kızlık-zarının-amacı-

Kızlık zarı vajen girişini iç taraftan perdeleyen bir dokudur. Ortasında bulunan ve menstürel kanamanın dışarı atılmasına yarayan açıklığın şekline göre tiplere ayrılmaktadır. Genellikle bu açıklık serçe parmağının büyüklüğü kadar genişlikte olur.

Dünyanın birçok yerinde, birçok kültürde kızlık zarı yani hymen saflığın ve bekaretin simgesi olarak görülmektedir. Bu nedenle kadınlar özellik bazı toplumlarda kızlık zarının durumunu ve varlığını çok önemsemektedir. Hatta ülkemizde yaşandığı üzere bu durum töre cinayetlerine kadar gitmektedir. Kızlık zarının bozulduğunu anlamak uzman bir doktor tarafından yapılacak gözle muayene ile kolayca tespit edilmektedir.

 

Kızlık Zarının Amacı

Kızlık zarının amacı, kadının genital bölgesini dış etkenlere ve vajina içinde oluşabilecek enfeksiyonlara karşı koruyan bir engeldir ve bu amaçla yaratılmıştır. Kızlık zarı hamilelik süresince, bebek oluşurken görevi bebeğin iç üreme sistemini mikroplardan koruma gibi düşünülse de, ileri yaşlarda kadın adet görmeye başladıktan sonra vajina kendini koruyacak yapıya gelir ve bu durumda zarın bir görevi kalmaz.

Kızlık zarı, bazı toplumlarda cinselliğe açılan kapının kilidi ve bekâretin mührü olarak lanse edilse de, kızlık zarı sanıldığı gibi değil, kadının vajinasını enfeksiyonlara karşı koruma durumudur. Kızlık zarı herkeste farklılık gösterebilir, bazısında esnek olduğu için ilk ilişki esnasında yırtılmayabilir ve kanama olmaz. Bazı kadınlarda ise damarlanma fazla olabildiği için fazla kanama da söz konusu olmaktadır.

Kızlık zarı ameliyatı; İlk ilişkiden sonra bekâretini kaybetmiş bir bayanın yeniden kanamanın sağlanması açısından cerrahi yolla yapılan genital bölge ameliyatlarıdır. Cinsel ilişki esnasında tahrip olunan dokunun eğer hasta isterse tekrar yeniden tamiri mümkündür.

Kızlık zarı operasyonu, 20-25 dk süren ve lokal anestezi eşliğinde yapılan, kalıcı ve geçici yöntem olarak adlandırdığımız iki seçenekli bir ameliyattır. Bunlardan ilki kalıcı kızlık zarı; Vajinanın kızlık zarı çevresindeki dokulardan flep yöntemi ile mukoza kalıntılarını kaldırıp, yırtılan bölgede yeni bir kızlık zarı meydana getirme işlemidir. Kızlık zarı kalıntıları yeterli miktarda yoksa kızlık zarına eşdeğer bir yapı oluşturmak için vajinanın iç çeperleri de kullanılabilmektedir.

Diğer uygulanan geçici yöntemde ise, kızlık zarının yırtılmasından sonra kalan dokuların görünmeyen dikişlerle birleştirilerek yeniden dikilmesi işlemidir. Bu işlemde, diğer işlem gibi 20-25 dk arasında sürmektedir. Kişinin ilişkiye girilecek tarihten 3-4 gün önce operasyonu yaptırması yeterli olmaktadır. Hastaya her iki işlem sonrasında yapılacak ya da yapılmayacak durumlar anlatılmaktadır. Bu işlemde kullanılan iplikler kendiliğinden eridiği için dikişlerin alınmasına da gerek yoktur.

Genital Bölge Kararmasının nedenleri

Kadınlar için oldukça can sıkıcı bir durum olan genital bölgenin, vücudumuzun diğer bölgelerine nazaran renginin daha koyu bir renk alması durumudur. Özellikle yaşı ilerleyen ve doğum yapmış kadınların en büyük problemlerinin başında gelmektedir. Fiziksel açıdan herhangi bir sorun teşkil etmese de, psikolojik ve estetik açıdan ciddi problemlere yol açabilir. Hatta cinsel hayatı bile olumsuz etkileyebilir.

Genital bölge kararmasının en büyük sebeplerinden biri renk pigmentleridir. Güneşlenmek renk pigmentlerinin bu bölgeye koyu renkli bir görünüm almasına neden olabilir.

Hormonal değişimler genital bölgenin kararmasına sebep olabilir. Yoğun östrojen hormonu salgılandığında, özellikle de hamilelik ve ergenlik dönemlerinde  kadınlarda genital bölge kararması yaygın olarak görülebilir. Gebelik  süresince, değişen hormonlar genital bölgede olumsuz etki yapabilmektedir. Bu etki genelde de kalıcı olup, doğumdan sonra da düzelmez.

Genital bölgeye uygulanan bazı epilasyon yöntemleri de bu kararmaların sebeplerinden sayılabilir.  Jilet kullanımı ve tüy dökücü kremlerin uzun vadede kullanılması da genital bölge kararmalarına yol açabilmektedir. Genital bölgenin en etkili temizlenme yolu ağdadır.  Ağdanın uzun dönemli kullanımda sıcak kullanılması halinde kararmaya neden olabildiği söylenebilir.

Diğer bir sebepte, doğum kontrol hapları olup, östrojen içeren bu haplarda genital bölgenizin kararmasına sebep olabilir. Ayrıca, yanlış iç çamaşırı tercihleri de bu bölgelerde kararmalara sebebiyet verebilir. Bunun için kadınlar özellikle pamuklu ve hava geçiren iç çamaşırları tercih etmelidir. Yaz mevsimlerinde bikini veya mayo giymek genital bölgenin havasız kalmasına ve bu havasızlık ve yanlış uygulamalar sonucunda da genital bölgenin kararmasına neden olmaktadır.

Genital Bölge Kararmasını Önlemek Mümkün mü?

Genital bölgenin kararmasını engellemek için bazı yöntemler kullanılmaktadır. Bunların başında kozmetik kremler ve lazer uygulaması bulunmaktadır. Genital bölgenin yapısına göre, hazırlanmış kremler genital bölgeye sürülür ve rengini açmak için kullanılır. Bazı kremler sürüldükten sonra yıkanmalı, bazı kremler ise, sürülüp bırakılmalıdır. Bu yöntemleri uygularken mutlaka bir uzmana danışmanızda fayda vardır. Ayrıca, genital bölge kararmalarını önlemek için bitkisel yöntemlerden de yararlanabilirsiniz.

Kullanılan etkili ve kalıcı yöntemlerden biri de lazer uygulamalarıdır.  Bu yöntemde ise, derinin alt tabakalarına kadar inilerek, cilde koyu rengi veren hücrelerin etkisiz hale getirilmesi işlemidir. Bu işlemde, genital bölgenin renginin açılması ile kalmayıp, daha parlak, pürüzsüz bir dokuya kavuşması ve dolgun bir görünüm elde etmesi sağlanmaktadır. Lazer yöntemi ile yapılan bu tedavi 15 dakikada tamamlanmaktadır. İşlemden sonra günlük hayatınıza devam edebilirsiniz.

Gebelik hayatımızın en güzel ve en heyecanlı deneyimlerinden biridir. Hamilelik döneminde hem anne adayları hem de bebekler için oldukça hassas bir dönem yaşandığından, anne adaylarının davranışları, yaşadıkları hem fiziksel hem de ruhsal durumlarını haliyle etkileyebilir.

Temizlik Yaparken Nelere Dikkat edilmeli

Doğuma kadar ki bu süreç içerisinde, pek çok anne adayı için dikkat edilmesi gerekenlerin başında; kimyasal temizlik maddeleri gelmektedir. Bu durum bebekler için riskli bir ortam yarattığından, eldiven ve maske kullanarak kimyasalların annenin bedenine alınmasına engel olabiliriz. Ayrıca, kimyasal temizlik maddelerinin havaya da buharlaşma yoluyla karışması sebebiyle, bulunduğunuz ortamın doğru bir şekilde havalandırılması gerekmektedir.

Yine bu döneminde annenin kan şekerinin düşmesi, tansiyonun düşmesi veya çıkması gibi durumlarda fiziksel anlamda ters hareketlerin yapılmamasına özen göstermeliyiz. Böyle bir durumda gebe dengesini kaybeder ve bayılabilir. Anne adayları bilhassa ev işleri konusunda özellikle de çok fazla efor sarfettiren, ağır eşyaları kaldırmamalıdır. Çünkü sonrasında erken sancılara sebep olup bebeğin kaybı ile sonuçlanabilir. Baba adaylarının ya da bir başka kişinin üstlenmesi daha doğru olacaktır.

Diğer taraftan evinizde ev hayvanları besliyorsanız, dışkılarını temizleme aşamasında da çok dikkatli olmalısınız. Özellikle kedi dışkılarında bulunan parazitler ten teması ile annenin karnındaki bebeğe geçebiliyor ve ona zarar verebiliyorlar.

Sonuç Olarak

Diyorum ki, hassas, narin, nazenin ve kibar kadın olmaya gebelikte de devam…

Unutmayın ki bu 9 aylık süreçte, evin temizliği değil, annenin ve bebeğin sağlıklı bir şekilde hamilelik dönemini atlatması önemlidir.

 

 

bebek-dogarken-hissettikleri

Birçok kadın doğum sonrası bazen hayal kırıklığı yaşadığını söylüyor. Sezaryen gibi bir müdahale ile doğum yapanlar ise yaşamaları muhtemel bir deneyim olan normal doğum sürecini kaçırdıkları için üzülüyor. Peki bebeğin gözünden bu durum nasıldır, hiç düşündünüz mü?

Aslında gerçeği söylemek gerekirse doğum sürecinde bir çok kişi yer almaktadır. Annelerin genellikle ne istedikleri, doğum ile ilgili beklentileri ve doğumun nasıl gerçekleşeceği ile ilgili söyleyeceği çok şey varken bebeklerin bu konuda sesi az çıkmaktadır. Ayrıca doğum planları yapılırken bu küçük insana kimse fikrini sormaz. Öyleyse bebeğinizin doğum ile ilgili tecrübesini, ne düşündüklerini ve geldikleri dünya konusunda hissettiklerini bir düşünelim.

Ne hissettiklerini nasıl bilebiliriz?

Hiçbirimiz doğum esnasında neler gerçekleştiğini hatırlamıyoruz ama kendi bebeğimiz için doğumun nasıl bir şey olduğunu hayal edebilir ve kendimizi onların yerine koyarak empati yapabiliriz.

Karanlık ve uzun bir tünele giriyormuş gibi hissediyorum!

Doğumun nasıl bir his olduğu konusunda beynimizin derin bir köşesinde bir anımızın olması mümkün müdür? Sizce bu dünyadan ayrılırken dünyaya geldiğimiz anı tekrar hatırlamamız ve hissetmemiz mümkün olabilir mi? Ancak bizim bildiğimiz zaman düzlemi içinde hiç birimiz ilk defa nefes aldığımızda, ilk defa ağladığımızda, doktorumuzun popomuza ilk vuruşunda hissettiklerimizi hatırlayamayız. Yetişkin bakış açısıyla bunu sadece tahmin edebiliriz.

Bir çoğumuz için ilk anılarımız genellikle önemli olaylara dayanmaz. Bu anılar annesinden süt emdiğini hatırlayanlardan, 12 yaşına kadar hiçbir şey hatırlamadığını söyleyen kişilere kadar çeşitlilik gösterir. Herkesin hatırlama kabiliyeti ve herkes için akıllarında yer eden olaylar farklıdır.

Eğer bebeklerinizin imkanı olsa size ne sorardı?

  • Ben doğduğumda bir yerim acıyacak mı?
  • Doğum benim için zor bir şey midir?
  • Doğduğumda iyi olacak mıyım?
  • Bu sıkışıklıktan ne zaman kurtulacağım?
  • Dışarıdaki dünya nasıl bir yer?
  • Duyduğum sesler kime ait?
  • İlk beni kim tutacak?
  • Ailem ile ne zaman tanışacağım?

Bir çok kadın bebeğinin doğumuyla ilgili hayal kırıklığı yaşamaktadır. Bu genellikle doğumun planlanan şekilde gitmemesi nedeniyle oluşabilir. Doğumla ilgili sezaryen, vakum gibi bir müdahale gerekiyorsa, bu müdahale her zaman anne ve bebeği için var olan riskleri azaltmak için tercih edilir.

Bazen de 9 aylık bir bekleyiş sonrası doğumun çok kısa süreler içinde gerçekleşmesi sonucunda doğum sürecinin hissedilememesinden hayal kırıklığı yaşanabilmektedir. Gerçekten bazı durumlarda doğum olayı o kadar kolay ve hızlı gerçekleşir ki gebeler genellikle ne olup bittiğini anlayamazlar.

Normal doğum haricindeki durumlarda müdahalenin gerekli olduğunu bilmek ile bu müdahaleyi baştan kabul etmek farklı şeylerdir. Bir çok anne adayı bebeklerinin doğumu ile ilgili düşünceler ile bunları kurgulama arasında gelgitler yaşar. Bu durumda da “acaba doğumda bir sorun olacak mı?” ya da “Bebeğime bir şey olacak mı?” gibi sorular ile ellerinde olmayan bir süreçten dolayı kendilerini harap etmekten alı koyamazlar. Aslında bazen, sezaryen, vakum, forseps, suni sancı yapılmadığında, bazı doğumlar gerçekten sıkıntılı bir hal alabilir. Bunların sonucunda sağlıklı bebekleri olduğu için mutlu olurlar mı? Tabii ki evet ama bu bile, annenin yaşadığı hayal kırıklığı gerçeğini ortadan kaldırmaz. Böyle bir durumda belki de bebeğin gözünden doğumu görmek yardımcı olabilir. Bir süreliğine kendi düşüncelerimizin dışına çıkalım ve bu küçük insanların ne hissettiğini anlamaya çalışalım.

Bebekler için nasıl bir durum olduğunu hayal edelim?

  • Her kasılmada bebeğin kalp atışının düşmesine neden olan stres artışı ve oksijen azalması sizce nasıl bir şey hissettirir?
  • Veya belki de doğmanın ne kadar zor bir deneyim olduğunu, daracık bir kemikten geçmesi için oraya oturması gerektiğini ancak oraya sıkışıp ileri geri hareket edememesini bir düşünün.
  • Veya belki de bebeğin eşi gerektiği gibi çalışmadığı için büyümeye yetecek kadar besin alamadığını bir düşünün.
  • Veya belki de bebek kordonunun boynunuza sıkıca dolanıp beyninize giden kan akışını tamamen kesildiğini düşünün.

Bütün bu senaryolar inanın her gün oluyor.

Çoğumuz sonuçta sağlıklı bir doğum olayıyla neticelendirecek kaliteli bir gebelik takibi ve bakımına sahip olduğumuz için şanslıyız.

Sonunda özgürlüğe kavuşmak…

Kurtuluş ve özgürlük hissi, doğumda bebeğin hissettiklerini tarif eden en önemli hislerdir, bu hissiyat anne için de geçerlidir. Ancak doğum olayı engellenip doğumun ilerlemesi başarısız olursa veya  bebeğin doğumda geliş pozisyonu olması gerekenden farklı ise bu durum sekteye uğrar. Doğumda genellikle ten tene temas olması ya da o anda sıcak bir doğum havuzunda doğum yapmak çok da önemli olmaz. Zaten bundan sonra anne ve bebek arasında sıcak ve yakın bir bağ kurulacaktır.

Asıl önemli olan mümkün olan en kısa sürede doğum olayının gerçekleştirilmesidir.

Bu kadar küçük biri için rahatlama hissinin gerçekten büyük bir olay olduğunu düşünüyorum.

gebeler-icin-deniz-mahsulleri

Hangi balıklar, gebe kadınların tüketmesi için güvenlidir?

Gebe kadınlar hangi balıktan ne kadar tüketmelidir?

Yanlış bir balığın fazlaca tüketilmesi, bebeğin beyin gelişimini olumsuz etkileyen civanın fazlaca alınmasına neden olabilir. Az balık tüketimi ise bebeğin büyümesini ve beyin gelişimini olumlu yönde etkilediği bilinen omega-3 yağ asitlerinden bebeği mahrum edebilir.

2017 Ocak ayında Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından bu konuyla ilgili yeni bir rehber yayınlandı. Bu rehber gebeler ve emziren anneler ve aynı zamanda 16-49 yaş arası tüm kadınlar için öneriler niteliğindedir.

Daha önce FDA tarafından 2014 yılında yayınlanan rehberde civa oranı düşük balıkların haftalık tüketim miktarları belirlenmişti.  Buna göre minimum 240, maksimum 360 gr olarak saptanmıştı. Ancak düşük civa oranına sahip balıkların hangileri olduğuna dair net bilgilendirme yapılmamıştı. Ayrıca civa seviyesi yüksek olan balıklardan da uzak durulması tavsiye edilmişti.

2017 FDA-EPA kriterleri

FDA-EPA yaptığı bu son çalışmada “net fayda” yaklaşımı olarak yeni bir kriter belirledi. Bu kriter basit ifadeyle şu hususu belirtmektedir. Eğer omega-3 ün faydası civaya maruz kalma riskinden daha yüksekse bu balık güvenilir olarak addedilebilir. Bu mantığa göre gebe kadınlar omega-3 bakımından zengin balıkları civa seviyeleri yüksek bile olsa yemeğe teşvik edilmelidir.

Ayrıca bu rehberde balıklar civa seviyelerine göre ‘’en iyi seçim’’, ‘’iyi seçim’’ ve ’’uzak durulması gerekenler’’ olarak gruplandırılmış. Ayrıca ajans en iyi seçim ve iyi seçim gruplarındaki balıklardan ne kadar yenilmesi gerektiğini belirlemişler. Buna göre en iyi seçim grubundaki balıklardan haftada 120 gr lık 2-3 porsiyon, iyi seçim grubundan da haftada 120 gr lık 1 porsiyon yenilmesini önermiş. 4-7 yaş arasındaki çocuklar için porsiyon miktarı 60 gr dır.

En iyi seçim balıklar: istiridye, somon (yabani ve Alaska, konserve veya taze), sardalya, tarak, karides, kalamar.

İyi seçim balıklar: Yayın balığı, yengeç, kerevit, yassı dil balığı, mezgit balığı, kefal, fasulye ve alabalık.

Uzak durulması gereken balıklar: Büyük gözlü orkinos (suşide sıklıkla kullanılır), Körfez çobanbalığı, kral uskumru, marlin, turuncu kaba, köpekbalığı, ve kılıç balığı.

Bu balıklar doğurganlık çağındaki, gebe veya emziren kadınlar ve küçük çocuklar için güvenli değildir.

FDA-balik-tavsiyesi

Kaynak: U.S. Food and Drug Administration

Çalışmanın Sonucu

Kendinizi, gelişmekte olan bebeğinizi veya büyümekte olan çocuğunuzu aşırı cıvalı etkilerden korurken omega-3 bakımından zengin bir diyetin tüm faydalarını elde etmek de mümkündür. İpucu, doğru türde balık seçmektir.

FDA in iyi seçim grubundaki balıklarından haftada 1 porsiyon tüketmek gebe kadınları , çocukları ve doğurgan kadınları güvenli tarafta tutar. Risk grubunda olan kişiler için yukarda belirtilen en iyi ve iyi seçim grubundaki balıkların tüketilmesi önerilir.

Ayrıca gebe kadınların suşiden uzak durmaları ( ton balığı veya orkinostan yapılmış), midye gibi kabukluları tüketmemeleri önerilmektedir. Yukarıda önerilen iy ve en iyi seçim balıklardan haftada önerilen porsiyonlarda tüketmeleri önerilmektedir.

Benim Yorumum

Amerika gıda ve ilaç dairesi (FDA) ve EPA Amerika’da satılan balıklardan düzenli olarak numune alıp, civa düzeyleri ile birlikte birçok bilgiyi kamuoyuyla paylaşmaktadır. Yukarda belirtilen öneriler bu inceleme dikkate alınarak yine FDA-EPA tarafından hazırlanmıştır. Ama ne yazık ki ülkemizde resmi olarak civa düzeyi bilgilerine ben rastlayamadım. Yine de 1970-1985 yılları arasında üniversiteler tarafından hazırlanmış bazı çalışmalar dikkate alınabilir.

Civa aslında soluduğumuz havada bile buharlaşmış olarak bulunan bir metaldir. Civa suya girdiğinde bakteriler ve su yosunları tarafından zehirli bir toksin olan metil civaya dönüşür. Küçük balıklar bu yosunları ve mikroorganizmaları tüketir ve vücutlarına civa geçmiş olur. Daha büyük balık ise küçük balığı yer ve vücutlarına civa girmiş olur. Büyük balık ne kadar büyükse (köpekbalığı, orkinoz, vb.) o kadar fazla balık yer ve o kadar fazla civa alır.

Hangi Balıklar Tüketilmeli

Yukarıdaki çalışmalar neticesinde ülkemiz denizlerinde en düşük civa seviyesi kefalde bulunmuştur. Yine küçük balıklardaki civa seviyesinin diğer iri balık çeşitlerine göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir.

Barbunya, Çipura, İstavrit, Mercan, Mezgit, Sardalya, Tekir ve Uskumru balıklarında tespit edilen civa seviyesi FDA tarafından önerilen “iyi seçim” grubundaki civa seviyesi ile benzer düzeydedir. Dolayısıyla bu balıklardan haftada bir porsiyon tüketmek uygun olacaktır.

Hamilelikte Omega-3 yağ asiti barındıran balıkların tüketilmesi daha önemlidir. Bu nedenle balık tercihinin bu balıklardan seçilmesi ve haftada en az 1 porsiyon tüketilmesinin faydalı olduğunu düşünüyorum. Yine civa seviyesi bakımında FDA ye göre “en iyi seçim” ve “iyi seçim” kategorisinde yer alan Somon, Hamsi, Ringa, Uskumru, Alabalık, Somon ve Sardalya haftada 1 veya 2 porsiyon tüketilmesi uygundur. Omega-3 bakımından en zengin balıkların sıralaması da yukarıdaki liste ile paraleldir. Dolayısıyla omega-3 bakımından en zengin balık Somon balığı olarak göze çarpmakta.

Hamileler, kontrollü ortamda üretilen kültür balıkları ve temiz alanda yakalandığına emin olunan balıklar tercih edebilirler. Yine de bu balıkların civa seviyeleri bilinmediği için haftada 1 porsiyon tüketilmesi uygun olacaktır.

Civa oranı yüksek olan ve FDA tarafından uzak durulması gereken balıklar sınıfında yer alan kılıç balığı, köpek balığı ve büyük uskumru’nun ve özellikle midye’nin hamileler ve çocuklar tarafından tüketilmesinin uygun olmadığı kanaatindeyim.

kadin-beyni

Günlük hayatta bir saati bir saatini tutmuyor diye kızdığınız eşinizin aslında hormon kurbanı olduğunu biliyor muydunuz ?!!!!

Kadınlardaki hormon seviyelerinin adet döngüsü boyunca sosyal davranışı etkilediği tespit edildi. Yumurtlama sırasında karşı cinse olan ilginin artmasının yanı sıra, dönem öncesi duygu durum bozukluğu ve sinirlilik hali zaten bilinmekteydi. Çalışma Almanya Goethe Üniversitesi’nde 400 kadın üzerinde yapıldı.

Katılabilme şartları

Bu çalışmaya doğal adet döngüsüne sahip olan katılımcılar seçildi. Başka bir deyişle doğum kontrol hapı kullanmamaları, hamile olmamaları ve henüz menopoza girmemiş olmaları katılma kriterleri olarak belirlendi.

Çalışmada kadınların insanlarla olan işbirliği istekliliği karşılaştırıldı. Bunun için yumurtlama döneminde olan ve adet gören kadınlar seçildi. Yumurtlama döneminden birkaç gün sonra ve adet sırasındaki östrojen ve progesteron hormonlarının düzeyleri tespit edildi.

Araştırmacılar, uzmanlar yardımıyla psikolojik ölçek olan “Sosyal Değer Oryantasyonu” (Social Value Orientation) kullanarak kişilerin işbirliği için bireysel istekliliklerini ölçtüler. Bunu yapmak için de kadınlardan hayal ettikleri parayı kendisi ve tamamen yabancı bir başka kişi arasında bölüştürmelerini istediler.

Çalışma Sonuçları

Bu çalışmada, paylaşma konusundaki istekliliği yüksek olan kadınların gerçek hayatta daha fazla bağışta bulundukları, araba yerine metro kullandıkları ve görüşmelerde uzlaşmaya daha istekli oldukları tespit edildi. Çalışma sonucunda kadınların adet sırasında ve sonrasında yumurtlamadan birkaç gün sonra elindekilerini bir yabancıyla paylaşmaya daha eğilimli olduğunu gösterildi. İstatistiksel olarak kadınlık hormonu olan östrojen seviyesi ne kadar yüksek olursa, kadınların paylaşma isteğinin o kadar düşük olduğu sonucuna varıldı.

Süt salgılanmasını sağlayan oksitosin, ve erkek seks hormonu olan testosteron gibi hormonların insanlarda işbirliği yapma istekliliğini etkilediği önceden yapılan çalışmalarda tespit edilmişti. Bu çalışmadan elde edilenler daha önceden yapılan söz konusu çalışmaların sonucu ile örtüşmektedir.

Benim aslında daha çok merak ettiğim başlıkta da yazdığım gibi işbirliğine istekli olma döngüsüne bağlı dalgalanmaların kadının günlük hayatını ne kadar etkilediği ve hangi yaşama alanlarının bundan özellikle etkilendiği konusu oldu. Eğer hormonlar davranışlara bu kadar çok etki ediyorsa, doğum kontrol hapları gibi sentetik yapılan bazı hormonların kadın beyninde nasıl devasa bir güç yaratacağını buyrun siz düşünün…

Ha bu arada kadınlardan hangi zamanlarda bir şey isteyeceğinizi ve reddedilmeyeceğinizi öğrendiniz. Bu da benim size küçük bir kıyağım olsun…


 

jinekolojik muayene

Kadınların önemli bir kısmı jinekolojik muayene ‘nin öneminden haberdardır fakat utanma, heyecan, korku gibi duygular nedeniyle ihmal ederler. Düzenli olarak yapılan jinekolojik muayene eğer varsa hastalıkların erken teşhisine neden olur ve bu da tedavi sürecinin çok daha verimli geçmesini sağlar.

Jinekolojik muayene ile rahim, rahim ağzı, yumurtalık ve vajen kanserleri çok erken safhalardayken tespit edilebilir. Yine rahim ağzı bölgesindeki enfeksiyonlar henüz bir yaraya yol açmadan teşhis ve tedavi edilebilir.

Yılda bir jinekolojik muayene

Cinsel olarak aktif her kadının hiçbir jinekolojik şikayeti olmasa da düzenli olarak yılda en az bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi şarttır. Genç kızlarsa, kadınlık sürecine girmeden önce en az 1 kere, genital organlarının gelişimi ve adet düzenlerinin takibi açısından mutlaka jinekolojik muayeneye tabi olmalıdırlar.

Jinekolojik muayenede öncelikle kadının dış genital organları gözle incelenir. Bu sırada dış dudaklarda, kitleler ve sert dokular varsa akıntının rengi, görünümü, kızarıklık ve şişlik olup olmadığına bakılır. Daha sonra vajen ve rahim ağzına spekulum denen aletle gözle bakılarak incelenir. Bu esnada vajen ve serviksteki çeşitli lezyonlar, yaralar, kitleler ve varsa akıntı direkt bakılarak incelenir. Lezyonlardan smear denen sürüntü veya icap ediyorsa biyopsi (parça) alınır. Akıntı varsa bundan kültür alınabilir ve direkt mikroskopta incelenebilir. Vajen ön ve arka tarafında sarkma olup olmadığı idrar torbasının ve “Üretra” denilen idrar yapılan kanalın durumuna bakılır. İdrar kaçırma olup olmadığı tespit edilir.

En son elle muayene yapılır. Bu muayenede bir elimiz (genellikle sağ) işaret ve orta parmaklar vajende diğer el ise karında basınç uygulayarak iç genital organlar değerlendirilir. Kist, miyom, batında yapışık kitleler hissedilmeye çalışılır. Hassasiyet olup olmadığına bakılır.

Jinekolog’a ne zaman gitmeli

Jinekologa başvurulması gereken durumlar

  • Kötü koku, kaşıntı, kızarıklık, renkli akıntı varsa,
  • Vücudun normalin üzerinde tüylenmesi, erkek tipi kıllanma halleri ve memelerden süt ya da benzeri sıvı gelmesi hallerinde,
  • Adetler düzensiz sık ya da seyrek, kanama miktarı çok fazla ya da çok azsa, adet dışı kanama varsa,
  • Korunulmadığı halde gebe kalınamıyorsa,
  • Karında ya da dış genital organlarda, kasıklarda kitle veya şişlik varsa,
  • İlişki esnasında ya da sonrasında kanama oluyorsa,
  • Adetlerin aşırı sancılı olması, ağrılı ilişki ve geçmeyen kasık ağrıları varlığında,
  • Gebelik planlanıyorsa,

Mutlaka öncesinde herhangi bir problem olup olmadığına bakılması gerekir.

Jinekolojik muayeneyle ilgili bilinmesi gereken bir şey de ultrasonun vazgeçilmez bir tanı arası olmasına karşın bazen yetersiz olabileceğidir. Her muayenede kullanılması gerekmekle birlikte ek izleme yolları kullanmak isteyen doktorun bir bildiği olduğu unutulmamalıdır.

Bazen hastalar vajinal yolla bakılmasına karşı çıkıp ultrasonda diretirler. Oysa vajinal yolla bakılması gerekliliği varsa doktorun bu tercihi ciddiye alınmalıdır. Ultrasona ek olarak, tercihen hasta bakire değilse vajinal yolla bakılmalı, bu olamıyorsa abdominal ultrason uygulanmalıdır.

Bakirelerde spekulum muayenesi ve vajinal ultrason yapılamaz. Vajinal el muayenesi de zar yırtılmasına yol açacağı için mümkün olmaz. Bunun yerine dış genital organlara gözle bakılır ve bu yolla gelişim, akıntı, lezyonlar vs. değerlendirilir. Akıntı kültürü alınabilir. Hastaların çoğu karşı çıksa da rektal muayene yapılarak batın içi kitleler araştırılabilir. İdrar kesesi doldurularak sıkışma hissi oluştuğunda abdominal yolla ultrason yapılabilir.

Smear testinin regl döneminde kanamalıyken alınamayacağı bilgisine ek olarak regl döneminde jinekolojik muayene yapılabileceğini ve hatta bazı durumlarda özellikle kanamalıyken yapılması gerekebileceğini belirtmek isterim.

Jinekolojik muayenenin ihmal edilmemesi gerekliliğini ve doktorunuzun yapılmasını uygun gördüğü tüm testlerin yapılmasının önemini yeniden vurgulamak isterim. Kadın sağlığı, yeni nesillerin de sağlıklı olarak dünyaya gelişini müjdeler, unutmayın!

iyi bir dünya

Daha iyi bir dünya hayal ediyorum. Bütün çabam, düşünmem, didinmem, anlatmam, gelişmem bundan.

Daha iyi bir dünya istiyorum…

Ne zaman bu satırlara aklımdan ve kalbimden bir şeyler dökmek istesem yaşadığım ilk duygu kararsızlık oluyor. Bunu şans olarak yorumluyorum, birden fazla konuda söyleyecek sözüm var diye seviniyorum kendimce. Üstüne kafa yorduğum konuların tamamı uzmanlık alanım içinde değil elbette. Bir vatandaş olarak, bir eş, bir anne olarak, bir kadın, bir dost olarak, bir seçmen olarak ya da bir komşu olarak söyleyeceklerim oluyor. Dikkat çekmek istediğim konular dolanıyor aklımda. Sözcüklerimin kimseye ulaşmadan, kimseyi düşündürmeden evrende kaybolup gitme olasılığını göze alarak yazıyorum. Çünkü yazmak beni ben yapıyor. Bir yazar olduğum için değil, düşündüklerimi basit bir filtreden geçirerek ve sahiden hissederek yazdıklarım için. Yazmak kendime olan inancımı güçlendiriyor. Sesim kısılabilir, kekeleyebilirim, heyecanla dağıtabilirim ama sözcükler aynı kalır. Söz uçar yazı kalır.

Bu girizgahı neden yaptım dersiniz? “Bir doktorun, ülkenin gidişatına, sosyal konulara, gündeme ilişkin yazması, fikir beyan etmesi, tavsiyede bulunması yadırganır” diyenler olduğu için. Onlara cevap vermek için değil bu yazı. Maalesef onları bu kadar da ciddiye almıyorum. Aksine, herkese seslenmek için yazıyorum. Mesleğiniz, hayattaki rolünüz sizi kısıtlamasın. Yetkileriniz sınırlı olabilir. Ancak aklınız ve hisleriniz sonsuz ve bağımsızdır. Ve kim bilir belki de birileri sizin sözcüklerinizi sabırsızlıkla bekliyordur. Bir şeyi düzeltir, bir şeyi değiştirirsiniz. Sizi durdurmak isteyenler olacaktır ama durmayınız.

Diplomamı Hayatıma Astım

Üniversite yıllarım tüm tıp fakültesi öğrencileri gibi uykusuz, yorgun ve dolu dolu geçti. Sosyal bir insan olmaktan alıkoyamasa da beni, zaman zaman sınırladı. Çünkü zaman sonsuz değildi, yetişmek zorunda olduklarım, geride bıraktıklarıma hep nanik çekti. İhmal ettiğim insanlar, kaçırdığım oyunlar, konserler, yarım bıraktığım kitaplar oldu. Özlemekten yorgun düştüğüm yerler, çekmediğim fotoğraflar… Eksik kalan şeylerim oldu. Ama uzaktan da olsa baktım onlara. Koşturmacamın bu rasyonel kısmı bittiğinde, diplomam duvara asıldığında, yalnızca doktor olduğumu düşünenler oldu. Oysa ben diplomamı gördüklerinin aksine duvarıma değil, hayatıma asmıştım. Bir doktorun sahip olması gerektiğini düşündüğüm tüm nitelikler için dolmaya hazır bir havuzdum ve aynı anda açtım hayatın musluklarını. Zamanla doldum.

Yeni yetkinlikler için eğitimler, yeni amaçlar için yollar aldım. Çünkü söyleyecek sözlerimin anlaşılması güç tıp terimlerinin dışında olmasını önemsemem gerektiğini ta küçükken anlamıştım. Babam, öğretmenimken. Babam düşünürken. Babam düşündüklerini bize basit sözcüklerle anlatmaya çalışırken. Annem babamı can kulağıyla dinleyip üstüne kendinden de koyarken. Evimizde iyiye, güzele dair yarışılırken. Hayatın mesleklerden öte bir anlamı olduğu konuşulurken. Önce, Oğuz’un da benim de insan olmamız salık verilirken.

Hayal Ediyorum

Daha iyi bir dünya hayal ediyorum. Bütün çabam, düşünmem, didinmem, anlatmam, gelişmem bundan. Ben, dünyaya gelmelerine aracılık ettiğim çocuklara daha iyi bir dünya istiyorum. Eleştirim, takdirim, önerim hep onlar için. Bugün değil, yarın için. Ben bir doktorum evet ama doktor olmasaydım başka bir Gökçen olurdum. Yine düşünen, yine okuyan, yine anlatan bir Gökçen olurdum. Anne olurdum, eş olurdum yine, evlat olurdum, kadın olurdum yine. Yükümlülüğüm bundan. Doktorluğumsa tacı başımın, uzman aklım, en akıllıca yatırımım. Ama ben her şeyden önce akıl bahşedilmiş bir basit insanım.

Hep Yazacağım…

orgazm olma

Bazı kişiler, mutlu bir cinsel ilişkinin yaşanması için mutlaka birlikte orgazm olmaları gerektiğine inanır. Ancak erkek ve kadının birbirinden farklı olan fizyolojisi, kişilerin orgazm olacakları anı tam olarak belirleyememelerine sebebiyet verir. Birbirlerinin cinsel yanıtlarını tam olarak ve anında bilememeleri gibi birçok nedenle, çiftler nadiren aynı anda orgazm olur.

Devamını Oku “Aynı Anda Orgazm Olmak Şehir Efsanesi mi?”