kadin-genital-organi

Bartolin kisti, Bartolin bezi kanalının tıkanması sonucu bloke olan sıvının Bartolin kanallarında birikmesi ile oluşan kistik yapıdır. Bazen bu yapıda enfeksiyon olabilir ve abse haline dönüşür.

Bartolin Bezi nedir, ne işe yarar

Bartolin bezleri vajina girişininin her iki yanında yer alan, uyarıldığında mukus benzeri bir salgı salgılayan vajina ve vulva arasındaki bir çift bezdir. Aslında görevi diğer bezlerle birlikte vajinayı nemli tutmak amacıyla sıvı salgılamaktır. Bartolin bezlerinden dışarı doğru uzanan ve salgının dışarı salgılandığı yaklaşık 2cm uzunluğunda kanallar mevcuttur.

Bartolin kisti nedir

bartolin kisti apsesi

Bu sıvı salgılanan kanallar tıkandığı takdirde bu bezlerde şişkinlik oluşur ve kist oluşumu görülebilir. Buna Bartolin kisti adı verilir. Genelde doğum yapmamış yada tek hamilelik yaşamış hastalarda görülme olasılığı daha yüksektir. Bu kist eğer çok büyük değilse genellikle bir sorun yaratmaz. Kistlerin büyüklüğü mercimekten limon büyüklüğüne kadar değişiklik gösterir. Ancak bu yapı çok büyürse ve rahatsızlık veriyorsa cerrahi müdahale ile alınması gerekebilir.

Bartolin kisti belirtileri

Çoğunlukla Bartolin Kisti olan bir kadının bu kistin varlığını bir doktor muayenesine kadar hissetmemesi görülen bir durumdur. Normalde vajina girişi ile dudaklar arasında hafif bir yumru oluşumu dışında bir belirtisi olmaz. Bazı durumlarda kist çok büyüdüğünde özellikle cinsel ilişki esnasında yada yürürken veya otururken bir dolgunluk ve ağrı hissedilebilir. Kist genellikle iki bezden sadece birine gelişir. Bazı durumlarda kist veya bezlerden birinde enfeksiyon gelişir ve sonrasında apse toplanması söz konusu olabilmektedir. Bu durumda şiddetli ağrı ve ateş görülebilir. Enfeksiyon olan bölgede aşırı hassasiyet ve ısı artışı görülür. Antibiyotik ilaçlar ile var olan enfeksiyon veya apsenin tedavisi mümkün olabilmektedir. Ancak apsenin ufak bir müdahale ile boşaltılması gerekecektir.

Bartolin kisti tedavisi

Kist küçükse ve doktor muayenesinden önce hiçbir belirti göstermemişse hiçbir tedavi şekli önerilmez. Ancak hastanın bu kist büyüklüğünde herhangi bir değişim olduğu takdirde tekrar doktora bildirmesi istenir. Eğer burada bir rahatsızlık veya dolgunluk hissi söz konusu ise, doktorun önereceği ağrı kesiciler, sıcak banyo ve sıcak kompres şikayetleri azaltacaktır.

Eğer apse oluşumu söz konusu ise antibiyotik kullanımı gerekecektir. Ayrıca sıcak banyo apsenin patlamasına ve drene olmasına yardımcı olacaktır.

Bunun haricinde eğer kist çok büyümüşse ve rahatsızlık veriyorsa kistin cerrahi müdahale ile çıkartılması gerekebilir. Eğer apse oluşumu söz konusu ise apsenin drene edilmesi için ufak bir kesi açılması veya kateter konulması söz konusu olacaktır.

Kadınların hemen hemen en sık karşılaştığı, tedavi edilmediği takdirde ise, daha önemli rahatsızlıklara yol açabilen yaygın bir enfeksiyon türüdür. Vajinal mantar enfeksiyonları içinde en sık izole edilen etken de Candida Albicans mantarıdır.


Vajinal Mantarların Nedenleri

Vajinal mantar pek çok sebepten olabilir. Uzun süre antibiyotik kullananlar, şeker düzeyi kontrol edilemeyen diyabet hastaları, gebeler, doğum kontrol hapı kullananlar, çok sık vajinal duş alanlar, aşırı kilolular, naylon veya sentetik iç çamaşırları kullananlar ve bağışıklık sisteminin bozulması sonucunda direncin düşmesi vajinal mantar enfeksiyonlarına sebebiyet verebilir.

Vajinal mantar enfeksiyonundan nasıl korunabiliriz? Ne gibi önlemler almalıyız?

Mutlaka pamuk çamaşır kullanılmalı, iç çamaşırlar çok sık değiştirilmeli ve mutlaka ütülenmelidir.

Parfümlü yıkama jelleri, parfümlü prezervatif kullanımı veya uzun süreli hijyenik ped veya tampon vajinal bölgenin bu tür enfeksiyonlara yol açmaması açısından kullanılmamalıdır. Hijyenik olmayan tuvalet veya havuzdan uzak durmak, ıslak mayo ile uzun süre beklememek gereklidir. Ayrıca genital bölgemizin nemli kalmaması adına kilomuza da dikkat etmeliyiz.


Vajinal Mantarların Belirtileri

Vajinal mantarın en sık belirtisi genital bölgede kaşıntı, yanma, kızarıklık, şişme, cinsel ilişki esnasında ağrı ve akıntıdır.

Kaşıntı dış genital bölgede vajinanın içinde bazen dayanılmayacak kadar çok olabilir. Akıntı ise normalden farklı, peynir kırıntıları şeklinde beyaz ve kokusuzdur. Vajinal floranın bozulmasına bağlı olarak bazen vajinal mantar enfeksiyonuna diğer vajinal enfeksiyon yapan etkenlerin eklenmesiyle akıntının görünümü de değişebilir.

Akıntı ve kaşıntı vulva ve vajinada kızarıklık ve şişliğe neden olabilir. Burada oluşan tahriş idrar yaparken yanmaya ve cinsel ilişki esnasında ağrıya neden olur. Ağrıdan dolayı kadınlar cinsel ilişkiden kaçınırlar. Akıntıda kötü koku olması halinde kandidiazise eşlik eden ikinci bir enfeksiyonun varlığı akıllara getirilmelidir. Bazen de olay tümüyle psikolojik kökenlidir.


Vajinal mantarın tedavisi

Vajinal mantar bazen kaşıntı ya da akıntı olmadan jinekolojik muayenede, smear testi yapılırken fark edilebilir. Çünkü mantar enfeksiyonu vücut bağışıklık sistemi bozulduğunda ortaya çıkmaktadır. Bağışıklık sistemi sağlam olan kişilerde ise belirti vermeden yıllarca kalabilir. Kronik ve tekrarlayan mantar enfeksiyonlarında, altta yatan ve bağışıklık sistemini bozan durumun düzeltilmesi mesela diyabet hastalarında şeker düzeyinin kontrol altına alınması gerekmektedir.

Vajinal mantarın tedavisinde; vajinal fitil, krem ya da ağızdan alınan tabletler etkilidir. Muayene olmadan eczaneden direkt alınıp kullanılan ilaçlar yarardan çok zarar getireceğinden Tedavisi açısından bu tür uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Vajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisi hem çok kolay, hem de zordur.  Tedavinin başarılı olması için ilaçların 7 ila 14 gün kullanılması gerekiyor. Tedavi süreci kişiden kişiye değişmekte olup,  altta yatan nedenlere göre tek doz kullanılan ilaçlarla veya daha uzun yapılabilir.  Tekrarlayan enfeksiyonlarda ise eş tedavisi de yapılır.


Mantarlar Hakkında Sorular

Vajinal mantar enfeksiyonu devam ederken cinsel ilişki yaşanması sakıncalı mıdır?

Vajinal mantar enfeksiyonu olan kadın cinsel ilişkiye ara vermelidir. Çünkü hem partnerine bulaştırabilir hem de hassaslaşmış vajinal bölgede oluşacak tahriş tedavinin uzamasına ve çekilen acının artmasına neden olmaktadır.

 Gebelikte mantar enfeksiyonu ve alınacak önlemler nelerdir?

Gebelikte mantar, 2 ve 3’üncü ayda ince beyaz kaşıntılı bir akıntı olup, sıklıkla görülebilir. Gebelikteki hormonal değişiklikler mantar oluşumuna neden olabilir. Gebelikte mantar hastalığının yarattığı hoşnutsuzluğu kontrol etmek güç olmaktadır. Bu yüzden mantar tedavisini mutlaka bir uzman önerisi ile yapmak gerekir. Vajinal kremler ve fitiller kullanılabilir. Ağızdan hap tedavisi gebelikte ve emzirme döneminde sakıncalı olabilir. Mantar olmaması için alınacak tedbirler şöyle tariflenebilir;

  • Bol pamuklu iç çamaşırı giyilmeli,
  • Tuvalet sonrası önden arkaya temizlik yapılmalı,
  • Şekerli gıda tüketimi azaltılmalı,
  • Yüzme sonrası ıslak mayo ile beklememeli,
  • Vajinal tampon, parfüm spreyi, parfümlü günlük ped ve vajinal duş yasaklanmalıdır.

 

Fertilite, üreyebilme özelliğine sahip olmak anlamını ifade ederken, infertilite 1 yıl boyunca korunmasız ilişki sonucunda gebe kalamamaktır. Çiftlerin ortalama %10-15 ‘ine infertilite tanısı konmaktadır.

Üreme dişinin ve erkeğin üreme sisteminin ilişkisini ve koordineli uyumunu gerektirir. Bu nasıl olur?

  • Normal yumurta üretimi
  • Normal sperm üretimi
  • Yumurta ve spermin tüplerin uygun yerine ulaşımı
  • Yumurta ve spermin döllenmesi ve sonrasında oluşan embriyonun yerleşmesi

İnfertilite nedenleri:

1. Erkeğe bağlı nedenler

  • Spermiyogramda spermlerde sayı ve hareket azlığı, şekil bozukluğu ( sayı 20 milyonun, ileri hareket % 50’nin, normal yapıda sperm % 14’ün üzerinde ise sperm normal kabul edilebilir)
  • Üreme sisteminde sperm geçişini etkileyen bir tıkanıklık
  • Varikosel, hidrosel, inmemiş testis
  • Enfeksiyonlar, travma
  • İmmün hastalıklar, psikolojik ve cinsel problemler

2. Kadına bağlı nedenler

  • Yumurtanın gelişmemesi, kaliteli olmaması ya da yumurtlama olmaması
  • Rahim ağzında enfeksiyon, tümör, salgı yetersizliği.
  • Rahim yoksa, içinde yer kaplayan bir lezyon varsa.
  • Tüplerin olmaması,tıkanıksa.
  • Endometriozis
  • Üreme organları bozuklukları
  • Psikolojik ve cinsel problemler.

3. Her ikisine de bağlı nedenler

4. Açıklanamayan nedenler

Açıklanamayan sebeplerde normal testlerin olduğu çiftlerde patoloji yumurta-sperm, embriyo kalitesi ya da yerleşme düzeyinde olabilir.

5. Diğer nedenler

  • PID (pelvik inflamatuar hastalık)
  • Endometriozis
  • Çevresel ve mesleki faktörler(toksik ajanlar, madde bağımlılığı, diyet, yaş, v.b.)

İnfertil Çiftlere neler yapılabilir?

  • Ultrasonografi
  • HSG (Histerosalfingografi)
  • Histeroskopi
  • Laparoskopi

Ultrasonografi: Özellikle transvajinal (alttan) tercih edilir. Uterus yani rahim ve rahim ağzının boyutları, şekli, anormalik olup olmadığı, myom olup olmadığı, yerleşimleri, rahimiçi yapışıklıklar, et parçaları gibi problemlerin varlığı, tüplerdeki kitleler, yumurtalık büyüklüğü, yumurta sayıları saptanabilir.

HSG: Rahim ağzından bir alet yardımıyla rahim içine ilaç verilip araştırma yapıldığı bir yöntemdir. Rahmin ve tüplerin yapıları, açık olup olmadığı, eğer tıkanıklık varsa nerde olduğu, rahimde yapışıklık varsa nerde olduğu ya da yer kaplayıcı myom ya da et parçalarının varlığı görülür. Hasta muayene pozisyonuna alınır, bir alet yardımıyla rahim ağzı tutulur ve ince metal bir katater yardımıyla rahim ağzının deliğinden içeri ilaç verilir ve bu ilacın rahime ve tüplere dağılması beklenir bir süre sonra bunun filmi çekilir. Yan etkileri enfeksiyon, rahmin yırtılması ya da ilaca aşırı duyarlılık olabilir.

Histeroskopi: Hasta muayene pozisyonuna alınır. Optik bir alet kullanarak rahmin içi değerlendirilir. Bu işlem doktor tarafından yapılırken aynı düzenekte hastada ekrandan izleyebilir. Rahmin içinde yer kaplayan lezyonlar varsa myom, et parçası, yapışıklık gibi. Eğer bir lezyonla karşılaşılırsa aynı seansta cerrahi olarak çıkarılabilir. Bu müdahelede de enfeksiyon, yırtılma, pıhtı atması, ya da verilen suya bağlı zehirlenme olabilir. Fakat bu durumlar nadir rastlanan durumlardır.

Laparoskopi: Bu müdahele, karından küçük 2- 3 tane delik açarak içerinin gözlemlenmesi ve gerekli işlemleri yapmak amacıyla yapılır. Genel anestezi altında yapılan bu ameliyatta verilen ilacın rahimden geçip tüpler kadar ulaşması ve tüplerden dökülmesi izlenir. Bu esnada myomlar, yapışıklıklar, tüplerdeki hasarlar, endometriozis, rahim tüpler ya da yumurtalıklardaki anormallikler saptanabilir ve aynı seansta tedavisi yapılabilir. Maliyeti ve girişimsel olması nedeniyle en son yapılan yöntemlerdendir. Diğer yöntemler kullanıldıktan sonra eğer hastada pelvik bir patoloji düşünülüyorsa hastanın öyküsü, şikâyetleri, bulguları ve HSG si anormal ise bu işlem yapılır. Erkeğe bağlı infertilite varsa ve tüp bebek uygulanacaksa ve normal bir muayene ve ultrason bulguları mevcutsa tüplerin doğrudan değerlendirilmesi gerekmeyebilir.

Sebep belirlendikten sonra elde bir problem varsa belirlenen soruna yönelik tedaviler uygulanır. Bu ya ilaç tedavisi ya da cerrahi tedavi şeklinde olur. Sonuç eğer gebelik olmazsa yardımcı üreme teknikleri olarak da bilinen Tüp Bebek mikroenjeksiyon yöntemlerine başvurulur.


 

Kadınlarda görülen en sık pelvik tümördür ve iyi huyludur. Miyomlar bir bezelye tanesi kadar olabileceği gibi bir kavun kadar büyük olabilmektedir. Rahimde bulunduğu yere göre 3 farklı şekilde adlandırılırlar. Bunlar rahimin dışına doğru (subseröz), rahmin kasları ve bağları içinde (intramüsküler) veya uterus içine doğru (submukoz) oluşurlar. Bunun haricinde miyom uterusun (rahmin) içine doğru gelişmiş ve bir sap ile endometriuma bağlantılı ise buna saplı submukoz, miyom rahmin dışına doğru gelişmiş ve yine bir sap ile bağlantılı ise buna da saplı subseröz adı verilmektedir. Genellikle 20 – 45 yaş aralığındaki kadınların %20-25 inde rastlanabilir. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artış gösterir. En çok görülen yaş grubu 35 ile 45 yaş aralığındaki kadınlardır. Bu durum menopoza kadar böyledir. Aşırı kilolu ve obez kadınlarda diğer kadınlara göre görülme sıklığı yüksektir. Ancak menopoz ile birlikte görülme sıklığı azalır. Hatta Miyoma sahip olan kadınlarda menopoz başlangıcı ile birlikte miyomların küçüldüğü gözlemlenir. Kötü huylu tümöre dönüşme ihtimali çok nadirdir.


Miyomların Nedeni

Hastalar genellikle “doktor hanım kimlerde olur?” sorusunu sorarlar.

Myomların nedeni bilinmemekle birlikte kadınlık hormonunun aşırı salınmasının bunun sebeplerinden biri olduğu düşünülür. Menopozda miyomların küçüldüğünü görmemiz bunun sebebinin hormon olabileceğini göstermektedir. Rahim kasındaki tam oluşmamış hücrelerden ya da damar duvarından kaynaklandığı da ileri sürülmektedir.

Kalıtımsal yatkınlık da miyomun görülme olasılığını arttırmaktadır. Yakınlarında miyom olan kadınlarda miyom olma olasılığı, olmayan gruba göre daha yüksektir.


Miyomların Belirtileri

Genellikle myom varlığı kendini aşağıdaki belirtiler ile gösterir.

  • Ağrı,
  • Alt karın bölgesinde bası hissi,
  • Fazla miktarda, uzun süren yada düzensiz kanamalar,
  • Sık idrara çıkma,
  • Kansızlık,
  • Kabızlık, bağırsak düzeninde değişiklik

Miyom Tanısı

Genellikle bir çok kadında yukarıdaki belirtiler çok hafif hissedildiği için, miyom varlığı çoğunlukla tespit edilememektedir. Çoğu zaman herhangi bir vajinal muayene sırasında farkına varılmaktadır.

Ultrason : Tanısı en kolay ultrason görüntülemesi ile konur. Basit bir abdomen ultrasonu ile yukarıdaki belirtileri gösterebilecek diğer sorunlardan rahatlıkla ayrılabilir. Bazı durumlarda transvajinal prob yardımıyla rahim içinden ultrason görüntüsü alınması gerekebilir.

MR Görüntüleme : Görüntüleme açısından miyomu ve varsa diğer miyomları ve miyom nüvesinin büyüklüğü en iyi şekilde tespit edilebilmektedir. Ancak MR çok pahallı bir görüntüleme işlemi olduğundan çoğunlukla tercih edilmemektedir.

Histeroskopi : Rahmin içini görüntülemeye yarayan ve ucun ufak bir kamera olan histeroskop adı verilen cihaz yardımıyla rahmin içi incelenebilir. Eğer gerekirse bu işlem sırasında biyopsi almakta mümkün olmaktadır.

Laparoskopi : Laparoskop adı verilen ve aslında çalışma mantığı olarak histeroskop’a benzeyen bu cihaz ile rahmin dışı incelenebilmektedir. Laparoskopi için karın bölgesinde ufak bir kesi açılması ve bu delikten içeri girerek rahmin dış tabakasının incelenmesi mümkün olmaktadır. Ufak bir cerrahi müdahale gerektirmektedir. Yine bu işlem sırasında eğer gerekli ise biyopsi alınması mümkündür.


Miyom Tedavisi

Miyom varlığı tespit edilen kadınlarda yukarıda belirtilen şikayetlerden günlük yaşamını etkileyecek miktarda bulgular gözlemlenmiyor ise genellikle herhangi bir tedaviye başlanması düşünülmez. Yine menopoz dönemine girmiş kadınlardaki miyomların varlığı da çok dikkate alınmaz. Genellikle miyomlar menopoz döneminde küçülür veya kaybolurlar.

Eğer tedavi gerekli ise öncelikle miyomun takip edilmesi gerekir. Sonrasında ilaç tedavisi ya da cerrahi tedavi uygulanmaktadır.

Rahmin içini döşeyen yapının rahmin dışında yerleşmesi, yani rahim içi dokusunun olması gereken yer yerine vücudun başka bir yerinde büyümesi olarak tanımlayabiliriz. Endometriozis çoğunlukla 15-49 yaşları arasındaki üreme çağındaki 10 kadından 1’inde görülebilir. Hiç doğum yapmamış kadınlarda görülme olasılığı daha yüksektir.

Endometriozis hastalığında en sık rastlanılan bölgeleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Yumurtalıklar
  • Tüpler
  • Rahmin yüzeyi
  • Rahmin arkasındaki boşluk
  • Kalın bağırsak
  • İdrar torbası ve üreterler
  • Rektum

Endometriozis neden olur?

Endometriozis hastalığının oluşmasına sebep olan tüm unsurların hala tam olarak bilinmediğini fakat özellikle şu faktörlere dikkat etmek gerektiğini sıralayabiliriz:

  • Geriye doğru adet görme ve zayıf bağışıklık sistemi
  • Dolaşım sistemi veya lenfatik sistem aracılığıyla yayılma
  • Genetik yatkınlık
  • Çevresel faktörler

Sonuç olarak, endometriozisin oluşmasında tek bir faktörden çok, değişik ve birden fazla faktörün rolü olabileceği şeklinde bir teoriyi öne sürenlerde vardır.


Endometriozis risk faktörleri nelerdir?

  • Erken adet görmek,
  • Sık, fazla ve uzun adet görmek,
  • Genç yaşta menopoza girmek,
  • Beyaz ırk, infertilite (kısırlık),
  • Doğuştan rahim anomalileri,
  • Ailede endometriozis vakası (ailesinde endometriozis olan kadınlarda 3 kat daha fazla görülüyor),
  • Yağlı yiyeceklerle beslenme,
  • Fazla et ve kafein tüketimi,
  • Zayıf ve uzun boy
  • Sarışın ve kumral olmak.

Endometriozis Belirtileri

Endometriozisin temel belirtisi kasık ağrısıdır. Cinsel ilişki sırasında, büyük abdestinizi veya idrarınızı yaparken veya adetinizden hemen önce veya adet sırasında hafif, orta ve şiddetli ağrılar oluşabilir. Bu şikayetler endometriozisin bir bulgusu olarak görülür.

Semptomların şiddeti, hastalığın şiddeti ile paralel değildir. Dismenore önemli bir semptomdur.  Endometriozis belirtilerinden  herhangi birisine sahipseniz uzman bir hekime görünmenizde fayda vardır. Ayrıca, çocuk sahibi olamayan kadınların yaklaşık üçte birinde endometriozis bulunur.


Endometriozis Teşhisi

Endometriozis hastalığında şikayetlerin dinlenmesi ve ardından jinekolojik muayene ve ultrasonografi yapılması önemlidir. Pelvik muayene, laparoskopi, ve MR yöntemleri de hastalığın teşhisi açısından büyük önem taşımaktadır.


Endometriozisin Tedavisi

Endometriozis tedavisi medikal, cerrahi ve kombine olabilir. Endometriozis tedavisin ilk basamağı laparoskopi ile hastalığın tanınmasıyla başlar. Hastalık saptandıktan sonra tedavide çeşitli faktörler örneğin; hastanın yaşı, çocuk isteği, hikayesi, ağrıların şiddeti dikkate alınmalıdır.

Genelde açıklanamayan pelvik ağrı nedeniyle diagnostik laparoskopiye gerek görülür ve bu esnada tedavi de edilebilir. Hastalığın tanısı ancak laparoskopi ile en uygundur. Laparoskopi sırasında pelvis yan duvarları, over’in bütün yüzleri, mesane ve barsak yüzeyleri kontrol edilmelidir. Tanı için biyopsi çoğu zaman gerekmez. Gerektiği takdirde küçük miktarda doku örneği alınabilir.

Endometriozis tanı ve takibinde bir hücre yüzey antijeni olan CA-125 kullanılmaktadır. Özellikle endometriozis’li kadınlarda menstürasyon sırasında CA-125 düzeyi iki veya üç katına çıkabilir ve tedavinin takibinde yol gösterici olabilir.

İlaçla veya ameliyatla birlikte ya da her ikisiyle birlikte tedavisi yapılabilir.

Medikal Tedavi

Pelvik ağrıda medikal tedavi son derece başarılıdır. Medikal tedavi fazla adezyonları olmayan ve gebe kalmayan kadınlarda, gebelik istemeyenlerde uygulanır.

Ağrıyı gidermek için hormonlar kullanılabilir. Hormon tedavisi yumurtalıkların çalışmasını durdurmak için tasarlanmıştır. Bu hormonları sıralamak gerekirse;

  • Doğum kontrol hapları
  • Progestin
  • Gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH)
  • Gestrinone

Cerrahi Tedavi

Cerrahi tedavi, hastaların büyük bir kısmında ağrının giderilmesinde ve gebelik oluşmasında oldukça başarılıdır. Endometrioziste infertilite cerrahisinde gaye, endometrial dokunun bir kısmını veya tamamını çıkarmaktır. Dokular çıkarılarak pelvis mümkün olduğu kadar normal kondisyonuna getirilmeye çalışılır. İnfertilite nedeniyle ameliyat edilen hastalarda başarı şansı hastalığın derecesi ile ilişkilidir.

Eğer gebelik söz konusu değilse, operasyonun gayesi hastanın şikayetlerinin giderilmesidir ve bu takdirde, radikal tedavi uygulanır.

En iyi zaman ve tedaviyi seçmek endometrioziste çoğu zaman zordur. Yapılan çalışmalar, medikal tedavi ve cerrahi tedavi sonrasında gebelik yönünden fazla fark olmadığını göstermektedir.

Sonuç olarak endometriozis, nedeni bilinmeyen ve birden fazla kuram ile açıklanmaya çalışılan bir hastalıktır.

Hastalarımın, Doktor Hanım!! genital bölgemde elime birşeyler geliyor, aynayla baktım tam göremedim ama küçük küçük kabartılar var dediklerini duyar gibi oluyorum. Muayene ediyorum maalesef sinsi, sessiz ama derinden ilerleyen, sevilmeyen, istenmeyen human papilloma virüsün (HPV) yaptıkları ortada.

HPV cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında en sık karşılaşılanlardan biridir. Yani cinsel olarak aktif olan herkeste rastlanabilir. WHO ( Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre yaklaşık her 10 kişiden 1’inde HPV vardır.

İşte genital siğil, kadında da erkekte de olabilen cins ayrımı yapmayan genital bölgede HPV’nin sebep olduğu pembe-kırmızı-kahverengi deri renginde olabilen yumuşak kabarık kondülom denilen yapılardır. Sadece bir bölgede olabileceği gibi birkaç bölgede de görülebilen bu yapılar çok küçükten büyüğe doğru geniş yelpazelidir. Hatta karnıbahar gibi çoğalıp genital bölgenin pürüzsüz ve düz yapısını değiştirip şekil itibariyle inanılmaz bir dev kitle görünümüne sebebiyet verebilirler. Kadınlarda dış genital sistem dediğimiz vulva, vajina veya makat bölgesinin etrafında karşımıza çıkarken erkeklerde peniste, makat bölgesinde ve keselerin üzerinde de rastlanabilir.

Bu virus öyle bir virüstür ki!!!!! tek isteği nasıl olursa olsun vücuda girmektir. Bir kez vücuda girdiğinde hücrelerin içine yerleşir hücrelerin genetik yapısını etkiler ve uzun yıllar boyunca sessiz kalabilir ya da zaman zaman ortaya çıkar.

Genellikle HPV taşıyan kişiyle cinsel ilişkiye girildiğinde bulaşır. Enfekte bölgenin (penis gibi) mukozalara ya da nemli bölgelere (ağız, anal bölge, vulvavajinal bölge gibi), temasıyla olur, ama virüs, ilişki sırasında ciltteki yarık, yırtık ve sıyrıklarla temas yolu ile de bulaşabilir. Kadınlarda vajinanın dışarıya açık olması nedeniyle virus erkekten kadına daha kolay bulaşır.

HPV Kimlerde Sık Karşılaşılır ?

  • Cinsel partneri çok olanlar
  • Hayat kadınları
  • Önceden çok kişi ile ilişkiye girmiş olanlar
  • Partneri birden fazla kişi ile birlikte olmuş olanlar
  • 20-35 yaş
  • Erken yaşta cinsel ilişki yaşamaya başlayanlar

Virüs insan vücudunda aylarca bekleme dönemi yaşayabilir. İmmün direnci yüksek olanların bağışıklık sistemi bazen bu virüsü etkisizleştirebilir. Hatta erkeklerde ve kadınlarda hiç belirti vermeden geçirilebilirken belirtisiz dönem erkeklerde daha sıktır. Eğer lezyon oluşursa vücudun direncine bağlı olarak genital bölgede (vulva, vajen, rahimağzı, anal bölge) ya da oral seks yapan kişilerde ağız mukozasında değişik sayıda, büyüklükte ve değişik görünümde olabilir.

Sonuçta virüs vücuda alınır vücutta belirti verir ya da vermez ama virus bulaşabilir ya da bulaştırılabilir. Bu yüzden dikkat edilmelidir.

Gebelikte de immun dirençle ve hormonal değişimlerle bağlantılı olarak bu virus hızlı ilerler. Hatta genital bölgede o kadar büyük lezyonlar olabilir ki kanamaya veya doğum kanalının kapanmasına neden olabilir. Bu yüzden hastaya normal doğum yapamadığı için sezaryen planlanır. Az bir ihtimalle de olsa virus bebeğe geçebilir. Doğum esnasında kanaldan geçen bebeğe virus bulaşırsa ses tellerinde küçük küçük papillom denilen kitleler oluşabilir.

Hastalar genital bölgemde elime birşeyler geliyor diyerek doktora gelebilir diğer grup hasta bunu farketmemiştir ama jinekolojik muayene esnasında doktor lezyonları farkeder ya da alınan pap-smear sonucu HPV enfeksiyonuna özgü hücresel değişiklikler görülür ve sonuç HPV enfeksiyonu ya da koilositoz olarak gelir.

HPV virüsünün 70’e yakın tipi saptanmıştır. Bazı tipleri, herkesin bildiği el ve ayaklarda görülen siğiller, diğer tipler ise genital sistemde rastlananlardır.(cinsel organlarda vajinada rahim ağzında, anal bölgede ve idrar yolu etrafında ). Bu virus hücreye girdiğinde normal hücrelerin kontrolsüzce çoğalmalarına neden olabilir. Bu özelliğin taşınması da kanser oluşumunu tetikler Ancak bu virüs içinde bazı HPV türleri kansere yol açabilir. Her genital siğil kansere dönüşecek değildir fakat bu konuda dikkatli davranılmalı ve doktora başvurarak erkenden önlem alınmalıdır. HPV’nin bazı tipleri, rahim ağzı kanseri, vagina ve vulva kanserlerinin riskini artırmaktadır. Virüsün bazı tipleri ise anal kansere yol açabilir. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneğinin verilerine göre HPV, Servikal Kanserler’in yaklaşık %100’ünden, anal kanserlerin %83-%95’inden, vajinal kanserlerin %60-%65’inden ve penis kanseri olgularının %30-%42’sinden sorumludur. HPV tip 16 ve 18 servikal kanserlerin yaklaşık %70’inden (ABD ve AB’de %84’ünden) sorumludur. HPV tip 6 ve 11 genital siğillerin %90’ından, CIN1’lerin (evre 1 prekanseröz lezyon) yaklaşık %20’sinden ve RRP (Rekürren Respiratuar Papillamatozis) olgularının %100’ünden sorumludur. Servikal Kanser Avrupa’da 15-44 yaş kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür. Meme kanseri ilk sırada yer almasına rağmen kaybedilen yaşam yılı olarak bakıldığında servikal kanser meme kanserinin de önüne geçer.

Evet bu kadar önemli olup, erken yakalanma ihtimali olan ve tedbir alınabilen bu kanser karşısında biz de elimiz kolumuz bağlı oturamayız.

Rahim ağzı kanserine yakalanmamak ya da yakalanmış olsa da bunu erken tanımak için bu virüsün ve yaptığı enfeksiyonların bilinmesi, tanı konulması, önlenmesi ve tedavi edilmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu virüsle ve yaptıklarıyla ilgili herhangi bir şüphe duyulduğunda dahi muhakkak bir doktordan yardım alınmalıdır. HPV nin yapmış olduğu lezyonlar tipiktir. Tanı konulması kolaydır. Kadınların zaten düzenli olarak senede bir jinekolojik muayene olması ve smear aldırması gerekmektedir, Bu muayene esnasında doktorunuz eğer bu virüse ait bir lezyon saptarsa ya da şüphe duyarsa bir ileri aşama ışıklı mikroskop denilen kolposkopi yardımıyla o bölgeyi inceleyip gerekli gördüğü yerlerden biyopsi alacak ve materyali patolojiye gönderecek ve HPV ‘nin tipi tayin edilecektir.

İleride daha ciddi problemlere yol açmaması için HPV ‘ye dikkat edilmeli ve önlem alınması gerekmektedir. Eğer vücütta siğil varsa bulaştırıcılığı ve yayılması çok yüksektir. Bu yüzden bir an önce bunun tedavisi yapılmalıdır. Tedavi ilaç tedavisi olabildiği gibi cerrahi olarak lezyonların çıkarılması, yakılması ya da dondurulması olabilir. Bu tedavi çeşitliği siğillerin büyüklüğü, yeri ve sayısı ile değişir. Doktorunuz bunun kararını verir ve uygular. Verilen tedavi virüsü öldürmez. Siğiller ortadan kaldırılır ve dolayısıyla yayılım ve bulaştırıcılık ortadan kalkmış ya da en aza indirilmiş olur. Siğiller ortadan kalktıktan sonra nüks görülebilir. Hayatı boyunca bir daha siğil çıkarmayan hasta grubu olduğu gibi immün direnci düştüğünde sürekli nüks eden hasta grubuna da rastlanmaktadır. Bu çeşitliliğin sebebi bağışıklık sistemi ve virüsün tipi olduğu söylenmektedir.

Sonuçta ne yaparsak yapalım bu virüsün bulaştırıcılığı o kadar yüksektir ki ilişkide kondom (prezarvatif) kullanılması bile enfeksiyondan korumayabilir. Aslında prezervatif sadece siğillerin değil cinsel yolla bulaşan AIDS dahil olmak üzere pekçok hastalığa karşı koruma sağlar. Cinsel temas sırasında erkek genital bölgesinin prezervatifle kapanmayan bölgelerinden virüs kadına bulaşabilir. Kısaca bu lezyonlara sahip biriyle ilişkiye girilecekse de çok dikkatli olunmalı ya da cinsel ilişkiye girilmemelidir. Bir diğer dikkat edilmesi gereken birden fazla sayıda partner ile birlikte olmamak ve partnerimizi seçerken dikkat etmektir.

Gün geçtikçe bu şikayetlerle başvuran hem kadın hem de erkek sayısı ya da smear sonucunda HPV görülmesi malesef üzülerek söylüyorum artmaktadır. Önemli olan bu hastalığa yakalandıktan sonra tedavi olmak değil yakalanmamak için tedbir almaktır. Virüs kolay girer zor çıkar ya da çıkmaz. Bu yüzden tüm insanların bu virüsü yakından tanıması, vücudunun herhangi bir yerinde bu virüsle ilgili lezyonlardan şüphelenirse beklemeden doktora başvurması gerekmektedir.

Rahim Ağzı Kanseri Aşısı (HPV Aşısı):

Türkiye de Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatı olan iki farklı HPV aşısı bulunmaktadır. Bunlar Gardasil ve Cervarix’tir.

Türj Jinekoloji ve Obstetri Derneği (TJOD) nin de açıkladığı üzere;

Gardasil: HPV tip 6,11,16 ve 18’e bağlı aşağıdaki hastalıkların önlenmesi için endikedir:

  • Servikal kanser
  • Servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) evre 2 ve 3
  • Genital siğiller (kondiloma akuminata)
  • Servikal adenokarsinoma in situ (AIS)
  • Vulvar intraepitelyal neoplazi (VIN) evre 2 ve 3
  • Vajinal intraepitelyal neoplazi (VaIN) evre 2 ve 3
  • Servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) evre 1
  • Cervarix: HPV tip 16 ve 18’e bağlı aşağıdaki hastalıkların önlenmesi için endikedir:
  • Servikal kanser.
  • Servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) evre 2 ve 3

Eylül 2008’de TJOD’nin HPV aşısı hakkında görüş ve önerileri aşağıdaki gibidir.

9-13 yaş arası kız çocuklarında HPV’ye karşı rutin aşılama önerilir. İdeal olarak maksimum yararlanım için aşı HPV ile muhtemel karşılaşmadan önce uygulanmalıdır. Daha önce aşılanmamış 13 yaş üzeri adolesan kızların ve kadınların aşılanması önerilir. Servikal kanser tarama testleri (pap test) aşılanmadan bağımsız olarak uygulanmaya devam edilmelidir.

Sonuç itibariyle böyle bir virus vardır. Bundan korunmanın yolları, alındıktan sonra tedavileri ya da sebep olduğu kanserlerden koruyucu aşılar hakkında bilgi sahibi olunmalı, şüphe duyulduğunda hemen doktora başvurulmalıdır. Amaç tedavi olmak değil virüsü çok girmek isteyip genellikle başarılı olduğu vücudumuza sokmamaktır.

Polikistik over sendromu kadın hormonlarının dengesinin bozulmasıyla oluşan endokrin bozukluktur. Adet düzeninin bozulması ve gebe kalamama gibi sorunlara neden olur. Yumurtalıklarda birçok iyi huylu kistlerin oluşumu gözlemlenir. Bu durum tüm hormonal dengeyi etkiler. Kronik seyreden ve kadınların yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen bir hastalıktır. Genel anlamda 35 yaş ve altında bulunan yaş gruplarını tehdit eder, genç kızlarda da görülebilir.


Polikistik Over Sendromu Nedenleri

Polikistik Over Sendromunun nedeni tam olarak anlaşılmamakla birlikte genetik etkenlerin bir neden olabileceği düşünülmektedir. Yani yakın çevresinde ve ailesinde bu rahatsızlığı olan kadınlarda polikistik over görülme veya adet düzensizliği olma olasılığı daha yüksektir. Hastaların genetik yapıları ve yaşam biçimlerindeki hareketsizlik, aşırı kiloluluk durumu hastalığı daha dirençli hale getirebilmektedir.


Polikistik Over Sendromu Belirtileri

Polikistik over sendromunda hastanın vücudunda birçok hormonsal sorunlara neden olabilir. Belirtiler ilk başta seyrek olarak hissedilebilir. Ayrıca aşağıdaki belirtilerin biri ve birkaçı birlikte görülebilir.

  • Gebe kalamama ve kısırlık
  • Adet düzensizliği
  • Sivilcelenmede artış
  • Cilt yağlanması
  • Tüylenmede artış ve tüylerde kalınlaşma
  • Kilo artışı ve kilo verememe
  • Depresyon hali

Ayrıca İnsülin artışı mevcut olan kadınlarda şeker hastalığı riskini arttırmaktadır. Rahim ve meme kanseri riskinde ve kalp damar hastalığı riskinde artışa neden olduğu gözlemlenmektedir.


Polikistik Over Sendromu Tanısı

Polikistik Over Sendromu varlığı tanısı için öncelikle kadının adet düzeni, yaşamış olduğu bulgular sorgulanır. Ardından fiziksel muayene yapılarak vücutta kıllanma varlığı, sivilcelenme artışı gibi belirtilerin varlığı gözlemlenir. Ayrıca son zamanlarda kilo alıp almadığı sorgulanır ve vücut kitle indeksine bakılır. Hormon ve kan şekeri testleri için kan alınarak laboratuvar sonuçları gözlemlenir. Son olarak alttan ultrason yani transvajinal ultrason ile yumurtalılarda kistlerin varlığına bakılır. Eğer hasta alttan ultrason yapılmak için uygun değilse yani kızlık zarı yırtılmamışsa o vakit karından sıkışık şekilde abdomen ultrasonu tercih edilebilir. Tüm bu bilgilerin ışığında polikistik over sendromu tanısı ultrason yapılmasa dahi çok rahat koyulabilir. Genel manada kadınların %20’sinde polikistik görünüşlü yumurtalıkta inci tanesi gibi dizilmiş 8-10 tane küçük overler vardır.


Polikistik Over Sendromu Tedavisi

Bu hastalıktan kurtulabilmek için yaşam tarzınızı değiştirmek, sağlıklı gıdalar tüketmek, kiloyu kontrol altında tutmak ve sporu hayatınızdan çıkartmamak en önemli tedavi yollarıdır.

Yaşam tarzını değiştirmek esastır. Sigara bırakmak etkili olacaktır. Sigara tüketiminin vücuttaki androjen seviyesini (tüylenme artışına neden olan) yükselttiği bilinmektedir.

Kalp dostu besinler tüketmek önemlidir. Bol tahıllı gıdalar, meyve ve sebzeler, fındık ve ceviz gibi yemişleri çiğ olarak tüketmek gerekir. Çok yağlı, tuzlu yemekler ile kızartmaları sınırlı olarak tüketmek uygun olacaktır.

Kiloyu kontrol altında tutmak için besin ve yemek tarzını düzenlemenin yanında hareket etmek ve spora önem vermekte önemlidir. En basiti günde yarım saat tempolu olarak yürümek hem kilo kontrolü sağlamada etkili olacak, hem de fiziksel kondisyonu arttıracaktır. Verilen kilolar hormon dengesini sağlanması ve adet düzenini dengelenmesinde çok etkili olacaktır.

Ayrıca ilaç ile tedaviye başvurmak gerekebilir. Gebelik düşüncesi olamayan hastalar için belirtileri azaltmak için doğum kontrol hapı başlanabilir.Bu ilaçlar yumurtlamayı geçici olarak durduran ilaçlardır. İlaçların içinde bulunan progesteron hormonu adet kanamalarının düzenli olmasını sağlar.  Önce adet düzensizliği sorunu çözülür. Bu aşamadan sonra tüylenmenin önüne geçilir. Tüylenmenin önüne geçmek için antiandrojenler kullanılır. En iyi yöntem ise doğum kontrol haplarıdır. Kadınların endişe duydukları konulardan biri de doğum kontrol haplarının kısırlık yapıp yapmadığı ile ilgili şüphelerdir. Doğum kontrol haplarının böyle olumsuz etkileri yoktur.

Gebe kalma isteği olan kadınlar için yumurtlamayı sağlayıcı ilaçlara başvurulur. Tedavinin etkili olabilmesi için takiplerin düzenli olarak yapılması ve gerekli ise tedavi sürecinde düzenleme yapılması gerekmektedir. Bu takipler sürecinde şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gibi sorunlar takip edilmelidir.


 

Smear testi nedir?

Smear testi rahim ağzını değerlendirmek ve hem enfeksiyonlar hem de kanser gibi durumlar açısından kontrol edebilmek için kadınlara yapılan özel bir rahim ağzı erken tanı tarama testidir.

Kadınların rahim ağzı kanserinden korunabilmesi açısından en az 6 ayda bir yaptırması gereken bir testtir. Bu test kanser başlangıcı sayılabilecek her hücresel değişikliği anında tespit eder. Rahim ağzından cam üstüne ince yayma, rahim ağzından sürüntü alma, gibi isimlerle de anılmaktadır.

Smear testi nasıl yapılır?

Smear testi tamamen ağrısız bir işlemdir. Kadın jinekolojik muayene pozisyonunda yatırılır ve spekulum adı verilen alet yardımıyla rahim ağzına bakılır. Rahim ağzından bir smear fırçası ile hücrelerden örnek toplanır. Toplanan bu örnek lam üzerine alınır ve sabitlenerek mikroskobik inceleme yapılması için laboratuara gönderilir. Sitolojik incelemede işlemin en etkili uygulandığı alan rahim ağzından alınan örneklerdir.  Şüpheli sonuçlarda test tekrarlanmalıdır. Son yıllarda jinekolojik muayene ve jinekolojik kontrollerin rutin bir parçası haline gelmiştir.

Smear testinde nelere dikkat etmek gereklidir?

Smear alınırken en fazla dikkat edilmesi gereken nokta, rahim ağzını rahim boşluğuna bağlayan kanaldan ve vajinadan ayrı ayrı örneklerin alınmasıdır.

Smear oldukça etkili bir tarama yöntemidir. Bu sayede anormal hücreler son derece erken dönemlerde saptanmakta ve uygun tedavi yöntemleri ile ilerlemiş kansere doğru gidişler bu vesileyle engellenmektedir.

Smear testini kimler yaptırabilir?

Cinsel ilişkide bulunmuş olan tüm kadınların cinsel aktivite başlangıcından 3 yıl sonra başlamak üzere rutin yıllık muayene ve smear önerilmektedir. 21 yaşın altında olan cinsel ilişkide bulunmamış kişilerde smear testi gerekmemektedir. Yine, 65 yaş üstü kadınlarda smear testi, gerekmemektedir ve yıllık muayeneler yeterli olmaktadır. Rahim ağzı kanseri dışındaki bir sebeple rahmi çıkartılmış olan kadınlarda da smear testi uygulanmaz.

Smear testi bakirelere yapılır mı?

Cinsel ilişkiye başlamamış kadınlarda yapılmasına gerek yoktur. Rahim ağzı kanserinin sebebi çoğunlukla HPV virüsüdür. Bekarlarda rahim ağzı kanseri açısından risk henüz başlamamıştır. Bu yüzden smear testine gerek duyulmaz.

Smear testinin önemi nedir?

Rahim ağzı kanseri kadınlarda en çok görülen üç kanser cinsinin önde gideni olmasına rağmen bu kanserin ölümle sonuçlanması oldukça düşüktür. Yapılan smear testi ile farkına varılıp önlem alınabilecek bir kanser çeşididir. Bu yüzden smear testini bir anlamda hayat kurtarıcı ve yaşam süresini uzatıcı olarak görebiliriz.

Smear testi ne zaman yapılmalıdır?

Smear testi adet bitiminden 3-10 günler arasında en uygun zaman dilimidir. Test esnasında cinsel ilişkiye girilmemiş olması ve vajinal uygulamada ilaç-fitil kullanılmamış olması tercih edilmektedir. Yoğun akıntı veya az da olsa kanaması olan kadınlarda smear testi yapılmaz.

Hamile kadınlara smear testi yapılır mı?

Hamilelikte smear testinin yapılmasının hiçbir sakıncası yoktur. Uzun bir zaman geçmişse gebeliğin ilk üç ayı içinde rutin smear testi doktorunuz tarafından gebe hastaya uygulanabilir.

Smear testi kaç yaşında ve ne sıklıkla yapılmalıdır?

Smear testini 21 yaşından itibaren düzenli olarak her sene yaptırmalısınız. Kadının cinsel yönden aktif olması, birden fazla partneri olması veya daha önceki smear testlerinde anormal hücre saptanmış olması risk faktörlerindendir.

Smear testinden önce ve sonrasında nelere dikkat etmeliyiz?

Adet zamanındaki kanamalar değerlendirmeyi engelleyeceği için smear testi alınamaz.  Ayrıca, vajinal ilaç, fitil, krem, sprey, tampon kullanılmamalı ve cinsel ilişkiye 2 gün süresince girilmemelidir.

Smear testinin sonrasında ise, çok hafif kanama ve lekelenme olabilir. Günlük işlerinize devam edebilir ve cinsel ilişki yaşayabilirsiniz.

Smear testi sonuçları yanlış çıkabilir mi?

Smear testi diğer laboratuar testleri gibi yanlış sonuçlar verebilir. Yanlış sonuç vermesine neden olan faktörleri sıralamak gerekirse;

  • İncelenebilecek kadar anormal hücre alınmaması.
  • Alınan numunelerde kan ve enfeksiyon bulunması.
  • Vajinanın içinin yıkanılması veya öncesinde kullanılan ilaçlar.
  • Yeterli hücre alınmaması.

Kolposkopi nedir?

Kolposkopi rahim ağzının yani serviks ve vulva dokularının mikroskop ya da dürbüne benzeyen özel bir büyüteç yardımı ile incelenmesi ve araştırılması işlemidir.

Kolposkopi olarak adlandırdığımız ışıklı ve bilgisayarlı bu alet, rahim ağzının görüntüsünü büyütmeye yarar. Rahim ağzının daha detaylı değerlendirilmesi açısından; Pap smear testi anormal çıkan kadınların ve çıplak gözle fark edilemeyen kansere yol açabilecek lezyonlar erken teşhisin yapılabilmesi açısından rahim ağzına bazı boya ve maddeler uygulanır ve şüpheli alanlar belirlenir. Bu işlemle gereken biyopsi işlemi sağlanarak kesin tanı için teşhis konabilir. Bu da kolposkopi yardımı ile gerçekleştirilir.

Kolposkopi neden yapılır?

Smear sonucu anormal gelen hastalarda, şüpheli, hafif veya orta düzey HPV virüsü taşıyanlarda, sürekli devam eden iltihap veya enfeksiyon olgularında, jinekolojik muayene sonrası rahim ağzı, vulva ve vaginanın anormal bir şekilde görülmesi durumlarında ve cinsel ilişki sonrası kanama durumlarında kolposkopi yapılabilmektedir.

Kolposkopik biyopsi nasıl yapılır?

Öncelikle kolposkopi uygulaması, uygulamayı yaptıran kişiye herhangi bir acı vermez. Jinekolojik muayenede olduğu gibi hasta masaya yatırılır ve spekulum dediğimiz alet vajinaya takılır. Bu arada vajinanın içi aydınlatılarak kolposkopi yaklaştırılmak suretiyle cihazın camından organlar serviks ve vajina incelenir.

Kolposkopik inceleme sonucunda; gözlenen önemli noktalardan birisi de serviksin yüzeyindeki damarlanmalardır. Bu damarların yapısı ve dağılımı kanser varlığı konusunda ipuçları verebilir.

Kolposkopi biyopsisi ağrılı ve zor bir işlem midir?

Hasta genellikle kolposkopi yapılırken huzursuz olabileceği için sedasyon veya anestezi uygulanması daha çok tercih edilir. Serviks biyopsisi ağrılı bir işlem değildir. İşlem esnasında birden fazla küçük parça biyopsiler alınabilir. Kanamayı durdurmak amacıyla bazı solüsyonlar uygulanır ve bu solüsyonlar ağrıya neden olmaz.

Kolposkopi rahim ağzına zarar verir mi?

Kolposkopi veya işlem esnasında alınan biyopsiler rahim ağzına zarar vermez ve parçalar küçük olduğu için o bölgeler yeniden eski haline döner.

Kolposkopi ve biyopsi işlemi riskli midir?

Bu işlemde kadınlara işlem sonrasında hafif şekilde kanamaları olabileceği çok nadiren de olsa kanamanın aşırı miktarlarda olabileceği ve ikinci bir müdahale gerektirebileceği anlatılır. Yine de çok nadir olarak işlem sonrası rahim ağzında enfeksiyon gelişebilir. Kolposkopinin komplikasyonları son derece azdır.

Kolposkopide cinsel ilişki zararlı mıdır?

Bölgenin iyileşme dönemi olduğu için hastaya bunlar işlem öncesinde anlatılır ve 1-2 hafta sonrasında cinsel ilişki yaşamaları önerilir. Ayrıca kolposkopi yapılmadan önce 48 saat süreyle cinsel ilişki de yasaklanır.

Kolposkopi sonrası dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

Hasta genellikle 1-2 saat içerisinde hiç ağrı hissetmeden normal hayatına devam edebilecek düzeye gelebilir. Ancak çok hafif kanamaları olabilir. Kendini iyi hissettiği andan itibaren iş yaşantısına ve ev işlerine devam edebilir. Kanama miktarı normalde 1-2 gün lekelenme tarzında sürebilir. Ancak daha uzun lekelenmeler ve aşırı kanama olması durumunda doktorunuza başvurmanız gerekir. Ayrıca ağrı, ateş, aşırı halsizlik, kusma, bulantı, kötü kokulu akıntılarda da doktorunuzu bilgilendirmeniz fayda vardır.

Kolposkopi sonuçları ne zaman belli olur?

Kolposkopi sonrasında biyopsi sonucu genellikle 1-2 hafta içerisinde patoloji bölümü tarafından rapor edilerek hastaya verilir.

Kolposkopi hangi hastanelerde yapılabilir ve biyopsi fiyatları nelerdir?

Kolposkopi işlemi üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinin hemen hemen hepsinde yapılabilir. Kolposkopi aleti Devlet hastanelerinin ve özel hastanelerin bazılarında bulunmaktadır. Ayrıca kolposkopi fiyatları da uygulanan hastaneye göre değişkenlik gösterebilir.

Kolposkopi sonrası hastaya öneriler?

Doktorunuzun tavsiye ettiği ilaçları düzenli olarak kullanmak gerekir. 2 hafta cinsel ilişki, havuz ve deniz önerilmez. Biyopsi yapılan bölgede birkaç gün süreyle lekelenme tarzında kanamalar olabilir. 2 hafta sonrasında doktorunuz kontrole çağırır bu süre zarfında cinsel ilişkide bulunmamanız gerekmektedir.

Günümüzde kadın üreme sistemi kanserleri arasında çok sık rastlanılan serviks yani rahim ağzı kanserleridir. Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi bizim toplumumuzda da HPV enfeksiyonları gittikçe artmaktadır. HPV kadınlarda genital siğil, rahim ağzı  kanseri yapabilen bir virüstür.

Rahim ağzı kanserleri erken tanı ve tedavilerle önlenebilir kanserlerden birisidir.
Önlenebilir olmasının temel nedenlerinden biriside düzenli yapılan smear testleri ile serviks kanserleri ve neden olabilen lezyonları, erken evrelerde taranmakta ve ameliyatsız basit operasyonel işlemlerle genellikle kesin tedaviler sağlanabilmektedir.

Premenstürel sendrom (Adet öncesi gerginlik) nedir?

Premenstrüel sendrom; Adetten hemen önceki dönemde yaşanan sinirlilik, gerilim, gerginlik, duygusal labilite, depresyon, baş ağrısı, göğüs gerginliği ve karında gaz şikayeti gibi bir çok yakınmayı içine alan ve yaşam kalitesini etkileyen bir durumdur.

Premenstürel gerginliğin nedenleri

  • Mineral yetersizliği (magnezyum, çinko)
  • Vitamin yetersizliği (A, B vitaminleri)
  • Hormonal dengesizlik (progesteron hormonu yetersizliği)
  • Vücutta aşırı sıvı tutulumu
  • Prostaglandin ve nörotransmitter adı verilen kimyasal maddelerin dengesizliği
  • Psikosomatik nedenler.

Bu gerginliğin ortaya çıkmasında etkin roller üstlenmektedirler.

Premenstürel gerginliğin belirtileri

Belirtiler genellikle fiziksel, duygusal ve davranışsal olarak sınıflandırılabilir. Adetten önceki yaklaşık 5-7 günlük dönemlerde başlar, adetten hemen önce şiddetlenir ve adetle birlikte kaybolur. Bu durum ileri düzeyde ise, adet süresince devam edebilir. Mens öncesi gerilimin nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, adet periyodu boyunca kan dolaşımındaki hormonlardaki değişikliklere bağlanmaktadır.

Fiziksel belirtiler:

  • Karın dolgunluk ve şişkinlik
  • Memede hassasiyet
  • Kabızlık veya ishal
  • Kasıklarda, karında ağrı
  • Yorgunluk
  • Baş dönmesi, bulantı veya kusma şikayeti
  • Baş ağrısı ve sırt ağrısı
  • Gürültü ve parlak ışık duyarlılığı
  • Çarpıntı ve aşırı terleme
  • Akne ve aşırı yağlı cilt
  • Kilo alma
  • Pelviste acı ve ağrı vs.

Davranış ve duygusal belirtiler:

  • Tatlılar ve şeker için istek
  • Umutsuzluk ve üzüntü duyguları
  • Aşırı gerginlik,endişe
  • Sinirlilik veya agresif davranışları ile öfke patlamaları
  • Kötü kararlar
  • Uyku sorunları vs.

Kişinin sosyal hayatını olumsuz etkileyen ve her ay görülen bir grup yakınmalar, kadının kendine olan güvenini yitirmesine ve yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olabilir.

Premenstürel Gerginliğin tedavisi

Permenstürel sendromun nedeni tam bilinmediğinden kesin olarak tedavisinde başarı sağlanamamıştır. Tedavide progesteron kullanımı çoğu zaman başarılı sonuçlar vermektedir. Progesteronla tedavi kan progesteron düzeyi düşük olanlar için tercih edilmelidir. Progesteron düzeyi düşük olmayanlar için piridoksin kullanılabilir.

Tedavide bir çok yöntem kullanılmakla beraber, temel prensip yumurtlama olayını baskılayarak, kanda oluşan hormon değişikliklerini ayarlamaktır.  Bu amaçla en çok doğum kontrol hapları kullanılmaktadır. Ayrıca, tedavi şekli baskın olan semptomuna yönelik olmalıdır.

Permenstürel sendrom nedeniyle baş, bacak veya kasık ağrılarının ön plana çıktığı durumlarda ağrı kesiciler kullanılabilir.

Premenstürel sendromlu kişinin beslenmesi nasıl olmalıdır?

İyi beslenme önemlidir çünkü premenstrüel devrede kan şekeri düşüktür. Düzenli olarak az ve sık yemek başağrısını hafifletmede etkilidir.

Karaciğer, süt ve yumurta gibi B6 içeren yiyeceklere ek olarak bütün öğünlerde tahıl türevi yiyecekler (ekmek,pirinç vb.) bulundurulmalıdır.

Özellikle adet öncesinde, şeker, fast food ürünleri, alkol, kahve, kola ve çikolata gibi ürünlerin azaltılması, onun yerine yeşil sebze, beyaz etler, patates, yulaf türevi yiyecekler, meyve ve kalsiyumdan zengin diyete önem verilmesi gerekmektedir. Bu dönemde tuzlu yiyeceklerden uzak durun ve bol bol su için.

Premenstürel sendromlu kişiyi rahatlacak önlemler:

  • Haftada üç gün birer saat basit egzersiz
  • Yürüme mesafelerini artırmak
  • Yoga, meditasyon, nefes egzersizleri ve masajla gevşemek
  • Dışarı çıkıp hava almak, hareket etmek, güneş görmek
  • Multivitamin takviyesi kullanmak.

Ruhsal belirtilerin ön planda olması sonucunda tedavi yöntemi nasıl olur?

Ruhsal belirtiler basit duygusal dalgalanmalar şeklinde olabileceği gibi, ağır depresyon şeklinde de ortaya çıkabilir. Tedavide antidepresan ilaçlar ve gerekli durumlarda psikiyatrik değerlendirme sonucuna göre, daha farklı ilaçlar kullanılabilir. İleri düzeyde psikolojik problemler yaşayan kadınlara psikolog desteği de sağlanabilir.