Dünyaya Diz Kapağından Bakmak

Şaşırtan bilgiler arasında rastlamış olabileceğinizi tahmin ettiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum; bebekler diz kapaksız doğar. Hepimiz diz kapaksız doğduk. Diz kapaklarımız 2-6 yaş arasında oluşur. Bilimsel bir gerçek bu. Ve bir gün konu olduğu dost sohbetinden bazı anekdotlar paylaşmak istiyorum sizinle. Dünyayı anlamak yalnızca 5 duyuyla olmuyor belki de…

6 yaş sonrasında çocuk kendini bilir. Aldığı kararlar tamamen sağlıklı olmak zorunda değildir, o çocuktur dilediği kadar saçmalayabilir. Ve onun dünyası hepimizin dünyasından fazla mizahi malzeme içerir. Ama yine de bilinci iş başındadır. Bir şey yaparken kendince mantık kurmuş, doğru olana inanmış ve de seçimini yapmıştır. Gülerek karşıladığımız davranışları onun güzel ve kaygısız dünyasının özgür seçimleridir. Hiç düşündünüz mü, belki de diz kapakları kendi tercihlerini yapmaya başlamasıyla oluşuyordur…

Nerede diz çökeceğini, nerede karşı çıkacağını, nerede ayağa dikileceğini, nerede dizlerinin üzerinde emekleyerek yürüyeceğini seçmeye başladığı yaşı bekliyordur diz kapakları oluşmak için.

Annesinin çekmecelerini diz kapaklarından önceki açışları hoyratlık, 6 yaşından sonraki açışları seçimdir belki. Klozetin kapağını diz kapağının oluşumuna dek şuursuzca, sonrasında hakiki bir merakla aşmıştır belki. Böyle baktınız mı hiç?

Bakmadınız mı? Belki de çok mantıksız bütün bunlar. Kiminin 3 yaşında kiminin 6 yaşında mı tamamlanıyor dersiniz diz kapakları? Peki karakterinin oluşumunda da bu tür farklılar görülüyor olamaz mı? Çok güzel bir denge içinde var olduğunu ve varlığını sürdürdüğüne inandığım dünya, her şeyi mümkün kılıyor aslında.

Kaçınız bir bebeğin diz kapağı var mı diye bakmıştınız peki? Pek azınız sanırım. Yumuş yumuş bacaklarını çokça mıncıklamış, boğumlarını çokça koklamış, ayacıklarına dudaklarınızla çokça masaj yapmıştınız. Ama diz kapakları gelmemişti aklınıza. Var mıydı, yok muydu, bilmiyordunuz. Bunu kınıyor muyum, asla! Nereden çıkıp nereye varmak istediğime gelince; mutlak doğrular vardır bazen, evet. Ama mutlak doğruların bile farklı yorumlanışları vardır. Mesela bilimsel olarak diz kapaklarının oluşum aşaması anlatılır ama manen nasıl anlamlandıracağınız kimse tarafından belirlenmemiştir. O yansımaları siz yaratırsınız. Yaşadıklarınız, gördükleriniz, inançlarınız, hayalleriniz, okuduklarınız, çizdikleriniz, sevdikleriniz, nefret duyduklarınız, beklentileriniz, hayal kırıklıklarınız, soru işaretleriniz, ünlemleriniz… Dünyanıza bunlar anlamlandırır. Güneşin doğudan doğduğunu bilir herkes, dünyanın güneş etrafındaki hareketleriyle açıkça ilan edilmiştir bu. Aksini iddia eden de çıkmaz. Ama biri çıkıp dese ki uygarlıklar da sanılanın aksine Doğu’dan yükselmiştir, güneşin doğuşu anlamlıdır bu yüzden, ne diyeceksiniz? Yüklenen bir anlamı nasıl çiğneyeceksiniz? Aksini iddia etmek için var mı bir kanıtınız? Kanıtlarla kimin iç dünyasını yalancı çıkarabilirsiniz?

Demem o ki hoyrat olmamak lazım. Dünyayı anlamak demek dünyayı yalnızca sizin anlamanız demek değil. Dünyayı anlamak demek dünyayı yalnızca onun anlaması demek değil. Dünyayı anlamak demek dünyayı yalnızca senin anlaman demek değil. Dünyayı anlamak demek bizim dünyayı anlamamız demek. Dünyaya yüklediğimiz anlamları bir arada düşünmek ve birbirine benzemeyenlere de olağanüstü bir saygı duymak demek. En sevdiğiniz en sevilesi değil ki hiçbir zaman, en korktuğunuz en korkulası olan değil ki… Dünya yalnızca sizin değil ki. Bunu idrak etmek, dünyanın başka kimlerin olduğunu unutmamak pek çok şeyin çözümü belki de. Kişisel irademizle inandığımız şeye biri müdahale ederken bir diğeri de bu müdahaleden dolayı ona müdahale etmeli belki de. Dünyada yalnız değilsek bu yalnızlaşmak niye! Ortak bir yaşamın gereklerini unutmadan, ortak bir dünyanın gereklerini yerine getirerek yaşamak aslında öyle kolay ki… kimsenin anlamlarına saldırmadan, kimsenin seçimlerini yargılamadan, kimsenin düşman olmadığına inanarak… Dünya kardeşliği öyle güzel ki… hangi düşünceden olursa olsun insanları kucaklamak ve sonsuz bir saygıyla selamlamak öyle yüce ki… Birinin özgürlüğünün başka birinin özgürlüğünün başladığı yerde bittiğini unutmadan elbette. Bu klişe gibi görünen gerçeği çabuk unutur olduk. Kuralsızlığa sığınmadan ama empatiyi unutmadan yaşamaktan yana olmakta fayda var. Bu fayda insanlığın ortak faydası ve doğal olarak ortak paydası da olmalı.  Ülkemizin içinde bulunduğu gergin günlerin geçeceğine inancım tam. Çünkü çok iyi biliyorum ki omuz omuza yürümek bir ülkenin olmazsa olmazıdır,elbet olacaktır. Tüm bireyler buna azami katkıda bulunacaktır.

Bu ülke umut kesilecek bir ülke değil, hiç olmadı. Diz kapağına 2-6 yaş arasında oluşan bir yapı olarak bakanla ona başka anlamlar da yükleyen anlamlarını ötekileştirmesinler yeter… Dünya bir diz kapağından bakınca bile çok güzel, yaşamaya yaşatmaya değer…

Sonsuz umut ve saygılarımla.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir