Bacaklarım mı Güzel

Kadın Hastalıkları ve doğum uzmanı olarak doğum denen mucizenin ortasındaydım daima. Ve kendimi daima çok şanslı saydım. Hikayesi inançtan inanca, toplumdan topluma değişen bu serüvenin bir yerinde olmak hayat boyu sürecek bir ‘şanslılık’ hissini de beraberinde getiriyor.

Dünyaya gelmesine yardım ettiğim, ayaklarından tutarak göz hizasına kaldırdığım, hayatın içine çektiğim her bebek, o bebeğin ilk ağlayışını görmek, göstermek için poposuna vurduğum ilk şaplak, hissettiğim o ilk nefes… Onların büyümeleri, kendi içlerinde devleşmeleri, isimleri, cisimleri… Hepsi eşsiz. Benim dünyam anlamsız gibi gelen o ‘ınga’da saklı. Anlamsızlığın anlam bulduğu an, o an benim için.

Ve bir bebeği leyleklerin getirmediği, bebeklerin başlangıçta birer damlacık oldukları fikri nasıl da hayret verici, nasıl da büyüleyici hala insan için. İki insanın teni ve teri birbirine aşkla karışınca erkekten kadına geçen o damlanın, insanlığı şekillendirmek için kadında yer edinip büyümeye ve bir ‘insan’ olmaya karar vermesi, işte o var olma serüveninin ilk evresi! Unutmayın, ayıp değil, çünkü ‘sevmekten gelir sevişmek’.

Biz kadın doğum uzmanlan bu var olma serüveninin içinde mutlaka ikinci aşamada, gebeliği takip eden aşamada hazır bulunuruz. Ben Gökçen Erdoğan, kendini iki kere şanslı sayıyorum ki bir cinsel terapist olarak o ilk evrede de, yani iki insanın teni ve teri sağlıklı biçimde karışsın diye, her iki kişiyi de olağan ve hatta olağanüstü mutluluğa eriştirmeye giden yol su gibi akarak açılsın diye etkiliyim, yanınızdayım.

Mesleki olarak pek çok aşamadan geçtim. Bu aşamalar, zorlukla ve suni engellerle doluydu. Suni diyorum, çünkü bu engelleri karşıma olağan bir biçimde hayat getirmedi. Hayat bu kadar zalim bir şey değil, hiçbir zaman olmadı. Zalim olan insanlar. Bir kadın olarak, bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak cinsel sağlığın ve terapinin gerekliliğinden bahsetmeye başladığım andan itibaren çelme takanım çok oldu.

Kadın olmamdan hoşlanmadılar. Cesur buldular beni. Evet cesurum. Ama bundan kötü bir şeymiş gibi söz edenler oldu. Akrabasına tecavüz eden, toplu taşıma araçlarında kadınları taciz eden, her yatak odasıyla ilgili verecek bir fetvası bulunanlardan olmadığım, cinsel eğitimini tamamlamamış bir erkek olmadığım için cesur buldular beni.

Hayır feminist bir bakış açısı geliştirmiyorum. Kadın olmayı kutsallaştırmak değil niyetim. Pozitif ayrımcılık falan da istemiyorum. Eşitlik derseniz, yerine göre almayı zaten biliriz. Ben insanlar için bilim istiyorum, yöntem istiyorum, yordam istiyorum. Ben eğitilmiş ve cinsel kimliğinin farkında insan istiyorum. Bir kadın olarak istiyorum. Bir anne olarak istiyorum. Yok kardeşim, ipin ucunu bırakmıyorum. Kadınım diye sevişmelerden, orgazmdan söz edemeyeceğim gibi bir saçmalığı kabul etmiyorum. Haydi hodri medyan, kim daha akıcı, kim daha etkili, kim daha ilkeli anlatacak bakalım, ben burdayım.

Bugün burada konuşmak için belki onlarca konu geçti aklımdan. Ama sonra, spot ışıklarını, henüz anlaşılmadığına inandığım bir noktaya çevirmek istedim. Medyanın gücünü nasıl kullandığıma.

Popüler olmak mı istiyorum sizce? Uykumdan feragat ediyorum, çocuklarımın vaktinden çalıyorum, havaalanları oldu meskenim, yarı aç yarı tok, koşabilmek için ayakkabı değiştirerek, hiçbir doğumumu, hasta kontrolümü kaçırmamak için saniyelerle yarışarak şehirlerarası mekik dokuyorum. Bunları ne için yapıyorum sizce?

DEVAM>>>

Sayfa 1 / 3123

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir