Mutfaktan Kısıp Özel Bölge Estetiğine Yatıranlar

Doğanın renkleri, içimizdeki kıpırtılar daha da yoğunlaşacak, cıvıldayacak. Aşk, sevgi, cinsellik, biraz daha bahar kokacak. Ama Türkiye gibi bir ülkede yaşayınca, işler başka noktalara da evrilebiliyor. Ülkemizde cinsellik adeta onlarca yıllardır süren, mevsimleri, ayları, yılları umursamayan ağır bir kriz… Jinekolog, terapist ve Operatör Dr. Gökçen Erdoğan, yeni kuşağın cinselliğe kafa yoran bir hekimi. Trend Yayınevi’nden çıkan “Sırra Kalem” kitabıyla kısa süre önce yeniden okurlarıyla buluşan Dr. Erdoğan’la, bu gizemli dünyayı, Türkiye’de cinselliği ve cinsellikte yeni trendleri konuştuk.  

Başta hemen şunu sorayım: Bir hekim olarak, cinselliğe bu kadar kafa yormak, hastaları dinlemek, izlemek sizi nasıl etkiliyor?

Bu benim işim. Evime gidince kendi ailem var, kendi eşim, kendi sorun ve mutluluklarım. Herkesin penisini, vajinasını eve götüremem takdir edersiniz ki. Öğreniyorum, deneyimlerim artıyor, dersler çıkarıyorum. Üzerine düşünüyor ve projeler, çalışmalar geliştiriyorum. Ama mahkumu değilim. Kontrol bende. Aksi halde hayatımdaki sınırları çizemem. Bu konuda bir maşallahınızı alırım. Bayağı ustalaştım dünyalarımı iç içe tutarken bile birbirinden ayırmada.

Türkiye’de hayatın merkezinde hep seks var galiba. Neden bu denli konuşuluyor ve tüketiliyor?

Seks satar. Dünyanın her yerinde böyle ama bizde hem maliyeti yüksek, hem de korsanı tercih ediliyor. Yasaklar tatlı, bunun da etkisi var. Hormonları bastıran ana baba, çevre unsuru, cinselliği daha da çekici kılıyor. Çocuk sevgilisini ellemek istiyor, ten teması istiyor. Kızın anası, “Göster ama elletme” demiş. Çocuk, gidip başka kızı elliyor. Ama topluma sorsan ellenen suçlu. Elletmeseymiş!  Garip bir hal alıyor, çünkü kime sorsan haklıyım diyor. Kız da oğlan da kızın anası da. Babalar erkek çocuklarını tutup geneleve götürüyor ama kız için böyle bir hizmet yok tabii. İkisinde de hormonlar var oysa. Bir tarafa her türlüsü layık görülen ve izin verilen seks, diğer taraftan gerdek gecesine dek esirgeniyor. Ee o buluşmada şartlar eşit değil ki. Sonrası, erkeğe yetmeyen bir kadın ve kadınla yetinmeyen bir erkek. Al bir de ihanet! Seks bu, bitmez. Hele Türkiye’de hiç bitmez, bitmez derdi.

Geçmişten bu yana baktığımızda, Türkiye’nin sürekli bir toplumsal cinsel kriz yaşadığı söylenebilir mi?

Kesinlikle söyleyebiliriz. Çünkü aşama kaydetsek de sorunların kaynağı değişime kapalı. Temele inip orada onarım yapmak gerekiyor. Cinsel eğitim şart ama önce cinsel eğitimi başlatacak olan ebeveynin eğitilmesi gerekiyor. Zor bu, ama elbette imkansız değil. Yasalar iyileşse de yetersiz. Cinsel suçların cezaları caydırıcı değil. Toplum kadının yanında değil. En büyük hassasiyetimiz çocuk ama onda bile tüyleri diken diken eden vakamız çok. Cinsel eğitim sorunu, ülkenin sorunudur, bir kere tüm yönetenler bunu kabul edecek. Sonra gelişmeleri izleyeceğiz. Aksi takdirde sittin sene krizdeyiz. Cenazedeyiz, akıl hastanesinde…

Kariyerinizin başlangıcından bu yana Türkiye’de kadın ve erkek cinselliğinde nasıl bir değişim yaşandı? 

“Çocuk ne zaman, hadi yapmıyor musunuz?” diye soran ama ötesini konuşmayı ayıp sayan teyzeler aynen duruyor. Onlara bir şey yapamadık. Birbirlerine her türlü erotik şakayı yapan ama ana, bacı ve avradın yanından geçen her türlü imayı yumrukla karşılayanlar da duruyor; çok şükür. Sanki erotik şakalara konu ettikleri kadınlar da başka birilerinin anası, bacısı, avradı değilmiş gibi. Umut vaat eden kısma geçelim…

DEVAMI>>>

Sayfa 1 / 612345...Son Sayfa »

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir