Bugün en önemli şey bu; Ümitli olmak

Bir fincan çay almış bugünkü yazımı yazmaya niyetlenmiştim. 14 Mart Tıp Bayramı’mızı kutlayacaktım. İyi ki diyecektim, iyi ki hayatımı bu ideal üzerinden biçimlendirmişim. Cuma gecesi elime geçen bir mektuptan ve onun içindeki iyileştirici duygulardan söz edecektim size. Beni mesleğime ve yetkinliklerime bir kez daha sevdalı kılan, bu mesleği, bu işi neden yaptığımı hatırlatan birinden söz edecektim. Mektubun sonunda “Tıp Bayramınız kutlu olsun. Yazılarınızdan aldığım feyzle söylüyorum; insanı dert eden yüreğinizden öperim.”  Kızılay’dan 38 yaşında bir kadın, derdini öyle eğlenceli, öyle ümitli paylaşmıştı ki benimle; niyetim onu yanıtlamaktı bir de, sonuna da iliştiriverecektim ‘siz kendinizle ve kaderinizle bu denli barışık olduktan sonra onun etkilerini hafifletmeniz ve yaşam kalitenizi düşürmesini engellemeniz resmen çocuk oyuncağı. Ben de sizi inanarak çarpan kalbinizden öperim’. Ona böyle söyleyecektim. Hayalimde bakımlı, hoş gülüşlü hafif balık etli bir kadın belirmişti, onu sevmiştim. Neşesini, kendiyle alay eden ama bir çaresine bakmanın yollarını arayan halini sevmiştim. Bugün bu satırlarda kendisinden bahsedildiğini görmesini isterim okuyunca. Bugün bir yerlerde hala yaşıyor olmasını, sağlıklı olmasını, sevdikleriyle olmasını tüm kalbimle dilerim. Umarım yalnızca kulaklarını tıkamış, korktuğu için su içmiş ve sürekli çalan telefonunun ucundakileri sağlık haberiyle sevindirmiştir. Umarım her zaman her konuda ümitli kalır bundan sonra da.

Bugün en önemli şey bu; ümitli olmak, düşmemek, kan sevdalılarının ekmeğine yağ sürmemek. Kaderiyle barışık insanlar olmak, başa gelen her şeyi kabullenmek ve onların yarattığı olumsuz duygulara teslim olup akışına bırakmak demek değil; ‘böyle gelmiş, böyle gider’ demek değil. Kaderiyle barışık olmak demek; bunların neden yaşandığını, yaşanmasının nasıl engellenebileceğini ya da hiç değilse etkilerini hafifletmenin nasıl başarılabileceğini düşünmektir. Bunları hayata tatbik etmek ve yaşamın olağan seyrinde sürmesi, yarının aynı şevkle beklenmesidir. Vazgeçmemek ama kör de olmamaktır.

Tüm terör saldırılarının öncelikli hedefi kaostur, ümitsizliktir, güven duygusunu yok etmek, insanları bu sayede birbirinden koparmaktır. Uyanık olalım, dikkatli, haberdar ve temkinli olalım ama asla hayattan kopmayalım. Yıllık izinlere ayrılıp çocuklarımıza felaket senaryolarından beslenme çantaları hazırlamayalım mesela. ‘Olmadı, başaramadınız. Biz vazgeçmiyoruz, siz vazgeçin’ demeliyiz.

Burası Ankara. Gazi Mustafa Kemal’in seçtiği başkent, burası Türkiye’nin kalbi. Durmaz Ankara! Ve bu yıl Tıp Bayramı’mız, elim olaylarda görevinin başında koşturan, üzülen ama ümidini yitirmeyen tüm sağlık çalışanı arkadaşlarıma armağan olsun! Güzel ülkem yine dilerim; bu son olsun

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir