Herkes ‘Karı’ Olamaz

“Herkes çocuk doğurabilir ama herkes anne olamaz”,

“Herkes evlenebilir ama herkes karı olamaz”,

“Herkes evlenir ama herkes koca olamaz!”

Ne çok şey yapıp ne çok şey olamıyoruz baksanıza…

Yalan da değil hani. Bize biçilen donları giyerken, rollere bürünürken dinlemiyoruz kendimizi, bu işe ne denli gönül verebileceğimizi hesaplamıyoruz, üstesinden gelir miyim, layığıyla yapabilir miyim, sorumluluğunu kaldırabilir miyim ve dahası istiyor muyum demiyoruz. Yapıyoruz. “O da olur” diyoruz, “Bu da olur” diyoruz. Neyin olmayacağını, neyi olduramayacağımızı bilmiyoruz.

Evlilik yaşı mı geldi; hoppaaa! nikah masasına. Anne-baba olma yaşı mı geldi; haydiii! doğuma, emeklilik yaşı mı geldi; doğruuu! evin has köşesine.

Yaş o işe geldi de bakalım baş o işe geldi mi? Bünye hazır mı, beden gönüllü, ruh istekli mi? Öğretileni yaşarken unuttuklarımız bize hesap sormaz mı? Neden önemli bunlar?

Evlilik mi kötü? Değil. Çocuk mu kötü? Değil. Emeklilik mi kötü? Değil. O mu kötü? Değil. Bu mu kötü? Değil.

Ama belki zamanı değil, belki bize göre değil, belki yeri değil.

Kararlarımız yalnızca bizi bağladığı sürece yanlış yaparken dilediğimiz kadar bonkör olabiliriz belki. Ancak bazı kararlarımız bizim dışımızda insanların yaşamlarını da kökten değiştirmez mi?

Hazır olmadan evlenirsek evlendiğimiz kişinin, hazır olmadan anne baba olursak dünyaya getirdiğimiz bebeğin, hazır olmadan emekli olursak aynı evi paylaştığımız insanların hayatlarına da etki etmez miyiz? Ederiz. Sorumluluklarını istekleri dışında katlarız, kalplerini kırar ruhlarını yaralarız, canlarını yakar hayallerini yıkarız. Aksini iddia edebilir misiniz?

Herkes kendi dünyasının hakimi, evet herkes kendi hayatını yaşamakla yükümlü. Kişisel seçimlerimiz pek çok şeyden önemli. Önce kendimize karşı sorumluyuz. Başkaları için yaşamaktan anladığımız kendimizi ezip geçmek olmamalı evet. Ancak bunu bencillikle, başına buyruk olmakla, herkesi görmezden gelmekle karıştıracak kadar yoldan çıkmış da olmamalı hiç kimse. O kadar da yalnız değiliz. Ve maalesef, o tek kişilik dünyalar yalnızca filmlerde. O yalnızlık senfonileri şarkılarda, şiirlerde. Gerçek, ortak yaşamlara değiyor mutlaka, gerçek gerçek yaşamlara değiyor.

Herkes yaşayabiliyor da herkes yaşatamıyor işte. Mesele biraz da yaşarken yaşatmakta.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir