Genital Bölge Kararmasının nedenleri

Kadınlar için oldukça can sıkıcı bir durum olan genital bölgenin, vücudumuzun diğer bölgelerine nazaran renginin daha koyu bir renk alması durumudur. Özellikle yaşı ilerleyen ve doğum yapmış kadınların en büyük problemlerinin başında gelmektedir. Fiziksel açıdan herhangi bir sorun teşkil etmese de, psikolojik ve estetik açıdan ciddi problemlere yol açabilir. Hatta cinsel hayatı bile olumsuz etkileyebilir.

Genital bölge kararmasının en büyük sebeplerinden biri renk pigmentleridir. Güneşlenmek renk pigmentlerinin bu bölgeye koyu renkli bir görünüm almasına neden olabilir.

Hormonal değişimler genital bölgenin kararmasına sebep olabilir. Yoğun östrojen hormonu salgılandığında, özellikle de hamilelik ve ergenlik dönemlerinde  kadınlarda genital bölge kararması yaygın olarak görülebilir. Gebelik  süresince, değişen hormonlar genital bölgede olumsuz etki yapabilmektedir. Bu etki genelde de kalıcı olup, doğumdan sonra da düzelmez.

Genital bölgeye uygulanan bazı epilasyon yöntemleri de bu kararmaların sebeplerinden sayılabilir.  Jilet kullanımı ve tüy dökücü kremlerin uzun vadede kullanılması da genital bölge kararmalarına yol açabilmektedir. Genital bölgenin en etkili temizlenme yolu ağdadır.  Ağdanın uzun dönemli kullanımda sıcak kullanılması halinde kararmaya neden olabildiği söylenebilir.

Diğer bir sebepte, doğum kontrol hapları olup, östrojen içeren bu haplarda genital bölgenizin kararmasına sebep olabilir. Ayrıca, yanlış iç çamaşırı tercihleri de bu bölgelerde kararmalara sebebiyet verebilir. Bunun için kadınlar özellikle pamuklu ve hava geçiren iç çamaşırları tercih etmelidir. Yaz mevsimlerinde bikini veya mayo giymek genital bölgenin havasız kalmasına ve bu havasızlık ve yanlış uygulamalar sonucunda da genital bölgenin kararmasına neden olmaktadır.

Genital Bölge Kararmasını Önlemek Mümkün mü?

Genital bölgenin kararmasını engellemek için bazı yöntemler kullanılmaktadır. Bunların başında kozmetik kremler ve lazer uygulaması bulunmaktadır. Genital bölgenin yapısına göre, hazırlanmış kremler genital bölgeye sürülür ve rengini açmak için kullanılır. Bazı kremler sürüldükten sonra yıkanmalı, bazı kremler ise, sürülüp bırakılmalıdır. Bu yöntemleri uygularken mutlaka bir uzmana danışmanızda fayda vardır. Ayrıca, genital bölge kararmalarını önlemek için bitkisel yöntemlerden de yararlanabilirsiniz.

Kullanılan etkili ve kalıcı yöntemlerden biri de lazer uygulamalarıdır.  Bu yöntemde ise, derinin alt tabakalarına kadar inilerek, cilde koyu rengi veren hücrelerin etkisiz hale getirilmesi işlemidir. Bu işlemde, genital bölgenin renginin açılması ile kalmayıp, daha parlak, pürüzsüz bir dokuya kavuşması ve dolgun bir görünüm elde etmesi sağlanmaktadır. Lazer yöntemi ile yapılan bu tedavi 15 dakikada tamamlanmaktadır. İşlemden sonra günlük hayatınıza devam edebilirsiniz.

orgazm olma

Bazı kişiler, mutlu bir cinsel ilişkinin yaşanması için mutlaka birlikte orgazm olmaları gerektiğine inanır. Ancak erkek ve kadının birbirinden farklı olan fizyolojisi, kişilerin orgazm olacakları anı tam olarak belirleyememelerine sebebiyet verir. Birbirlerinin cinsel yanıtlarını tam olarak ve anında bilememeleri gibi birçok nedenle, çiftler nadiren aynı anda orgazm olur.

Devamını Oku “Aynı Anda Orgazm Olmak Şehir Efsanesi mi?”

Uzun süreli ilişkilerde ya da evliliklerde cinsel yaşamın monotonlaşması kaçınılmaz. İlk günkü heyecanı yeniden yaşamak, seks hayatına renk katmak ya da canlandırmak isteyenlere afrodizyak yiyecekler de yardımcı oluyor.

Çikolata; Kadınlarda, içerdiği serotonin ve fenetilamin maddeleri ile cinsel istek artırıcı etkiye sahip.

Çilek; Hem görüntüsü hem içeriği ile cinsel isteği artırıyor.

Damakta şeker tadı bırakan Ahududu, romantik gecelerde de tüketilmesi gereken bir meyve…

Hormonları çalıştıran Tarçın da cinsel gücü artırıyor.

Araştırmalara göre kadınlarda cinsel arzu uyandıran en etkili kokulardan biri de salatalık kokusu!

Protein ve bol E vitamini ihtiva eden Antep Fıstığı da arzunun uyarılmasını sağlıyor.

Erkeklerde cinsel verimliliği artırdığı söylenen Kabak Çekirdeği günde bir avuç tüketilebilir.

C vitamini eksikliğinden dolayı cinsel isteksizlik yaşayanlara önerilen besin ise Yaban Mersini.

Karpuzun cinsel gücü artırmaya etkisi ise iktidar hapına eşdeğer.

Gün içerisinde tüketilen bir bardak Nar Suyu doğal afrodizyak etkisi yaratıyor.

Badem ise içeriğindeki E vitamini sayesinde tutkuyu artıyor ve sağlıklı sperm üretimine destek oluyor.

İran’da eskiden çiftler evlendikten sonraki bir ay boyunca motive olmak için her gün Bal likörü içermiş. Balda testosteron üretiminde etkin olan B vitamini bol miktarlarda bulunur. Ayrıca baldaki fruktoz kişiye güç vermesinin dışında istikrarlı bir enerji artımının sağlanmasında da etkili.

Kalp sağlığı için de oldukça faydalı olan Zeytin aynı zamanda lezzetli bir aşk yiyeceği. Fransız kültürünün afrodizyağı olarak bilinen Peynir, en büyük afrodizyak olan çikolatanın 10 katı fazla feniletilamin içerir.

Protein kaynağı olan Tavuğun füme halinin insanlarda libidoyu artırdığını herhalde çoğu kişi bilmiyordur.

Hem bedeni, hem de sinirleri güçlendiren Vanilya aynı zamanda cinsel gücü de artırıyor.

Tüm vücudu uyaran, bedenen ve ruhen güç kazandıran Zencefil afrodizyak görevi de görüyor.

Muzun içerisinde bulunan bufotenin denilen alkaloit (organik madde) güven duygusunu ve cinsellik arzusunu artırıcı niteliğe sahip.

Avokado ise Aztekler zamanından bu yana en erotik meyvelerden biri olarak biliniyor.

İdeal bir demir ve potasyum kaynağı olan İncir de aynı zamanda afrodizyaklar arasında en etkililerden biri.

Seksi meyvelerden bir diğeri de Üzüm… En şehvetli içeceklerin başında gelen şarap da gecenize keyif katacaktır. Romantik bir gecenin olmazsa olmazlarından bir diğeri ise şampanya. Bu efervesan etkili içecek, gerek asitli kıvamı gerekse içeriğiyle seksle ilgili tüm engelleri ortadan kaldıran bir güce sahip. Ama dikkat etmeli. Çünkü, fazla kullanıldığında cinsel performansta bozulmalar görülebilir.

Hep tatlılar bu etkiyi yapacak değil ya! Acı da cinsel isteği kamçılıyor. Acı yiyecekler sinir sistemini de harekete geçirir; bu da cinsel arzuda artışa giden yolun kapısını aralar. Her ne kadar tadı ve kokusuyla bazılarına itici de gelse sağlık kaynağı olan, tüm hormonları çalıştıran Sarımsak en güçlü afrodizyak olarak biliniyor.

Yulaf ezmesi de özellikle kadınlarda cinsel isteksizliği giderir. Isırgan tohumu ile bal karışımı da kendinizi bomba gibi hissetmenizi sağlar. Safran da cinsel gücü etkileyen hormonları artırıyor. Ginseng, cinsel isteği ve birleşme kapasitesini artırıyor.

İstridye en meşhur afrodizyaktır. Bu şehvetli deniz ürününün içeriğindeki çinko, fosfor ve iyot birlikteliği hem kadın hem erkeklerin libidosunu yükseltir. Karideste cinsel dürtüyü ve sperm sayısını düzenleyen antioksidan ve selenyum ile bol miktarda çinko bulunuyor. Havyarda yüzyıllardır afrodizyak olarak kullanılıyor. İçerdiği çinko miktarı nedeniyle erkeklik hormonlarının yapımını artırıyor.

Sizden ricam bu yazıyı partnerinize okutur musunuz?

Cinsel sorunlarımızın  ve ikili ilişkilerdeki açmazlarımızın sosyal yaşama nasıl yansıdığını ve nelere neden olduğunu açıklamak inanın sandığınızdan  çok daha uzun sürer.  Hepimiz birbirimizden DNAlarımız kadar farklıyız ve tüm ortak noktalarımıza ragmen, sorunlarımızı kendimize has biçimde yaşıyor ve hissediyoruz. Yine de  bir özet geçmek gerekirse, basit bir cümleyle açıklamak gerekirse, özel yaşantımızdaki sorunların neticesinde tüm istisnalara ragmen yaptığımız şey tam olarak ‘toplumsal mastürbasyon’. Evet bunu birbirimizden habersiz yapıyoruz ancak toplumca yapıyoruz.

Kendimizi, haz, sevgi, ilgi, ifade etme gibi pek çok konuda tatmin edemediğimizde başka türlü bir tatmin gerekiyor. Yani gerekmek demeyelim de doğuyor, meydana geliyor diyelim. Hırsını başka şeyden çıkarmak gibi belki biraz da. Tatmin olamayanlar, tatmin olmak için olmayacak yollar deniyorlar. Kötü olan şu ki kimse bu neden-sonuç ilişkisinin farkına varmıyor ve şuur bu aşamada genellikle çok da açık olmuyor.

Çalışanlara huzur vermeyen müdürün ‘epeydir sevişemediğini’,  fazla alıngan ve kavgacı birine dönüşen kadının ‘menopoza girdiğini’, aşırı sert bir adamın ‘erekte olamadığı için sinir yaptığını’, hiçbir şeyden memnun olamayan genç kızın ‘erkeksizliğin başına vurduğunu’ ve daha neleri neleri düşünme nedenimiz de bunu açıkça kanıtlamıyor mu? Yani aslında olanın bitenin farkındayız. Ancak başkalarının bizim sorunlu davranışlarımızı nasıl yorumladığını hiç hesaba katmıyoruz. Acaba bizim cinsel yaşamımıza ya da ilişkimize dair tahminler ne yönde, bilemiyoruz. Evet kaç milyon insansak, hepimizin birbirimizle ilgili benzer tahminleri var, işte bunu biliyoruz. Yani sosyolojik bir saptamanın ta içinde, kesinlikle farkındayız.

Toplumsal mastürbasyonumuz işe yarıyor mu? Asıl soru bu. Gereken boşalmayı sağlıyor mu mesela? Sağlıyor, çoğunlukla yapıyor bunu evet. Sinir, stres, öfke patlamaları bizi biraz rahatlatıyor. Partnerimize daha sakin dönüyoruz, tamam. Ama kötü olan şu ki; bu bizi gerçek bir orgazm yerine sahte ve zararlı bir orgazma alıştırıyor. Üstelik kalıcılaşıyor giderek. Zamanla azalmıyor, zamanla terk edilen kötü bir alışkanlık değil de karakterimizin bir parçası oluyor. Koca bir malesefle bitmeli bu paragraf.

Cinsel yaşamımızdaki sorunları görmezden gelmek, çözümünü ertelemek ve partnerimizle, sonrasında uzmanla paylaşmamak, konuşulmayan dev bir soruna dönüştürmek ve yerleşik hayata geçmesine izin vermek, kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden belki de.

Mastürbasyonumuzun toplumsal olması, yani biz hariç milyonlarca insanın daha aynı şeyi yapması, o şeyi doğru kılmaz. Hep birlikte cinsel acılarımızı başkalarından çıkarmamız, duygusal başarısızlıklarımızın hırsını başkalarından almamız hiçbir şekilde doğru olamaz.

Nedir bu sonu gelmez toplumsal mastürbasyonun sonunu getirecek şey? Bir kova su taşımak yangına. Evet çözüm bu. Yalnızca benim çözmem yetmez demeden çözmeye odaklanmak. Siz ve bir yerlerde bilmediğiniz tanımadığınız birileri daha her gün bu kararı alsa, zamanla sönecek yangın. Toplumsal bir borç bu. Evet özel yaşamınızı hiç değilse bu boyutuyla sosyal yaşantınızdan ayırmak toplumsal bir borç. Tanımadığınız insanlara olan borcunuz ve çok iyi tanıdığınız kendinize elbette.

Ve sizden bir ricam olacak; bu yazıyı partnerinize de okutur musunuz? Belki birlikte o borcu ödemek için sorunlarınızı konuşur, çözümü için doğru adresi aramaya koyulursunuz.

Göz bebekleri büyüyor ve göz kırpışları farklılaşıyor : Eğer karşılıklı konuştuğunuzda, diğer sohbetlerinden farklı olarak, göz kırpışları artıyorsa veya göz bebeklerinin büyüdüğünü hissediyorsanız, sizden hoşlandığını düşünmeye başlayabilirsiniz. Tabi bundan emin olmak için, onu farklı yerlerde farklı kişilerle konuşurken gözlemlemiş olmanız gerekir. Farktan eminseniz, hislerinden de emin olabilirsiniz. Konuşurken harekete geçen hormonların, gözleri ele geçirişidir bu.

Sizi gördüğünde kaşları yukarı kalkıyor ve ağız çevresinde engellenemez gülüş çizgileri beliriyor : Kaşlarımız, hoşlandığımız birini gördüğünde hareket eden evrensel belirticidir resmen. Kontrolümüz dışında aşağı ve yukarı hareket eder Hoşlandığı birini görür görmez kaşlarını hareket ettirmek, ilginin evrensel bir işaretidir. Birinden hoşlandığımızda kaşlarımız çoğunlukla kontrolümüz dışında aşağı ve yukarı yönde hareket eder. En güzeli ise karşımızda da bunu görmektir. Kaşları hareket eden ve bizim gibi gülümseyen kişi, hislerimize kayıtsız değildir. Bu his alışverişi o kadar kısa sürer ki iyi bir gözlemci ve dikkatli bir partner adayı olmaktan başka çareniz yoktur.

Vücudunu size doğru çeviriyor : Aynı ortamı paylaştığınızda dikkat etmeniz gereken bir şey vardır; size doğru oturup oturmadığı. İnsanlar genellikle hoşlandıkları kişiye dönerek oturma pozisyonu alma eğilimi gösterirler. Bu hem dikkatle dinlemek ve izlemek hem de görüş alanı içinde kalmak içindir. Hatta sizinle aynı alanda kalmak için yer değişikliği yapıyorsa neredeyse emin olabilirsiniz hislerinden. Bir anda yanınızda bulunan diğer insanları kendinizden çok uzak kalmış ve sohbetin dışında buluyorsanız, bu çok da aldatıcı olmaz.

Konuşurken dudaklarınıza bakıyor : Normalde insanlarla herhangi bir şeyi konuşarak paylaşıyorsak göz teması kurmamız gereklidir. Bu iletişim ve nezaket ortak kuralıdır. Ancak hoşlandığımız biriyle durum değişir; gözler, gözlerden dudaklara kayar ve orada kilitlenir. Zaman zaman toparlanmaya çalıştığını görürüz ya da  boynumuz ve omzumuza dek iner bakışlar. Bu bir arzulama göstergesidir ve hisler karşılıklıysa sevindiricidir.

En ufak esprinize dahi gülüyor : Bu bazen alay etme ya da hafife alma gibi algılanıp sinir bozucu bulunuyor. Ancak sert tepki vermez birkaç dakika tanırsanız ona, birlikte kahkahalara boğulmanız ve bu nedensiz krizlerden hoşlanmanız, yakınlaşıp dokunuşlara geçmeniz an meselesi. Unutmayın; birlikte mutlu olan insanlar nedensiz ve fazla gülerler.

İlişkilerin oyuna dönüşmesini, sonuçsuz kalmasını ve giderek dolambaçlı bir hal almasını istemeyiz elbette. Arzu edilen nihai bir pozisyon, hayal edilen bir gelecek ve olmazsa olmaz birkaç unsur, hemen her ilişkinin bel kemiği olur çıkar zamanla. Ama kadın ve erkek bu, ateşle barut,;yan yana koyduğunuzda mutlaka tutuşur da ne zaman ne yapacakları, ne kadar parlayıp nasıl köz olacakları da hiç belli olmuyor. Öyle ilişkiler var ki yerinde saymakla, yormakla, sürekli başa dönmekle ve yıpratmakla görevli gibiler adeta. Bir tarafın peşinden koşulan, diğer tarafın daima kovalayan olduğu ilişkiler, sağlıklı sonuçlar vermiyor. Çünkü ilişkiyi sağlıklı ve ayakta tutan karşılıklı sevgiyle birlikte ‘karşılıklı kaybetme korkusu’.

Eğer ilişkiniz çocuk oyuncağına döndüyse, alengirinden geçilmiyor, ucu bucağı görünmüyorsa ve daha da önemlisi siz giderek irtifa kaybediyor ve sevgilinizin ya da sevgili adayınızın gözünde giderek yere çakılıyorsanız, bu oyunun bir yerinde yanlış yapmışsınızdır.

Bu yanlışlarınız ne ola ki, bilmek ister misiniz?

1)   Daima el altında, daima ulaşılır nöbetçi bir partner oldunuz.

Mesaj yazdığında cevabınızı okumadan once telefonu birkaç dakika için bile olsa yere bırakıp arada göz ucuyla bakmasına izin verseydiniz bari. Gecenin bir yarısı, sabahın koru davetlerine hemen razı gelmeseydiniz ya da. Toplantılarda dahi telefonu açıp ‘seni toplantıdan sonra arayayım mı?’ diyecek kadar çıldırmasaydınız.

2)   Hiçbir gizeme ve tahmine yer bırakmadınız.

Sizinle ilgili bilmediği tek bir şey kalmadı, ne karakteriniz, huyunuz suyunuz ne de geçmişiniz. Gelecek planlarınız da dahil. Acaba kızar mı, darıldı mı bana gibi şüphelere hiç imkan vermediniz. Hediye alırken zorlanmadı, verirken heyecanlanmadı çünkü maalesef kabak gibi ortadaydınız her şeyinizle.

3)   Meşguliyeti olmayan, her an her şeye uygun ve açık biri gibi göründünüz.

Kendi hobileri, kişisel alanı, kırmızı çizgileri ve daha da önemlisi gerçek bir uğraşı olmayan kişilerden biri olarak algılanmak başınıza gelen en kötü şeylerden. böylelikle her tribinizde ve itirazınızda ona ‘sarmak’la suçlanmaya müsait hale geldiniz. Ayrıca her çağırdığında gidecek ve sıkıcılaşınca geri gönderilecek bir boş zaman uğraşına dönüşmeniz büyük bir kayıp oldu.

4)   Onun dışında bir seçeneğiniz olmadığını hissettirdiniz.

Kimseyle görüşmediniz, sosyalleşmediniz, kimseden hararetle söz etmediniz ama iyi yapmadınız. İş arkadaşlarınız, eski okul arkadaşlarınız ve sosyal çevrenizde rakip olarak göreceği kimse olmadığı rahatlığını verdiniz ve kıskanılma jokerini kaybettiniz. Kıskanılan insanlar, daha çok aranır ve ilgi görürler oysa.

5)   Sona ulaşmak için aceleci ve her şeye razı davrandınız.

Sürekli pembe panjurlu ev hayallerinden söz ettiniz, çocuk sayısına dair görüş talep ettiniz ya da daha ortada fol yok yumurta yokken görev yeri değişikliğinizle ilgili iki kişilik düşündünüz ve bunu ona belli ettiniz. Doğrusu kaçacak delik araması için tüm şartları olgunlaştırdınız. Oysa uğrunda uğraşılacak insanlar daima yeğdi.

Kadında cinsel ilişkinin olduğu anatomik bölgeye “vajen” adı verilir.

Vajen ağzının gergin ve sert olması, etrafındaki kasların kontrolü dışında istemsiz bir şekilde kasılması ve bu nedenle penisin vajinaya girememesi, cinsel ilişkinin ağrılı gerçekleşmesi, hiç gerçekleşmemesi, ya da endişe, korku ve panik hali, yani kadının bacaklarını sıkıca kapatması durumuna yol açan, kadının acılı cinsel birleşme yaşaması ya da herhangi bir jinekolojik muayenenin yapılamaması durumuyla sonuçlanan psikolojik bir rahatsızlıktır.

Bu durum vajinismus olarak adlandırılır ve buna evli bakireler veya tamamlanmamış evlilikler de denilebilir. Vajinismus bedenin çeşitli bölgelerinde, bazen de tüm bedende sıklıkla oluşan bacakların kapanması, korku, titreme, çarpıntı, terleme, bulantı, hatta kusma, fenalık hissi ve ağlama gibi belirtilerle de ortaya çıkabilir.

Dünyada ve toplumumuzda, pek çok kültürde, cinsellik sadece doğurmak amacıyla yapılan yani sadece çoğalmayı amaçlayan bir görev değildir. Bu nedenle, toplumdaki önyargılar, tabular kadın farkında olmasa da doğduğu andan itibaren, sinsice kadının beynine işlenmeye başlar ve bu etkilere kişisel, ailevi nedenler, bazı kötü deneyimler vb. durumlarda eklenince, ilerleyen zamanlarda koca bir sorun yumağı halinde ortaya çıkar.

Vajinismus’un en yaygın olan nedenlerinden biri yetişme çağındaki kızlara cinselliğin pis ve kötü olduğunu aşılayan kapalı düşüncelerdir. Çocukluktan beri cinselliği kadınlar için aşağılayıcı, sadece erkeklerin faydalandığı bir şey gibi gören kadın, ilişki sırasında bilinçaltındaki bu yanlış ve çarpıtılmış olumsuz düşüncelerini değiştirmekte epeyce zorlanır ve ilişkiye girmekte zorlanarak kasılma yaşayabilir. Çoğunlukla aileler tarafından kız çocuklarına kızlık zarının ne kadar önemli olduğu yine üstü kapalıda olsa bilinçaltına yerleştirilir. Bu durumda kadının cinsellikten soğumasına ve istemsiz kasılmalar yaşamasına ve en nihayetinde de Vajinismus’a zemin hazırlar. Çünkü bu problemi yaşayan çiftlerin çoğunun cinsel bilgileri azdır, dışarıdan, başkalarından, bilimsel olmayan yollardan öğrendikleri bilgilere inanma eğilimleri çok daha yüksektir.

Cinsel eğitim gelişmiş toplumlarda bile, uygun ve doğru bir şekilde alınamamaktadır. Kadınların kendi cinsel organlarını tanımamaları, bekâret kavramına verilen abartılı önemin, kızlık zarı ve ilk gece ile ilgili yanlış inanışların, kaygıların, cinsel deneyimin aşamalı gelişmeyip doğrudan cinsel birleşme ile başlamasının bunda rolü çok büyüktür. Bu problem ilk günden itibaren, tamamlanmamış evliliklerde evin çatısı yani yatak odası, yani cinsel yaşam kurulamamakta ve ağrı acı ya da başka nedenlerin yarattığı korkular kadını cinsellikten uzaklaştırmıştır. Bu sorun evlilik müessesini yıpratmakta ve büyük bir sosyal yaraya da neden olmaktadır. Bunlar temel etkenler gibi görünse de kadının cinsellikte yaşadığı yetersizlik duygusu tüm yaşamına yansıyabilmekte, suçluluk ve değersizlik fikirleriyle depresyon eğilimi artmakta ve toplumsal yaşamını da etkilemektedir. Doğal bir sürecin yaşanamaması psikolojik sorunlarla beraber aile içi sosyal sorunlara da neden olabilmektedir.

Vajinismus problemi cinsel terapi ile %100 çözülebilen bir problemdir. 

DEVAMI>>>

Sayfa 1 / 3123

‘Uzatmalı’ sevgilisi olanlara uyarı niteliğinde bilgiler vermeyi borç biliyorum. Bir ilişkinin en büyük şansı, karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri bilmek ve onları bertaraf etmek için yollar arayacak olanağa sahip olmaktır. Aksi takdirde uzatmalara rağmen sıfır sıfır biten mutlu bir karşılaşma dışında bir şeyden söz etmek mümkün olmaz.  

Monotonluk; Kadın ve erkeğin birbirlerini tanıyacak uzunca vakitleri olması, tekrarlanan sosyal aktiviteler, birbirinin benzeri tartışmalar ve sürprizsiz sevişmeleri de beraberinde getirir. Işte biz buna monotonluk diyoruz. Aynı şeyleri yaparak ve bunların neticesinde aynı duygularda buluşarak birbirine daha fazla aşık olan çift bulmak neredeyse imkansızdır.

Alışkanlık; Sevgi ve aşkın yerini alışkanlığın alması, ayrılıkları daha da zorlaştırır. Oysa bazen ayrılmak gerçek bir gereklilik halini alır. Gereklilikleri yerine getirememekse ilişkiden ziyade kişinin kendisine zarar vermesi sonucunu doğurur. Sevdiklerimize alışmalıyız ama yalnızca alıştıklarımız sevdiklerimiz olmaktan uzaklaşmışsa bu ayrıma varacak kadar uyanık olmak gerek.

Sıkılma; Rutine binen, sürprizi, yeniliği kalmayan, adeta ezberlenen partner ve ilişkiler, insanı sıkmayı eninde sonunda başarır. Kaçınılmaz bir son gibidir normalliğe boğulmuş bir ilişkinin kalpte hareket yaratmaması. Uzun bir ilişkinin mutlu sona varması isteniyorsa sıkılma duygusunun beliriverdiği anlarda keskin dönüşler ve açılımlar yapmak şarttır.

Heyecan eksikliği; Heyecan market alışverişinde, TV izlerken ya da yemek yerken de mümkündür ancak bu sıradan anları heyecanla donatmak adeta sanat olduğundan daha basit bir ödev vermekte fayda var. ilişkinin ihtiyaç duyduğu heyecan dozunu yatak odasında almak. Çamaşırıyla, pozisyonuyla, dokunuşuyla, sözcükleriyle, rolleri ve talepleriyle heyecan yaratan partnerler, uzatmalı ilişkiyi diri tutar.

Evlilik baskısı; Sırasıyla yapılan tüm eylemlerden sonar nihai sonuç hedeflenmez mi? insan hayatının en belirgin nihai sonuçlarından biriyse evliliktir. Birbirini tanıyan, seven, sevişen, ortak yaşama alışan, çevrelerini paylaşan ve bunları defalarca farklı biçimlerde yapan çiftlerin önündeki adım evliliğe dönüşür. Taraflardan biri ve itiraf ediyorum genelde  kadın olanı, evlilik talebini bir yere kadar erteleyebilir. Sonumuz ne olacak sorusunun asıl anlamı ‘evlenmeyecek miyiz artık?‘dır. Ve bu soru sorulduktan sonar hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Ya tam gaz ileri ya da geri gidilecektir eninde sonunda.

Cinsellik; Cinsel açıdan iki büyük tehlike vardır uzun ilişkilerde. Birincisi; cinselliği yaşayamadan uzunca zaman bir arada kalmanın verdiği sabır tükenmesi ki bu genelde erkekte yaşanır. İkincisi ise cinselliğin yaşanması ve evliliğe cinsel açıdan heves kalmamasıdır. Yani beklenen bir dönüm noktası, farklı bir deneyim, büyük bir açılım yoksa ilişkinin seyrinin değişmesi, başka bir yöne evrilmesi gerekliliği düşünülmez. Düzenli cinsel yaşam, aşırı düzenli ve sistemliyse daha doğrusu rutine bindiyse ilişkiyi tatsız, renksiz ve kokusuz bir sıvıya dönüştürür.

DEVAMI>>>

Sayfa 1 / 212

Ülkemizin önemli sorunlarından biri, özellikle de kadınların gözünden baktığımızda çok eşlilik. Hayatındaki erkeği başka bir kadınla paylaşan kadınlar, ciddi psikolojik sorunlar yaşıyor ve çoğu zaman bunu gizlemeye çalışırken daha da travmatik bir ağırlık altına girerek sürdürüyorlar yaşamlarını.

Medeni hukukumuz elbette birden fazla eşe olanak vermiyor ve şükürler olsun ki vermiyor. Buna rağmen birden fazla partneri olan bireylerin çok eşlilik yani poligami kapsamına girenlerine değinmekte fayda var. Çünkü hiç de az değiller.

Sosyolojik olarak çok eşlilik Poligami başlığı altında incelenir. Poligami iki biçimdedir:

  1. Bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi Polijini(çok karılılık),
  2. Bir kadının birden fazla erkekler evlenmesi Poliandri(çok kocalılık).

Günümüzde çok kocalılık elbette çok nadir görülen bir durumdur ve modern toplumlarda farklı yansımaları vardır. Fakat çok karılılık çok eskiden beri süregelen, dini temellere dayandırılan ya da eski uygarlıklardan geçerek güne ulaşan bir yaşam biçimidir. Osmanlı, Hint, Asur, Mısır gibi medeniyetlerde de örnekleri ve bugüne sürümleri bilinir.

Cinsel terapist olarak gördüğümüz vakalarda kadınların önemli bir kısmı çok eşli bir kocaları olduğunu fark etmiyorlar bile. Hayır diğer kadından haberdarlar fakat bunun sosyolojik bir tanıma sahip önemli bir vaka olduğunu bilmiyorlar ve diğer kadınla savaşarak onun gitmesini bekliyor ya da küçük düşmemek için onu görmezden geliyorlar. Peki çok eşlilik nedir? Tek gecelik ilişki, ihanet gibi arada sorumluluk bağı barındırmayan ilişkiler çok eşlilik kavramı içine girmez. Kişinin çok eşli sayılabilmesi için birden fazla olan eşlerine karşı maddi ve manevi sorumluluk duygusuyla kendi içinde düzenli bir yaşam sunması ve kendisinin de bu yaşama dahil olması gerekir. Yani kumalık ve metreslik dediğimiz kavramlar tam anlamıyla çok eşlilik alanındadırlar.

Başka başka isimler verdiğimiz statüler aslında çok eşliliğin sonuçları ve hatta ta kendisi. Genelleme yapmak gerekirse kırsalda kumalık, şehir yaşantısında metreslik olarak karşımıza çıkan kavramlar arasındaki farklar yok denecek kadar azdır. Kumalıkta iki kadın da birbirinden haberdardır, metreslikte ise ayan beyan bilinen bir ilişki söz konusu olmayabilir. Erkek her iki kadına da olanaklar sağlıyor, ikisiyle de cinsel yaşantısını sürdürüyorsa ve ikisini de toplumda rahat anlaşılacak biçimiyle söyleyelim ‘karısı’ sayıyorsa ortada kesinlikle poligamik bir yaşantı vardır. Çok eşliliğin tercih edilmesinde dini nedenler, felsefik inançlar, nüfus artırma isteği, kısırlık-çocuksuzluk, iş gücü sağlama ve erki artırma amacı etkilidir. Erkek aynı zamanda sadece cinsel dürtülerini zengin tutmak ve birden çok kadınla daha fazla ve farklılıklar çerçevesinde tatmin olmak için de böyle bir seçim yapabiliyor. İşte bu biz cinsel terapistlerin üzerinde daha da yoğun biçimde durduğu bir durum. Çok eşlilik farklı kesimlerce kabul görmüş ve temellendirilmişse de ülkemiz medeni hukukunda hiçbir geçerliliği olmayan bir durumdur ve resmi olan nikah dışındaki eşin eşliği kabul edilmez. Kendi nazarlarındaki evlilik akdiyle yetinmek zorundadırlar. Ancak ortada bir çocuk varsa çocuk, haklarından yararlandırılır.
Ayrıca kırsalda kumalık kadınların kendi erkeklerine yeni ve ikinci bir eş bulmaları seviyesinde normalleşmişse bile o kadınların iç dünyalarında çok da mutlu olmaları mümkün değildir.

DEVAMI>>>

Sayfa 1 / 212

Bir yılı daha geri,de bıraktık. Şaşırdık, sevindik, üzüldük, bekledik, hayal kırıklığı yaşadık, havalara uçtuk… Ve nihayetinde ilişkimize hiç değilse şöyle bir baktık. Ne durumdayız, bizden bir şey olur mu, bu iş böyle yürür mü, kafa yorduk. Neler yapılabileceğini, nelerden ümit kesmemiz gerektiğini ölçtük, biçtik. Benden size uzman tavsiyesi ümidinizi kesmeyin. Sevdiğiniz adamdan ya da kadından ümidi kesmeniz için her şeyi yerli yerince yapmış olmanız ve buna rağmen ‘olduramamış’ olmanız gerekir. Peki ilişkinizi yolunda değilse yoluna sokmak, yolundaysa yolunda tutmak için neler yapmanız gerekir? O sihirli anahtarlar nedir? Sihirli oldukları kadar basit bu anahtarları size açıklamak, anlatmak istedim. Dilerim tüm kapıları açar, içeriye mutlulukla süzülürsünüz.

DEVAM>>>

Sayfa 1 / 512345