halde gebe kalınamıyorsa,
  • Karında ya da dış genital organlarda, kasıklarda kitle veya şişlik varsa,
  • İlişki esnasında ya da sonrasında kanama oluyorsa,
  • Adetlerin aşırı sancılı olması, ağrılı ilişki ve geçmeyen kasık ağrıları varlığında,
  • Gebelik planlanıyorsa.

Mutlaka öncesinde herhangi bir problem olup olmadığına bakılması gerekir.

Jinekolojik muayeneyle ilgili bilinmesi gereken bir şey de ultrasonun vazgeçilmez bir tanı arası olmasına karşın bazen yetersiz olabileceğidir. Her muayenede kullanılması gerekmekle birlikte ek izleme yolları kullanmak isteyen doktorun bir bildiği olduğu unutulmamalıdır.

Bazen hastalar vajinal yolla bakılmasına karşı çıkıp ultrasonda diretirler. Oysa vajinal yolla bakılması gerekliliği varsa doktorun bu tercihi ciddiye alınmalıdır. Ultrasona ek olarak, tercihen hasta bakire değilse vajinal yolla bakılmalı, bu olamıyorsa abdominal ultrason uygulanmalıdır.

Bakirelerde spekulum muayenesi ve vajinal ultrason yapılamaz. Vajinal el muayenesi de zar yırtılmasına yol açacağı için mümkün olmaz. Bunun yerine dış genital organlara gözle bakılır ve bu yolla gelişim, akıntı, lezyonlar vs. değerlendirilir. Akıntı kültürü alınabilir. Hastaların çoğu karşı çıksa da rektal muayene yapılarak batın içi kitleler araştırılabilir. İdrar kesesi doldurularak sıkışma hissi oluştuğunda abdominal yolla ultrason yapılabilir.

Smear Testinin regl döneminde kanamalıyken alınamayacağı bilgisine ek olarak regl döneminde jinekolojik muayene yapılabileceğini ve hatta bazı durumlarda özellikle kanamalıyken yapılması gerekebileceğini belirtmek isterim.

Jinekolojik muayenenin ihmal edilmemesi gerekliliğini ve doktorunuzun yapılmasını uygun gördüğü tüm testlerin yapılmasının önemini yeniden vurgulamak isterim. Kadın sağlığı, yeni nesillerin de sağlıklı olarak dünyaya gelişini müjdeler, unutmayın!

En sağlıklı doğum kontrol yöntemi nedir? En sağlıklı doğum kontrol yönteminde, ailelerin doğru bilgiye dayalı olarak bilinçli ve gönüllü bir seçim yapmaları gerekmektedir. Eşler arasında ortak bir karar verilerek güvenilir yöntemler seçilmeli ve en sağlıklı doğum kontrolü konusunda danışmanlık hizmeti alınmalıdır. Böylelikle, istenmeyen gebeliklerden sağlıklı ve etkili bir biçimde korunabilirsiniz.

Kadınlara yönelik en sağlıklı doğum kontrol yöntemi olarak deri altı implantları ve ülkemizde ve dünyada hormonlu ya da hormonsuz spiral olarak adlandırdığımız rahim içi araç veya kondom gelmektedir. Bunun dışında, hormonlara dayalı yöntemler gebeliği önleme açısından en iyisi olarak kabul edilmektedir. Doğum kontrol aşıları, doğum kontrol hapları, vajinal halka ve kondom (prezervatif) bu sınıftan kabul edilmekte olup, özellikle kesin çözüm dediğimiz tüp ligasyon işlemi kadının tüplerinin bağlanması ve erkekte kanalların bağlanarak kısırlaştırılması başarılı bir korunma ve en sağlıklı doğum kontrol yöntemidir. Geleneksel yöntemler arasında en çok tercih edilen iki yöntemden birincisi geri çekilme ve ikincisi takvim yöntemidir. Ülkemizde kadınların çoğu halen %20’si oranında geleneksel yöntemi tercih etmektedir. Ancak, bu yöntemler planlanmayan ve istenmeyen gebeliklerle bir kısmı da kürtajla sonuçlanabilmektedir. Bu tür işlemler, hem fiziksel hem de psikolojik olarak anneye zarar verebilmekte, en önemlisi de annenin sağlığı tehlike altına girebilmektedir.

Dolayısıyla, bu kadar seçenek arasından en sağlıklı doğum kontrol yöntemini seçmek bazen eşler arasında göz korkutucu da olabilmektedir. Kişilerin farklı yaşam dönemlerinde farklı tercihleri olabilmekte ve böyle durumlarda kişinin mutlaka genel durumu da gözden geçirilmelidir. En sağlıklı doğum kontrol yönteminin size uygun olup olmadığı araştırılarak en doğru tedavi yöntemi üzerinde karara varılmalıdır. Çünkü bazı doğum kontrol yöntemleri sağlık sorunlarınızla uyumsuzluk gösterebilmektedir. Geçmişinizde geçirdiğiniz hastalıklar, ailelerden gelen bir takım hastalık riskleri, yaş ve yaşam tarzınız her zaman dikkate alınmalıdır. Bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için, en sağlıklı doğum kontrol yöntemleri en etkin biçimde kullanılarak, ailelerin ve toplumun yükü azaltılmalı, en önemlisi de annenin sağlığı koruma altına alınmalıdır.

Adet kanamaları: Genel olarak, kadınların çoğunda zaman zaman adet düzeninde gecikmeler, ara kanamalar ya da sapmalar yaşanabilir. Normal şartlarda devam eden adet kanamalarının, süresinde olması ama kanama miktarının fazla olmasına Hipermenore diyebiliriz. Adet düzenindeki bu tür problemlerin hiçbiri normal değil ve altında yatan birçok nedenin olduğu ve mutlaka araştırılması gerektiği bilinmelidir.

Adet kanamalarının çok uzun sürmesi günde 3-5 pedden fazla değiştirilmesi genelde fazla olarak kabul edilmektedir. Kanamaların fazla ve uzun sürmesi kansızlığı da neden olabilmektedir. Adet dönemlerinde adet miktarındaki artışların en önemli nedenleri rahim kaslarında myom olması ya da adenomyozis denilen rahim kaslarındaki kasılma işlevinin bozulmasıdır. Ayrıca, polikistik over, aylık veya 3 aylık vurulan iğneler, spiral kullanımı, polip, rahim içinde oluşan enfeksiyonlar, kanama ve pıhtılaşma sistemini bozan çeşitli kan ve karaciğer hastalıkları da bu tür sorunlara neden olabilir. Yüzde doksan oranında uterus ve adneslerde tespit edilen lezyonlarda hipermenoreye sebebiyet verebilir.

Hipermenore dediğimiz bu probleme tanı koyabilmek adına ultrason eşliğinde yapılan vajinal muayene ve bunun yanı sıra bazı hormon tahlilleri ve rahim içinden alınan parçalarla kesin teşhisi sağlayabiliriz. Normal adet düzeninde meydana gelen anormal kanamalar her zaman kisti, myomu ya da en kötüsü kanseri işaret etmez. Kadının farkında olmadan yoğun bir kanama ile birlikte bebeğinin düşükle sonuçlanması da en sık rastladığımız bulgulardan birisidir.

Adet kanaması tedavisi: Hipermenorenin tedavisi aşamasında myom veya polip gibi etkenler varsa bunlar cerrahi bir işlem olan ameliyatla alınması gerekir. Eğer etken spiral olarak değerlendiriliyorsa çıkartılması gerekebilir. Ayrıca, 35 yaşından sonra oluşan yoğun kanamaların nedeninin araştırılması maksadıyla, probe kürtaj yöntemi ile rahim içerisinden parçalar alınabilir. Yine, bazı hastalarda adet düzenleyici hormonal ilaçlarla tedavileri sağlanabilir. Kansızlığa karşı kan yapıcı tedbirlere başvurulmalı, çok şiddetli ve uzun kanamalarda östrojen tedavisi, hormonlu RİA (Mirena) gibi çeşitli durumlar uygulanmalıdır. Bütün bu uygulamalardan sonra tedaviden sonuç alamıyorsak özellikle 40 yaşını geçmiş hastalarda son çare olarak histerektomi düşünülmelidir.

Ankara 'da kadın doğum uzmanı için iletşime geçebilirsiniz.

Adres: Kızılırmak, Mevlana Bulvarı 1425.cadde 1450. sokak Ulusoy Plaza Kat:6 No:9/21, 06530 Çankaya/Ankara Telefon: +90 312 417 1788 Mobil: +90506 596 0396

  • Doktorluğa kalkışmayalım!

    Bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak, toplumumuzda gördüğüm en büyük sorunlardan biri gebelik takibi sürecinde hemen herkesin ‘doktorlaşma’sı. Deneyim daima büyük bir avantaj ve destektir. Gebelik ve lohusalık sürecinde annelerimiz, teyzelerimiz, halalarımız, kayınvalidelerimiz, ablalarımız, yakınlarımız elbette geçmiş gebelik ve doğum tecrübeleriyle yanımızda olur ve açıkçası işlerimizi de oldukça kolaylaştırırlar. Çünkü annelik, okunan tüm kitaplara, edinilen tüm bilgilere rağmen pratiğe dönüşürken panikletir, biraz zorlar. Her şeyden önce yepyeni bir yaşamın ellerimize teslim edilmesidir ve afallamamız, yetersizlik hissine kapılmamız normaldir. Dolayısıyla yakınımızdaki deneyimli kişiler, sınırlarımızı aşmadıkça varlıklarıyla bize epey yardımcı olurlar. Ama bu, herkesin kendini doktor ilan edebileceği ve her konuda fikir sahibi olabileceği anlamına gelmesin. Herkes, bu aşırı müdahaleci tavrın olası olumsuz sonuçlarını hesaplayarak duracağı yeri bilsin. Önerim bu olacaktır.

    “İyi niyetle yardım etmek istemenin nasıl olumsuz sonuçları olabilir ki?” dediğinizi duyar gibiyim. Her şeyden önce her anne ve her bebek farklıdır. Bir kadının gebeliği, diğer kadının gebeliğiyle aynı değildir. Aynısı lohusalık için de geçerli. Elbette genel benzerliklerimiz var, elbette gebeliğin de lohusalığın da bilinen belli süreç özellikleri var. Ancak bunların dışında, hem fiziksel tıbbi durum, hem psikolojik durum dolayısıyla her kadın gebeliğini de lohusalığını da farklı bedensel ve ruhsal tehditler ve fırsatlarla geçirir.

    Beslenme düzeni, kilo alış veriş, mide ve bağırsak sorunları, gebelik şekeri, iş hayatındaki durum, cinsel yaşam, içinde yaşanılan ortam, maddi ve manevi imkanlar, gebelik-düşük- kürtaj sayısı, tansiyon problemi, yaş etkeni gibi pek çok nedenle gebelik de lohusalık da çok başka biçimlerde seyredebilmektedir. Dolayısıyla bir gebeye ya da lohusaya tabii ki önerilerde bulunabilirsiniz ancak bu konuda sınırı aşmak durumunda adeta reçeteli satılan bir ilaç tavsiye etmiş ve olası olumsuz sonuçlara vesile olmuş olursunuz. Üstelik “emiyor mu?” sorusunun listenin başında bulunduğu psikolojik baskı sorularıyla da zaten zorlu bir süreçteki lohusanın tadını iyice kaçırmış bulunursunuz.

    Gebelik takibini yaptığım ya da sadece danışmak için ulaşan anne adayları, çevrelerinden gelen öyle önerilerden söz ediyorlar ki adeta herkes benden daha çok doktormuş gibi hissediyorum. Unutmayalım; her gebenin ister özel hastanede ister devlet hastanesinde ister sağlık ocağında bir ebesi, hemşiresi, doktoru var. Sıklıkla gidemeyenler için internet üzerinden doktorların soruları yanıtlayabildiği forumlar ve web siteleri var. Sosyal medya üzerinden benim gibi soruları yanıtlayan çok sayıda uzman var. Ne olur, gebelere ve lohusalara yaren olalım ama doktorluk işine bulaşmayalım.

  • Savaşçı prematüre bebekler

    Prematüre annesi, babası olmak başkadır. Bebekle o ilk kavuşma, uzun aylar boyunca hayal edilir ancak hayallerdeki gibi gerçekleşmez. Önemli olan elbette bebeğin ve annenin sağlığıdır, zamanla ve doktorların sıcak ilgisiyle her şey yoluna girer. Ancak yine de beklemek biraz can sıkıcıdır. Bebeğini hastanede bırakıp eve dönmek, sağlığına dair haberleri endişeyle beklemek, günün yalnızca belli saatleri kısıtlı biçimde görebilmek anne ve babalar için ama en çok anneler için zordur. Prematüre bebeklere gelirsek, onlar adeta birer minik savaşçıdırlar. Hayata tutunmak, annelerinin kollarına dönmek, evlerinin kokusuna kavuşmak için savaşırlar ve çoğunlukla kazanırlar. Hele günümüzde prematüre öyküleri çoğunlukla mutlu sonla bitmekte. Tam donanımlı hastanelerde, işinin ehli doktor ve hemşireler, bebeklerin bu kritik süreçlerini gerçekten ilgi ve sevgiyle yönetmekteler. Yine de merak ettiklerinizi yanıtlamanın gerekli olduğunu ve bu ihtimalden korkmanızın önüne geçmeyi istiyorum. Bilgi, korkuyu yok eder.

    Prematüre doğum nedir?

    Prematüre doğum, 37 haftadan önce gerçekleşen doğumlardır. Doğum haftalarına göre sınıflandırılan prematülerin yaşama oranı önceki yıllarda oldukça düşüktü ama şimdi prematüre bebekler, adeta mucize bebekler olarak hayata karışıyorlar. Örneğin 2000’li yıllara dek gittiğimizde 500 gram altı doğan bebekler çoğunlukla yaşamıyordu. Bugünse 500 gramın altında doğan bebekler dahi yaşatılabiliyor. Ve yaşayan prematüre sayısı, her geçen yıl artıyor. Ne sevindirici gelişme! Prematüre bebeklerin yaşama oranının yükselmesi elbette şans eseri değil. Akciğer fonksiyonlarının devamı için gerekli ilaçların sağlanabilmesi, donanımlı sağlık kuruluşu ve personelinin artması ve özellikle de bebek yoğun bakım ünitelerinin açılması bu oranın yükselmesinde etkili oluyor.

    Prematüre bebekler, gebelik haftasına göre şu şekilde sınıflandırılır:

    1. Grup ileri derecede prematüre (24-31 Hafta.)
    2. Grup orta derecede prematüre (32-35 Hafta.)
    3. Grup sınırda prematüre (36-37 Hafta.)

    Prematüre bebekler, doğum ağırlıklarına göre ise şöyle sınıflandırılır:

    1. Düşük doğum ağırlığı: Bebeğin doğumda 2500 gr.dan az olması.
    2. Çok düşük doğum ağırlığı: Bebeğin doğumda 1500 gr.dan az olması.
    3. Aşırı düşük doğum ağırlığı: Bebeğin doğumda 1000 gr.dan az olması.
    Prematüre bebeklerin yaşatılması esnasında ne tür sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

    Gebelik süresinin tamamlanması, bebeğin de doğuma hazır hale gelmesi anlamını taşır. Dolayısıyla doğum zamanından önce dünyaya gelen prematüre bebekler, bazı hassasiyetlere sahip olurlar. Bu hassasiyetler arasında, solunum güçlüğü sendromu, kolestatik karaciğer hastalığı, kanama, sepsis, duyusal problemler ve hipo/hiperglisemi, kısa barsak sendromu gibi komplikasyonlar görülebilir. Ayrıca duyma ve görme eksiklikleri, optimum beslenme soruları da sık rastladıklarımızdandır. Tabi tıbbi gelişmeler ve donanımlı sağlık ekipleri sayesinde bu riskli durumlar minimalize edilmektedir. Ancak yine de bu süreç anne babalar için endişe vericidir. Ve ne olursa olsun titiz takip gerektirir. Doktorlar, öncelikle aileyi olasılıklar hakkında bilgilendirmeli ama bunu yaparken onları ümitsizliğe de sevk etmekten kaçınmalıdırlar. Prematüre bebeklerde Prematürelik Retinopatisi adında bir göz rahatsızlığı olasılığı vardır ve bunun tespiti için doğumdan sonraki 4-6 haftalık sürede kontrol gerekmektedir. Erken teşhisin önemli olduğu bir sorun olan ROP, maalesef erken teşhis edilemezse körlükle sonuçlanabilmektedir. Prematüre bebeklerin takibi, yalnızca doğumda mevcut olan ve fark edilebilen rahatsızlıkların değil, ileride oluşabilecek sorunların da bertaraf edilmesi için önemlidir.

    Prematüre bebeklerin takibinde gerekenler!

    Prematüre bebeklerin takibinde birden fazla branşta doktordan görüş almak ve bebeklerin bazı başka branş doktorlarına muayene olmalarında fayda vardır. Örneğin Fizik Tedavi Uzmanı Doktoru, bebekteki spastisite, refleks canlılığı gibi motor gelişimi olumsuz yönde etkileyecek birçok rahatsızlığı bertaraf etme konusunda başarılı olabilir. Bunun yanısıra yoğun bakım esnasında beyin kanaması ya da havale geçiren bebeklerin riskleri de artmış olur. Dolayısıyla nörolojik sorunların yaşanması ihtimaline karşın çocuk nöroloğunun muayenesi de önemlidir. Doğum ağırlıkları 1500 gr.ın altında olan bütün bebeklerin işitme muayeneleri yaptırılmalıdır. Ayrıca ailede sağırlık öyküsü varsa, bebek menenjit geçirmişse, zor ve uzun sürmüş doğumla doğmuşsa, rahim içi enfeksiyon öyküsü varsa işitme muayenesi kesinlikle yapılmalıdır. İşitme muayenesinin bebek 6 aylık olmadan yapılmasını önermekteyiz. Ayrıca prematüre bebeklerin beslenmeleri de doktorlarından görüş alınarak titizlikle sürdürülmelidir.

    Düzeltilmiş Yaş ve Takvim Yaşı

    Prematüre bebeklerde sık duyduğumuz şeylerden biri de takvim yaşı ve düzeltilmiş yaştır. Takvim yaşı bebeğinizin doğduğu tarih esas alınarak hesaplanan yaştır. Düzeltilmiş yaş ise doğması gereken tarih esas alınarak hesaplanan yaştır. Prematüre bebekler 2 yaşına gelene dek düzeltilmiş yaşları esas alınarak takip edilmelidir ki gelişimlerinde hiçbir şey gözden kaçmasın. Prematüre bebeklerin bakımında yalnızca doktorlar ve hemşireler etkin değildir elbette. Anne ve babalar da bebeğin bakımı konusunda bilgili ve takibinde dikkatli olmalıdırlar. İlk yardım eğitimi, doğru yatırılma pozisyonları, görme ve işitmeye dair fonksiyonların gözlenmesi anne babanın bilmesi gerekenler listesinde yer almaktadır. Elbette gerekli görmeleri halinde danışacakları kişi yine doktorlarıdır.

    Bebeğin taburcu olmasından ve ev düzenine girmesinden sonra anne ve babaya düşen en önemli şeye geldi sıra; olumlu olmak ve bebeğe de bunu yansıtmak. Çünkü bebeğiniz biraz hassasiyet gerektirmekle birlikte, sizinle yaşamaya ve yaş almaya hazır.

  • Menopozda neler yaşanır?

    Adetten Kesilme Ya Da Düzensizlikler:

    Her ne kadar adetin kesilmesinin üstünden 1 yıl geçmesi gerekir denilse de eğer 6 ay kanama olmamışsa bu menopozun göstergesi olabilir. Adetlerin arası açılır.

    Sıcak Basması:

    Kadınların günlük hayatını etkileyen en önemli şikayetlerinden biridir. Yüzlerinden başlayıp aşağıya doğru giden ve alevlenmelerle seyreden bir durumdur.

    Terleme:

    Gündüz ya da gece fark etmeden sürekli terleme yaşarlar, yüzünden başlayıp sırta doğru ilerleyen terleme kışın da devam edebileceği için pencere açmak bunu yaşayan bayanlarda adet olmuştur.

    Sinirlilik:

    Aile bireylerinin söylemesiyle bu sıkıntıyı kendinde fark eden kadınlar ellerinde olmadan bunu yaşarlar ve kırıcı olurlar. Hassas ve kırılganlık bunun sonucunda görülebilir. Belki de bu dönemde profesyonel bir destek almak en doğrusudur.

    Sıkıntı:

    İç huzursuzluk yaşayabilirler.

    Genital Sistemde Kaşıntı:

    Hormonların azalmasıyla beraber genital sistemdeki kuruluğa bağlı kaşıntılar olabilir. Bunun tedavisi mümkündür.

    İlişkide Ağrı, Darlık Ve Kanama:

    Bu şikayetlerde hormonal azalmaya bağlıdır. Tedavisi mümkündür.

    İdrar Yolu Enfeksiyonlarının Sıklaşması:

    Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de kadınlara bol sıvı tüketmeleri gerektiği vurgulanmalı ve hormonal destekle bunun azalabileceği ya da kaybolabileceği söylenebilir.

    Hafıza Kaybı, Depresyon:

    Bu durumu aile fertleri fark ettiğinde mutlaka bir destek alınması konusunda ısrarcı olunmalıdır.

    Seksüel Aktivitede Azalma:

    Hormonların azalmasına bağlı görülen bu durumda psikolojik ve ilaç desteğiyle yardımcı olunabilir.

    Osteoporoz:

    Menopoz döneminde adını sıkça duyduğumuz osteoporoz kemikte kırık riskinin artmasıdır. Östrojenin yani kadınlık hormonunun azalmasından dolayı bu dönemde sıktır. Eğer erken menopoza girmişseniz, steroid kullanıyorsanız risk grubundasınızdır ve bir kadın doğum uzmanıyla görüşmenizde yarar vardır. Kadınlarda osteoporoz hiçbir şikayet vermeyebileceği gibi ağrı, boyda kısalma veya kemik kırıklarıyla da kendini belli edebilir. En kolay tanısı kemik mineral dansitometri ile konur. Sonuçlarına göre kalsiyum başta olmak üzere çeşitli tedaviler uygulanabilir. Menopoza girmiş kadınlarda en önemli sorunlardan biridir. Kemik kaybı ya da erimesi olarak da değerlendirilir. Ülkemiz güneşi doyasıya hissettiğimiz bir yer olduğu için aslında risk faktörlerinden birini elemiş bulunmaktayız. Fakat eğer süt ve süt ürünleri fazla tüketilmiyorsa, sigara kullanılıyor, zayıf ve beslenme yetersizliği bulunuyorsa, erken yaşta yumurtalıklar alınmışsa bu gruptakiler osteoporoz için risk altında demektir.

    Damar Hastalıklarında Artma:

    Kalp damarlarında pıhtı oluşması ve daralmalar menopozdan sonra artar. Kan yağlarında artış görülür bu da sadece kalpte değil diğer organlarda da tıkanıklık yapabilir. Önceden menopozda kullanılan hormonların kalp ile ilgili sorunları önlediği söylenmekteydi ama günümüzden yapılan çalışmalarda bunun doğru olmadığı bildirilmiştir.

    Menopozda yapılması gerekenler:

    • Kan Sayımı, Idrar Testi,
    • Kan Yağları (Total Kolesterol, HDL Ve LDL Kolesterol, Trigliserid),
    • Karaciğer Ve Böbrek Fonksiyon Testleri (ALT, AST, Üre, Kreatinin),
    • Kandaki Kalp Belirteçleri (CRP, Homosistein),
    • TSH, St3 St4: Guatr Testleri.

    Smear Testi:

    Cinsel olarak aktif olan kadınlarda yılda bir yapılan rahim ağzı kanser tarama testidir. Bu menopozdan sonrada yapılır. Eğer 3 yıl üst üste normal çıktıysa testin süresi doktor tarafından daha uzun aralıklarla yapılabilir.

    Ultrason:

    Rahim, yumurtalıklar ve tüm karnın ultrasonu yapılarak tüm organlar yılda bir değerlendirilir.

    Mamografi:

    40 yaşın üstünde her yıl yapılmalıdır. Memeyi sıkıştırıp acı verdiği için bazı kadınlar bu işlemi yaptırmak istememektedir. Fakat 15 dakikalık bir acı için 1 yıllık rahatlık tercih edilebilir herhalde. Meme ultrasonu ise mamografide şüphelenilen lezyonların ayırmak için yapılır. Memesi yoğun olan kadınlar, menopozda hormon tedavisi alanlar, protezliler ve ameliyat geçirmiş olan mamografinin yorumlanmasını güçleşir. Belki de daha ileri bir tekniklerle meme değerlendirilebilir.

    Kemik Yoğunluk Ölçümü:

    40 yaşını geçmiş bayanlarda kontrol için ya da erken menopoza girmiş olanlarda kemiklerde kaybı görmek amacıyla yapılan bir nevi kemik ultrasonudur. Riskli gruplarda ya da erken dönemde yumurtalıkları alınmış ya da hormon almak istemeyen kadınlarda yapılması önerilir. Sonuca göre tedavi verilebilir.

    Hormon Tedavilerinin Çeşitleri

    Tek Başına Ağızdan Ya Da Bant Şeklinde Östrojen:

    Bu tedavi rahmi alınmış olan kadınlara verilir. Yalnızca östrojen verilmesinin nedeni memelere ve organlara diğer hormon olan progesteron yüklemesi yapmamaktır.

    Östrojen Ve Progesteron Birlikte:

    Kadınlarda kadınlık hormonuyla beraber progesteronun verilmesinin nedeni bira da puzzle oyununa benzer. Östrojen ve progesteron birbirini tamamlayan hormonlardır. Birinin girintisi diğerinin çıkıntısıyla eşleşir. Bu yüzden eğer tek östrojen verilirse rahim iç tabakası fazla miktarda kalınlaşır, bunu karşılamanın tek yolu progesteronla beraber verilmesidir. Tamamen menopozda olan ve adetten kesilen kadınlara sürekli verilebileceği gibi adetleri düzensizleşmiş ve hala adet görme ihtimali olan kadınlara da aralıklı olarak verilir.

    Hormon Benzeri Ilaçlar (Tibolon):

    Hormonlara bağlanarak etki gösteren bu ilaçlar genellikle menopoz sonrasındaki şikayetler için tercih edilir.

    Bitkisel Östrojenler (Fitoöstrojenler):

    Zayıf etkilidirler ve özellikle östrojen hormonu almak istemeyen ya da doktor tarafında verilmesi uygun olmayanlara verilir.

    Menopozda hangi ilacın ne zaman ve ne şekilde verileceği kar zarar hesabı yapılarak hastaya göre doktor tarafından planlanır.

  • En etkili doğum kontrol yöntemi

    En etkili doğum kontrol yöntemleri

    Hamilelikten korunmak için en etkili doğum kontrol yöntemi kullanmadan cinsel ilişkide bulunan kadınların % 80-90’ı bir yıl içinde gebe kalır.  Bu nedenle, kadınlara yönelik doğum kontrolü yöntemleri arasında en başta, gebeliği önleyici haplar ve rahim içi spiraller olarak sayabiliriz. Özellikle, hormonlara dayalı doğum kontrol yöntemleri gebeliği engellemede çok etkilidir. Rahim içi araçlardan ve az miktarda hormon salgılayan Mirena bu sınıftan kabul edilir. Öncelikle hiçbir doğum kontrol yönteminin %100 etkili olmadığı göz önünde bulundurursak, hormonlu spirallerin %99 etkinliği kadınlar için oldukça önemli bir avantajdır.

    Hormonlu spiralin kullanımı

    Hormonlu spiralin kullanımı kadın açısından çok daha kolaydır çünkü günlük hayatlarında herhangi bir şey yapmalarını gerektirmez ve 5 seneye kadar kullanabilir. Doktorunuzun size öğreteceği aylık basit bir kontrol dışında, hormonlu spiral istediğiniz sürece kullanabileceğiniz ve hatta artık unutacağınız bir doğum kontrol metodudur.

    Ayrıca, doğum kontrol hapları, doğum kontrol aşıları, vajinal halka, erkek döl hücrelerini öldüren tabletler ve fitiller en etkili metodlar arasında yer alır. Cinsel sterilizasyon dediğimiz erkek için kısırlaştırma ameliyatı (vazektomi) ve üreme çağının sonlarına gelmekte olan, 2-3 çocuk doğurmuş olan bir kadında, artık çocuk sahibi olunmak istenmiyorsa kalıcı yöntemlerden biri olan tüplerin bağlanması (tüp ligasyon) ile ömür boyu doğum kontrolü sağlayabiliriz.

    Dolayısıyla, kişilerin farklı yaşam dönemlerinde farklı tercihleri olabilir. Bu yüzden o kişinin genel durumu da mutlaka gözden geçirilmelidir. Bazı doğum kontrol yöntemleri sağlık sorunlarınızla uyumsuz olabilir. Geçirmiş olduğunuz hastalıklar, aileden gelen bir takım hastalık riskleri göz önüne alınarak, hangi yöntemin size uygun olup olmadığının araştırılması ve doğum kontrol yöntemlerinin en verimli bir şekilde yararlanmak için doktorunuzla birlikte, bu seçenekleri gözden geçirerek önerilerine eksiksiz uymalısınız. Yine de, korunmasız bir cinsel ilişkide bulunduysanız veya bir korunma yöntemi kullanırken beklenmedik bir durumla karşılaşırsanız hamileliği önlemek için cinsel ilişkiden sonraki ilk üç gün (72 saat) içinde aile planlaması hizmeti sunan bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız.

  • Vajinal enfeksiyon belirtileri nelerdir ?

    Kadınlarda en sık rastlanılan enfeksiyon türleri arasında başta vajinal enfeksiyonlar gelir. Bu enfeksiyonlar belirgin semptomlarla kendilerini gösterebildikleri gibi, rutin muayene esnasında da saptanabilirler. Cinsel ilişki yaşayan herkes cinsel yolla bulaşan vajinal enfeksiyonlara karşı risk altındadır. Çoğu zaman vajinal enfeksiyonlarda belirtilerin olmaması ya da kişileri rahatsız edecek boyutta hafif belirtilerin görülmesi, hastalığın yayılması açısından önemlidir. Çünkü, hastalık toplumumuzda sessizce ve çok hızlı bir şekilde gelişebilir ve bu durum geniş bir halk kitlesine yayılabilir.

    Vajinal enfeksiyona maruz kalan kadınlarda oluşan en önemli şikâyetler arasında yanma hissi, kaşıntı, kokulu, koyu kıvamda ya da beyaz renkli, kokusuz, peynir kırıntıları şeklinde akıntılar ile, cinsel birliktelik anında ağrı ve kaşıntıya bağlı gelişen tahriş olarak sıralayabiliriz. Ayrıca, tahrişe bağlı olarak kızarıklık, ödem ve kanamalarda meydana gelebilir. Enfeksiyonlar genelde mantar, bakteri ve parazitler nedeniyle ortaya çıkabilmektedir. Mantar nedeniyle ortaya çıkan enfeksiyonlar genellikle gebelik döneminde, sürekli antibiyotik kullanan kişilerde ve doğum kontrol hapı kullananlarda oldukça sık görülür. Bunların yanı sıra diyabet hastalarında da sıkça karşılaşılır.

    Mantar enfeksiyonları genellikle kadınlarda görülür ama bakteri sebebiyle, kötü kokan sarı renkte oluşan vajinal akıntılar bulaşıcı özelliğe sahip olduğundan, cinsel birliktelikle beraber erkeklerde de herhangi bir şikâyet görülmeden ortaya çıkabilir. Bu tür enfeksiyonlar özellikle, bebek düşünen çiftlerde birçok problemlere yol açabilmektedir. Özellikle erkeğin sperm kalitesini ve hareketliliğini azaltarak gebelik için döllenmeyi engeller. Bu durum antibiyotik tedavisi ile kolaylıkla kontrol altına alınabilir. Bu nedenle, ilaçlar doktorunuzun önerdiği dozda ve önerdiği sürede kullanılmalı ve düzenli sağlık kontrolleriniz yapılmalıdır. Tedavi edilmediği durumlarda ise, kadın ve erkekte kısırlığa, kadınlarda düşük, dış gebelik, rahim ağzı kanserleri ile yeni doğan bebeklerde görülen sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir. Erken tanı her zaman çok önemlidir. Tanı ve tedavideki gecikmeler hem tedavi açısından başarıyı engeller hem de kısırlık başta olmak üzere birçok hastalığa yol açabilir. Erken tanı ile kişilerin yaşam kalitesi önemli ölçüde artacak ve tüm tedavi aşamalarında önemli ölçüde başarı sağlanacaktır.

  • Doğumdan sonra vücut ne zaman toparlanır?

    Doğumdan sonra kadınların vücutları, hem fizyolojik hem de psikolojik olarak çok sayıda değişikliğe uğramaktadır ve biz bu döneme lohusalık dönemi diyoruz. Lohusalık döneminde; 6 hafta içinde üreme organları eski ve normal haline döner. Ancak, doğum esnasında gerilen vajina oldukça yavaş ilerleyerek eski haline dönebilir. Doğum sonrasında yaşanan vücut ısısının düşmesi ile annenin fizyolojik titremesi ortaya çıkar ve üşüme hissi oluşur. Kısa bir süre sonrasında ise bu tür sorunlar zamanla geçer.

    Doğumdan Sonra Karın Bölgesi

    Doğumdan sonra, gebelikte genişleyen ve esneyen karın kasları 6 hafta sonra toplanmaya başlar. Karın bölgesinde oluşan sarkık ve yumuşaklık 4 ila, 5 ay sonra gerçek sağlamlığına ulaşır. Bu bölgede oluşan hassasiyet nedeniyle yapılacak olan kegel egzersizleri ile leğen kemiğinizin kaslarını kuvvetlendirebilirsiniz. Ağrıyı ve oluşan ödemi azaltarak dolaşımı arttırabilir, kas zayıflığınızı da büyük ölçüde önleyebilirsiniz. Ayrıca, yapılan bu egzersizlerle ileri yaşantınızda oluşabilecek, çoğu kadının hayatını kâbusa çeviren idrar kaçırması, kan toplanması ve hemaroid problemlerinizi de bir nebze engellemiş olursunuz. Annenin emzirme döneminde fazla terleme sebebiyle, oluşan cilt dokusundaki ödem hızla çözülür. Bu sistemlerdeki oluşan değişikliklerde 6 ncı haftanın sonunda normal haline dönmektedir.

    Doğum Sonrası İçin Bilinmesi Gerekenler

    Gebelik boyunca kadının iç ve dış dudaklarında da oluşan sarkıklar meydana gelebilmektedir. Doğumdan sonra tekrar eski haline dönmesi beklenir. Hâlbuki böyle bir durum söz konusu değildir. Vajinal bölgede oluşan renk değişikliği ise, doğumdan sonra 10 güne kadar eski görümüne ulaşabilmektedir. Ayrıca, gebeliğiniz boyunca vücudunuzda çok sayıda hormon üretimi de başlamış olur. Özellikle, östrojen hormonu doğum yaptıktan sonra en kısa sürede eski halini alır. Progesteron hormonunun ise, eski seviyeye inmesi uzun zaman alabilir. Bu dönemde hormonlar sebebiyle, oluşan saç dökülmesi de yaşanabilir. Ancak, bu geçici bir dönemdir. Yine, loğusa iken, bağırsak hareketlerinizde yavaşlama ve kabızlıkta yaşayabilirsiniz. Böyle problemler yaşamak istemiyorsanız lifli gıdalar ve sıvılar tüketerek bu sorunlarınıza çözüm getirebilirsiniz.

  • Göğüste Süt Birikmesi

    Anne sütü, gebelik sonrası her yeni doğan bebeğin ilk 6 aylık dönemlerinde tek başına büyüme ve gelişmesine yetecek oranda besin öğelerini taşıyan en uygun besin olup, hem anneler için hem de bebeklerin sağlığı açısından oldukça faydalıdır. Bu nedenle, bebeğinizi mutlaka en az 6 ay süreyle emzirmenizde yarar vardır. Çünkü bebeğinizi memeden ayırdığınız zamanlarda göğsünüzde oluşan süt birikmeleri size sıkıntı yaratabilir.

    Göğüste Süt Birikmesi Olduğunda

    Göğüste süt birikmesi olduğu zamanlarda muhakkak bebeğinizi sık aralıklarla emzirmeniz gerekmektedir. Eğer ki, bebeğiniz memenizi almakta zorluk çekiyorsa bu durumda muhakkak meme pompaları ile göğüs sağılarak boşaltılmalıdır. Ağrınız çok fazla olursa ağrı kesicilerle takviye edilmelidir. Bu durum süt kanallarınızın tam olarak boşaltılmadığı ile ilgilidir. Memenizde hiçbir zaman sütünüz bitmez, çünkü bebeğiniz emdikçe beyne uyarı yollar, tekrar süt üretir. 20 dakika arayla her iki göğsünüzü emzirmenizde fayda vardır. Özellikle, süt birikmesi olmaması için daima sütün yoğun olduğu göğsünüzden başlayarak emzirmeye devam edebilirsiniz. Her emzirme anında göğsünüzün iyice boşalmasına dikkat ederek, farklı pozisyonlarda bebeğinizi emzirebilirsiniz. Bu arada ağrı ve dolgunluk olan memenize sıcak kompresler uygulayabilirsiniz ve halen bu durum devam ediyorsa, soğuk kompres uygulayın.

    Diğer taraftan, süt kanalları tıkandığında, meme dokusu iltihabi ve bunun sonucunda enfeksiyon oluşabilir. Yani göğsünüzde süt birikmesi sonucunda göğüsler şişer, ağrı ve ateş yapabilir. Bu durumun bebeğinizi emzirme açısından her hangi bir sakıncası yoktur. Genelde de, bebeğinizin göğsünüzü emmemesi ve uzun süre emzirmemeniz bu tür problemlere yol açabilmektedir. Yine, göğüslerde biriken sütü boşaltmak meme apsesi olmaması için çok önemlidir. Bebeğiniz anne sütü aldıkça göğsünüzün boşalıp, yumuşaması gerekir. Emzirme döneminde göğüsleriniz halen gergin ve sıkıysa bu durum memenin hala süt dolu olduğu, bebeğinizin yeterli miktarda emmediği anlamına gelir. Bu yüzden, göğsünüzün ucunu koyu renk kısmıyla beraber ağzının içine alıp almadığını mutlaka kontrol edin. Sadece meme ucunu alıyorsa süt pompası yardımıyla süt birikmesi oluşmaması için göğsünüzü boşaltabilirsiniz.  Halen, göğüslerinizdeki şişlik ve kızarıklık varsa mutlaka doktorunuza başvurun.

  • Metroraji

    Metroraji, adet düzeninizin dışında görülen ara kanamalara verilen addır. Normal adet kanamaları ortalama 28 günde bir olan ve 5-7 gün arasında süren düzenli aralıklarla görülen kanamalardır. Genelde, kadınlar adet düzenlerindeki sapmalar ve gecikmeler nedeniyle ara kanamalar yaşayabilmektedir. Her yaşta olabildiği gibi, ileri yaş dönemlerinde menopozdan sonra da görülebilmektedir. Ara kanamalardan şüpheleniyorsanız vajinadan geldiğinden emin olmalısınız, çünkü bazen makattan gelen hemoroid kanaması ile idrar yollarından gelen kanamayı bir çok kadın karıştırabilmektedir. Hiçbir türlüsü normal değildir ve muhakkak altında yatan sebeplerin araştırılması gerekmektedir.

    Metrorajiyi Önlemek

    Metrorajiyi önlemek amacıyla, kanamaya yol açan hastalığın tedavi edilmesi gerekmektedir. Metroraji normalde adet kanamaları gibi yoğun değildir ve lekelenme tarzında kendini gösteren alışılmadık bir kanama olarak karşımıza çıkmaktadır. Pembe hafif lekelerden, koyu kahve pıhtılara kadar olabilir. Metrorajinin ilk nedenlerinden biri olarak ara yumurtlamalardır. Kanama lekelenme şeklinde gelir sebebini ise, hormonlar olarak gösterebiliriz. Çok çeşitli nedenler olabilir bunları sıralamak gerekirse; miyomlar, polipler, yumurtalık kistleri, korunma amacıyla takılan spiraller, cinsel ilişki sonrası, vajinada kuruluk, vajinada yırtılmalar, et benleri, doğum kontrol hapları, rahim kanseri, dış gebelik ve tiroid bezindeki salgı sorunları ara kanamaya yol açabilmektedir. Haliyle, bu tür problemlerin yaşanması kadınları oldukça endişelendirmektedir.

    Kadının adet kanamasının dışında her ay ara kanamaları oluşursa, bu ciddi bir durumdur ve muhakkak zaman kaybetmeden bir jinekologa giderek, ultrasonografi muayenesi, tahlil ve gerekli tetkiklerle hastanın tedavilerine başlanılmalıdır. Yaşınız kaç olursa olsun, adet döneminiz dışındaki ara kanamaların uzun sürmesi durumlarında mutlaka doktorunuza görünün derim. Dönemsel nasılsa geçer demeyin ve erken teşhisle tedavinize başlayıp, bu süreci daha kolay ve çabuk atlatabilirsiniz. Bu süreçte, kanın pıhtılaşmasını güçleştiren aspirin türü ilaçları almamaya da özen göstermelisiniz. Bir diğer hususta, çok nadirde olsa aşırı kanaması olan hastalara kanamayı durdurmak amacıyla, küretaj yapılması da gerekebilir.

  • Rahimde Ağrı

    Rahimde ağrı, genelde kadınları günlük yaşantılarından ve işlerinden yoksun bırakarak, son derece yaşam kalitelerinin düşmesine yol açan problemler arasında yer almaktadır. Bu durum kadınların %75 inde, görülmekte olup, ciddi hastalıkların habercisi olarak da karşımıza çıkabilmektedir. Günümüzde bu tür problemler aslında kadınları psikolojik olarak da etkileyebilmekte ve cinsel hayatları önemli ölçüde zarar görebilmektedir.

    Rahimde Oluşan Ağrılar

    Rahimde oluşan ağrıların pek çok sebebi olup, uzun süreli süren ağrı ya da sızı gibi durumlarla ortaya çıkabilmektedir. Özellikle, rahim içinde oluşan myomlar ve polipler ağrı nedeni sayılır. Rahim ağrısı sadece rahimde oluşan bir durumdan ötürü değildir. Kadınların rahminde ağrı olmasının en çok görülen nedeni tabiî ki, cinsel ilişki ile bulaşan rahim ağzı enfeksiyonlarıdır. Enfeksiyon sebebiyle, kişinin kasıklarında ve bel bölgesinde ağrılar oluşabilmektedir. Tüplerde sıvı birikmesi, geçirilmiş bir enfeksiyona bağlı olarak tüplerin tıkanması, bunun dışında dış gebelik, üreme organlarında enfeksiyon, apandisit, idrar yolları enfeksiyonları, sindirim sisteminde oluşan ağrılar, böbrek taşları, endometriyozis, rahimde yapışıklık ve rahmin duruş bozukluğu kaynaklı da olabilmektedir. Yine, bu tür ağrılar adet sancısı olabileceği gibi, başka sebeplerden ötürü de olabilmektedir.  Ayrıca, ileri yaş dönemlerinde yumurtalık kanserleri de ağrı ile kendini gösterebilir. Tümör kaynaklı rahim ağrıları genellikle başlangıç noktasından itibaren şiddetini giderek arttırır ve dayanılmaz bir hal alabilir.

    Dolayısıyla, tedavi aşamasında teşhisin doğru konulabilmesi açısından ağrının nedeninin saptanması bu aşamada son derece önemli olabilmektedir. Çünkü, rahimde meydana gelen ağrının şiddeti, hastalığın seyri açısından gerekli bilgi verse de, yapılan ultrason muayenesi ve gerekli tahlil ve tetkiklerle hastalığın kaynağı ve durumu hakkında size kesin bilgi verebilmektedir. Rahimde oluşan ağrıların birçoğu kişilerde ciddi anlamda üreme problemi ve sağlık sorunlarına da yol açmaktadır. Bu yüzden, hiç zaman kaybetmeden uzman bir doktora gidip, gerekli tedavi sürecini başlatmanız gerekir.

SORULARINIZI CEVAPLIYORUM
  • S
    Sevgi20.07.2018

    Merhabalar hocam ben kontrol yöntemi olarak spiral takindim ama cok supeciyim bazen çömelir vaziyette parmağımla spiralin iplerini kontrol ediyorum.. ikinci spiral takinmam oluyor ılkinde boyle elimle muane ederken ipi elime gelmemişti ve kadin doktoruna gittim iplerin icine kactigini soyledi ve ufak bi islemle çıkarıp tekrar takildi herneyse suan tekrar bu şekilde parmagimla ipleri kontrol ediyorum yanlış mı yapıyorum aceba bunun bi zarari olurmu bide hocam çömelir vaziyette oldugu icinmi bilmem rahmin parmagimin ucuna dokunduğunu hissediyorum ve hatta parmağımın ucu cok hafif icine giriyo gibi hissediyorum bu gibi şeyler normal mi dokundugumu hissettigim sey rahim olabilir mi oyleyse o kadar yakinda olmasi normal mi cunku isaret parmağımın ikinci bogumuna kadar parmagimi soktuğumda hemen dokunabiliyorum bilgilendirseniz cok sevinirim hocam

    OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN

    Kuzu kendınızı muayene edin diyorum tabiki bu güzel bir şey ama ipi tespit etikten sonra ileriye çok sokma enfekte etmemek lazım

  • A
    Adsız18.07.2018

    Hocam 5 yillik evliyim iki cocugum var 8 ay önce doğum yaptim. Lohusalik döneminde idarimi hic tutamadim ayaga kaltigim an kaçırıyordum suan da hapşırdugum zaman bazen kaçırıyorum bu bi sorun mudur neden olur ve doktora gitmem gerekir mi ve hangi bölüme gozukmeliyim birde hocam iliski esnasında ses geliyor ve iliski sonrasinda da ayağa kalkınca vajinamdan hava bosaliyor bu cok can sıkıcı ve utanç verici bi durum benim icini liskimi etkilemesinden korkuyorum sizce sorunum nedir.?

    OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN

    Kuzu öncelikle vajinal genişlik olabilir ses gelmesi bundan kaynaklanabilir, idrar şikayetleri de normal degıl... ikiisi de genital bölge sarkmalarını gösteriyor olabilir mutlaka kadın Doğuma muayene olmalısn

  • S
    Spiralli18.07.2018

    Gökçen hocam ben iki dogum yaptim ikiside normal oldu ve dogumdan sonra kanamam bitmeye yakin spiral takindim ve düzensizlik olacagini biliyordum ama suanki durumum kafami karıştıriyor.bi ay normal şekilde 6 7 gün normal yoğunlukta kanamam olurken diger ay bi gelmeye basliyo lekem15 20 gunu buluyor tabi arada bir gun veya iki gun bitiyo sonra tekrar azcik azcik gunluk pedi doldurmayacak kadar hatta bazen ic camasirimi kirletmeyecek kadar sadece mendille sildiğim de gördüğüm leke şeklinde son günlere yakin ise biraz artan gunluk ped batacak kadar kirmizi renk bazen yumurta aki gibi kıvamda şeffaf kanla karisik adet görüyorum tabi bu adetmi onu anlayamadim spiral takinali 8 ay oluyor.artık düzene girmesi gerekmez mi yoksa baska bi sorun mu var spiralden boyle olmasi normal mi size bi danismak istedim cvplarsaniz çok sevinirim teşekkürler

    OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN

    Tariflerin spirali gösteriyor, spiralin özelliklerinden biri maalesef... ama yine de altından başka bir şey çıkmasın diye mutlaka bir hekıme görünmelisin kuzu

  • B
    Burcu25.06.2018

    Merhabalar Gökçen Hanım. 2 yıllık evliyim 29 yaşındayım. Henüz çocuğum yok. Göğüslerimdeki ağrı sebebiyle yaptırdığım hormon testlerinde prolaktin hormonum 37 çıktı. 2 aylık Dostinex kullanımı sonunda, değerim 1,89 kadar düştü. 3 ay sonra şuan da yeni tahlil sonucum 47. . Doktorum prolaktinin gebe kalmaya engel olduğunu söylemişti.Gebe kalamamaktan korkuyorum. Tavsiyeleriniz çok kıymetli, severek takip ediyorum sizi. Hoşçakalın. Teşekkürler.

    OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN

    Kuzu evet prolaktın yukseklığı adet düzensizliği ya da gebe kalamamaya neden olabilir ama şunu söylemek isterim mutlaka beyin için de bir değerlendirme iste doktorundan.. sella spot ya da mr... normale geldıgınde rahat ol sıkıntı geçecek

  • K
    Kübra24.06.2018

    Gökçen hanim selamlar 8 ay önce spiral taktırdım ve prolaktin hormonunun yüksek olduğunu öğrendim göğsünden süt de geliyor kizim 3 yaşında ve sadece 3 ay emmişti. Sorunum şu ki adetim 10 gün sürüyor ilk 3 gün kahverengi leke 4 gün kırmızı kan ve sonraki günler yine kahverengi leke olarak geliyor 8 aydır durum bu şekilde ve adetim bittikten 10 gün sonra tekrar oluyor bu konuda fikriniz tedavi öneriniz nedir ?

    OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN

    Kuzu prolaktin hormonu maalesef bu şekilde düzensizlik yapabiliyor... özellikle beyin için bu hormonun salınma sebebını bulmak gerekir.. normale gelınce zaten adet düzene girebilir... bir de tirtoidlerine de mutlaka baktır...Rahim ultrasonu ve hormonlar degerlendırılmelı...priloktın normale geldı hala kanama düzensizliği varsa ozaman spirale bağlayabılırız

  • Z
    Zehra T.24.04.2018

    Bugün adetimin 2. günü, yumurtlama zamanım ne zaman. Cevabınız için şimdiden çok teşekkürler.

    OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN

    Adetinizin 14. günü yumurtlama günüdür. (düzenli adet görenlerde).

  • C
    C.m.24.04.2018

    Adetim normal zamanda, fakat kanamam çok az miktarda oluyor. Bunun nedeni nedir. Kist olması olası mı?

    OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN

    Az adet görmek bizim için hiçbir zaman hastalık olarak görülmemiştir. Bilakis şanstır. Bir bayan bir damla dahi adet görürse bunda bir problem yoktur denir ama düzenli olmak kaydıyla. Seninde adetlerin düzenli. O zaman sorun değil. Kiste gelince zaman zaman tekrarlayabilir arada doktora görünebilirsin ama bu ne senin yolculuğundan ne de başka bir şeyden kaynaklı değildir. Bunu vücut yapar. Büyük olmadığı sürece bu da tedavi ile erir. O yüzden rahat ol.

  • M
    M.n.23.04.2018

    Tüp Bebek Olacağına Nasıl Karar Verilir?

    OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN

    Siz ve eşiniz Kaç yaşındasınız ? Hiç çocuğunuz var mı? Ya da eşiniz gebelik geçirdi mi? Başlangıçta başka bir tedavi denendi mi? Muhakkak gerekli tetkikler yapılmıştır. Muayene, Hormon testleri, ultrason, ilaçlı rahim grafisi, Spermiyogram gibi. Sorunun kimden kaynaklandığı söylendi.Bütün bu soruların cevabını istiyorum.

  • B
    B.b.23.04.2018

    15 aylık oğlum var ve şimdi 5 haftalık hamileyim sezeryanla doğum yapmıştım tekrar doğum zararlımı, birde ilişki sırasında eşimin içime boşalması bebeğe bir zarar verir mi?

    OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN

    Biz kadın doğum uzmanları sezaryen sonrası 2 yıl geçmeden gebe kalmanızı uygun bulmayız. Sebebine gelince, sezaryen de karnınızı kat kat açar sonra da aynı yerleri tekrar dikeriz. Bu dikilen yerler ancak 2 yılda kendini toparlar. Eğer gebe kalırsanız ve o yerler tam olarak iyileşmemişse sizin rahminizin kasılması ile karnınızın içinde yırtılması sonucu sadece bebeğe değil size de zarar gelebilir. Bu herkeste olmayabilir tabiî ki… Erken dönemlerde içe boşalmak problem teşkil etmeyebilir. Fakat ileri haftalarda rahmin kasılmasını arttırıp erken doğuma sebep olabilir.

  • A
    Aşı23.04.2018

    Gebelikte Hepatit-B aşısı yapılabilir mi?

    OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞAN

    Gebelikte yalnızca TETANOZ aşısını uygun görüyoruz. Hepatit aşısının bir aciliyeti yoksa doğum sonrasında yapılması daha uygundur.

SORU SOR
OP. DR. GÖKÇEN ERDOĞANDiva KadınOp. Dr. Gökçen Erdoğan
0312 417 17880506 596 0396