İhanet

İhanet… Yaşayan için belki de duyguların en ağırı. Eski Türkiye güzellerinden biriyseniz ve beyaz atlı prensinizi bulduğunuza inanıyorsanız da sarsıyor sizi, her Perşembe pazara çıkıp sebze seçtiğiniz sırada kocanızın evde komşunuzla seviştiğini biliyorsanız da. Fark var mı? Kime göre, neye göre fark… Söz konusu ihanet olunca insanların duyguları hakkında karşıt tahminlerde bulunup her ikisinde de haklı çıkabilirsiniz. Örneğin; duymazdan gelip kendi egosunu ve gururunu kurtaran da kendince haklı oluyor, ispat edip yüzüne vurup ‘ben aptal değilim’ diyen de. Çünkü insan güvendiği dağlara kar yağınca çok üşüyor. Düşündüğünüzden daha çok.

Kapıdan girdi Kenan, bütün heybetiyle. Boyu posu ve hoş fotoğraf veren görünümüyle.kendinden öyle emin görünüyordu ki klasik ‘bir arkadaşımın bir sorunu vardı’ yalanına sığınacak diye düşünmedim değil. Sığınmadı. Sıradan havadan sudan bir girizgah yaptıktan sonra kısa bir süre sustu ve sonra da başladı:

-Yarım saat erken geldim. Sevgilimi bekliyoruz. Ama o gelmeden sizinle konuşmam gereken bir şey var.

Evet seansa çift olarak gelmek üzere randevu almışlardı. Sinem ve Kenan. Kenan beklenenden biraz erken ve Sinemsiz gelmişti. Eğer meşgul değilsem acil bir durum için beni görmeyi rica etmişti. İyi ki o an müsaittim, çünkü tarihin değilse bile o ilişkinin seyri değişebilirdi.

-Bilgim var Kenan Bey, sizi dinliyorum. Bir sorun var anladığım kadarıyla

-Aldatıyorum ben Sinem’i.

Sayfa 1 / 512345

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir