Sevgi İzi

İçimde bir tel günlerdir titriyor. Başımı yastığa koyunca dayanılmaz fikirler, hayaller doluşuyor beynime. Ve kendimi suçluyorum bir yandan da, bu kadar çabuk unutanlardan olduğum için. Unutmak değil belki ama layığıyla hatırlamamak diyelim. Marmara, Düzce, Van…

Yeraltındaki bütün acıların yer üstüne çıktığı günler. Savaş yıllarından bu yana ilk defa toplu mezarlar kazdıran, aynı soyadı taşıyan onlarca mezar taşını birbirini izleyen günlerde diken günler… İnsanı, bırakın sevdiklerinin dirisine ulaşmak, bir kuru kemiğine hasret bırakan günler… Galiba acının bazı boyutları aklımıza gelmiyor, geldiğinde de aklımız bunları almıyor. Bir baba günlerdir tv ekranlarında, hayranlık uyandıran bir kararlılık ve boyutları sürekli değişen bir umutla,  yaşayıp yaşamadığını bilmediği kızının peşinde,  tam 16 yıldır. Bu nasıl bir acı, nasıl bir sabır sınavı ve nasıl bir çaresizliktir ya Rabbim! Ya onun yerinde ben olsaydım, sen olsaydın… Dün olmadı ama yarın olabilir. Unutmamalı.

Bunca yıldır sahipsiz kalan mezarları, evlatlarını hala arayan ana babaları, kardeşlerinden ümit kesemeyen,  her telefona her kapıya aynı umutla koşan insanları düşünmüş müydünüz hiç? Evet aradan geçen yıllara rağmen bazı acılar, hala ilk günkü gibi acı. Çok acı. Yüzlerce ihbar, bulunmayan bedenler, kaldırılamayan cenazeler, umut kesilemeyen, özlenen, beklenen yakınlar…Ölüsüne bile razı sevenler, bir mezar taşı için yıllardır çalmadık kapı bırakmayan geride kalanlar… Nasıl zor kim bilir, hafsalam almıyor.

Bir de güzellikten söz edeceğim size ki bu güzellik bana kaldırım taşları arasından çıkan bir çiçek gibi şaşırtıcı ve gülümsetici geldi. Hani hayat zordur, karmaşıktır, nasıl baş edeceğinizi bilmediğiniz sorunlar içinde debeleniyor ve kaldırımda umutsuz yürüyorsunuzdur gözlerinizi yerden kaldırmadan. Ve bir çiçek görürsünüz kaldırım taşları arasından kendi kendine fışkırıvermiş. Işte size o çiçekten, Sevgi İzi’nden bahsedeceğim. Müge Anlı’nın, en afili polisiye romanlarını, en gerçekçi dedektiflik hikayelerini kıskandıran tv programında dikkatimi çeken bir uygulama bu. Ve evet kendi keşfi. Elinizin üzerine, Sevgi İzi için tasarlanmış bilgisayar sisteminin size özel olarak verdiği numara dövme olarak yazılıyor ve başınıza ne gelirse gelsin bulunursanız Sevgi İzi numarası sistemde taratıldığında kimliğiniz, adresiniz ve yakınlarınız da bulunuyor. Özellikle zihinsel engelliler, konuşma ve duyma engelliler, Alzheimer hastaları, yaşlılar, kendini ifade etmekte güçlük çeken çocuklar için hayati önem taşıyan bu iz, bence hepimize gerekli. Çünkü 16 yıldır evladına ulaşmaya çalışan bu babayla birlikte pek çok aile, tanınmaz cesetlerden, karmaşada prosedürsüz gömülen ve bürokratik engellerle kimlik tanılama işlemi henüz yapılamamış sahipsiz cenazelerden söz edince anlıyorsunuz ki Sevgi İzi pek çok şeyi değiştirebilirdi.

Saç, göz rengi, ben, doğum lekesi, boy, kilo gibi özellikler, yüzbinlerin öldüğü olaylarda o kadar da belirleyici olmuyor tahmin edersiniz ki. Ve biz biliyoruz ki ülkemiz seller, depremler ülkesi, trafik kazalarında dünya listelerinde hiç de arzu etmediğimiz bir yerdeyiz. Engellilerimiz için yeterli bakım merkezimiz ve imkanımız yok. Evden kaçmalarını, kaybolmalarını, malesef kötülük diz boyu, öldürülüp bir kenara atılmalarını önleyemiyoruz. Ama Sevgi İzi’yle onları bulunabilir yapabiliriz hiç değilse.

Dilerim kötülük silinir yeryüzünden, dilerim daha sistemli ve insan hayatının daha da önem kazandığı bir ülke oluruz tez zamanda. Ama olmazsak da, bu zaman alırsa da, bazı önlemlerimiz, bazı kurtarıcı yöntemlerimiz, insani şifrelerimiz olmalı. Herkesi Sevgi İzi bırakmaya davet ediyorum kendine. Habertürk’ü vesile bilerek bu bilginin yayılmasına aracılık etmek istedim ben de kendimce.

http://www.benibuldular.com/sevgi-izi-kayit-formu/

Yukarıdaki linki tıklayarak Sevgi İzi hakkında detaylı bilgi alabilir ve kayıt da yaptırabilirsiniz.

Teşekkürler Müge Anlı!

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir