Aşk Nedir? Sevgi Nedir?

Beş duyu organımız var. Bütün dünyayı onlarla algılıyoruz, hayatı tatmak, hayatı koklamak, hayatı görmek, hayatı duymak ve hayatı hissetmek… Çocuklarımıza ilk bunu öğretiyorlar okulda. En şanslı olanlarımızın bunların tamamına sahip olduğunu, bazılarımızın bunların bazılarından yoksun olduğunu ama onların da tüm zorluklarına rağmen bu yoksunlukları aratmayacak başka ayrıcalıklara sahip olduğunu…

Tüm duyuları yerinde olanların ya da en az bir duyuya sahip olanların, özetle nefes alanların duyularını alt üst eden, hem onları ölümüne sömürüp hem de hiç olmadıkları kadar işe yarar kılan bir şey var. Bir bilmecenin hemen akla gelmeyen ama çok da basit cevabı gibi: AŞK!

Aşktan başka işi olmayanlar yardıma muhtaçtır belki de en çok. Ağır bir iştir aşk. Kendinden başka birini daha taşımak beyninde. Bedeninde hissetmek için durmadan çabalamak. Boşa koysan dolmamak, doluya koysan almamak.. Bir ince sızının yerleşmesi kalbine… En mutlu anlarında bile tarifsiz bir korku hissetmek neden korktuğunu dahi bilmeden. Midende kızışan tavalarca yağ, patlayan ve vücudunun farklı yerlerine sıçrayıp ince ince dağlayan…

Aşk, kelebeğin tek günlük ömrünün telaşında ve yüzlerce yıl yaşayacak bir kaplumbağanın yavaşlığında…
Aheste aheste sevmenin lezzetinde ve hiç yaşayamayacak gibi sevmenin acısında…
Aşk, her kimse onun sahibi, hiç sahibi olmamışçasına…

Yaşı yok bunun, devri yok, hasmı yok, kısmı yok; bir bütün o, her zerreye yakışan ve en güzeli daima ‘seninki’ olan.

Her aşık en çok kendisi aşıktır, en büyük heyecan ondadır, en büyük istek, en büyük hassasiyet, en büyük tutku, en büyük en büyük ve en büyük… Kalbine sığmaz ondakiler; aşk, ondadır. Başka kimsede yokmuş gibi, ruhu bedenine çokmuş gibi, dünya başına dertmiş gibi, hayat yaşına zevkmiş gibi, her şey aynı anda aynı yerde binbir biçimde varmış gibi… Aşk gibi…

Sahip çıkılmayan aşklardan özür dilenir hayat boyu, yaşanamayan aşkların acısı ilk günkü gibi kalır. Hatalar bürünür ete kemiğe, pişmanlıklar insanı kemirir durur. Aşksız hayatların eksikliği, ya dillenir ya dillenmez, ama illa ki düşünülür. Dünya aşktan ibaret değildir de aşk başlı başına bir dünyadır. Adam, tutar kadının elinden ve değişir dünya. Kadın, yaslar başını adamın omzuna ve durur dünya. Adam, öper kadını ve iyileşir dünya. Kadın, sarılır adama ve kamaşır dünya. Adamlar ve kadınlar, kimi sevdikleri, kime beş duyularını hizmetine sunacak kadar aşkla bağlandıkları yalnızca kendilerini ilgilendirmek üzere, olurlar tek bir dünya. Dünya, aşk olur, aşksa dünya. Onun kokusu, onun tadı, onun sesi, onun yüzü, onun teni, aşkın tekelinde ve dünyanın merkezinde yer edinir, hiç sormaz. Seçim şansı vermez, akıl fikir bırakmaz…

Aşk bir akıl tutulması, fikirsizliktir. Aşk bir dil tutulması, zikirsizliktir. Aşk, dünya var oldukça devirsizliktir.

Yerini bıraktığı sevgi, kendi tükenince seçtiği o kutlu varis, dünyanın en güzel dinlencesidir. Yine ve yeniden sizindir.

Aşk… Ötesi berisi ne de anlamsız, yalnızca sizsiniz.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir